Hani Kazım Karabekir İstiklal Savaşı'nı, yeniden yapılanmayı anlatırken diyor ki; "Hava o kadar puslu ki, şeytan bile müslüman mintanı giymiş". Tam bu havayı anlatıyor Hava o kadar bulanık.
Geçtiğimiz Cuma günü "Üç bürokrat baharı göremeyecek" dedik, telefonlarımızın ardı arkası kesilmedi. Yani burada şu var; iktidara mensup olan siyasetçi hacet makamıdır, çözüm makamıdır, çare makamıdır. Ama bürokrata laf geçiremediği zaman millete anlatıyor. Burada, zavallılık, acziyetlik ve beceriksizlik var.
Eğer bürokrata hükmedemezseniz, çözüm ürettiremezseniz siz çözülürsünüz. Siz onun memuru olursunuz. Bu işin doğrusu bu! Kaldı ki bürokrat, teknik adam veya bürokraside bulunan kişi vatandaşa hizmet etmekle mükellef. Bunu beceremiyorsa, bunun gereğini siyasetçiler yapacak, il başkanı yapacak, milletvekili yapacak! Yapmazsa zaten düşüş başlıyor.
CUMHURBAŞKANIYLA HELALLEŞTİK
Şimdi beni yakın, çok yakın bilenler veya zaman zaman da buralardan tahmin edenler, dinleyenler, takip edenler Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı benim bir duruşum vardır, bunu bilirler. Yeni Parti'ye karşı duruşumu bilirler, AK Parti'ye karşı ve Cumhurbaşkanı'na karşı da herkesin bir duruşu var, benim de duruşum var bilirler.
Doğruya doğru, eğriye eğri demeye çalışıyoruz. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la biz helalleştik. Nasıl helalleştik? Şimdi benim çok kızdığım, özellikle kabullenmediğim, İstanbul Sözleşmesi ile beraber Türk aile yapısının altını üstünü dinamitleyen bir yapıyı Türkiye'ye nasıl layık gördü diye zaman zaman ihtilaflı eleştirilerimiz vardı. Hak vardı, hak, hak!
Hepsinden önemlisi bu yapı böyle devam ederken bu memlekette, Milli Görüş kökeninden gelen, milli olan, yerli olanların hepsi, çoğu dışarıda kaldı. Dışarıda kalınca milli olmayan, yerli olmayan, menfaati olan, enaniyeti olan, hesabı olan, para, makam, kadın ve yaşam dörtlüsünün içinde dört köşe olanlar ne yaptı, etrafı sardı.
Bu, iktidar olan, güç olan herkesin etrafında olabilecek bir şey. Ama bugünlerde, uluslararası siyasette ve oyunda Sayın Cumhurbaşkanı müthiş bir oyun kurdu. Müthiş! Müthiş! Bir İran savaşı dünyaya çok şey anlattı. Bunlarla beraber hani İran, İsrail, Amerika savaştılar. Kim kazandı? Kazanan kim? Var mı burada bir kazanan diyebileceğimiz? Yok! Ama Türkiye kazandı.
İslam coğrafyasındaki Şii propagandası ve gücünün kolu bacağı kırıldı. Çok güzel oldu bu.
İran'ın yüzyıllardan beri oradaki yapının bizim Batı'ya döndüğümüzde Osmanlı'da ve şu anda da Acem casuslarıyla beraber bu ülkeye verdiği zararın haddi hesabı yok. Bir Müslüman'la, hep Müslümanlarla uğraşmış. İran 100 yıl önce, Türkmenistan, Türkistan diye geçen bir coğrafya.
İran'ın kelime anlamına bakın, özüne bakın, neden İran olmuş? Türkistan'dan niye İran olmuş? Ancak İran güzel bir abdest aldı. Bu abdestle bir 100 yıl namaz kılar bu.
İki, Bağdat'ta bir anlaşma yapıldı. Yapılan anlaşma, bir günlük bizim 1 milyon varil petrol ihtiyacımızın hepsini Irak'tan temin edeceğiz. Bunun arka planları da çok güzel. Tabi uluslararası dilde veya tabanda veya Düzce'den konuşulduğu zaman ne ifade eder, bunu zaman içinde göreceğiz. 2-3 ay sonra bunun ifadelerini göreceğiz.
Üçüncüsü, Mekke'de bir anlaşma yaptı. Mekke'de yapılan anlaşmayla beraber Türkiye'nin nükleer gücü oldu, Pakistan dahil olarak. İslam coğrafyası, Amerika'nın, emperyalizmin, siyonizmin, Tel Aviv'in ve İslam coğrafyası bunların arkasında bir Vatikan güruhunun nasıl Müslümanları maddi, manevi, içtimai olarak sömürüp darmadağın ettiğini, korumadığını gördü. Bir hami lazımdı, hami ise Türkiye.
Savunma harcamalarını bundan sonra Suud ve bu ittifak, akaryakıt, yani petrol ihtiyacımızı da Irak'tan temin edeceğiz. Bu ne demek biliyor musunuz? Bunu şimdi ben bir CNN TÜRK'te veya diyelim ki HaberTürk'te veya Türkiye'de benim adımın önünde Sadullah Ünsal yazıyor. Hiçbir şey yok; doktor yok, profesör yok, bilmem başkan yok, o yok, bu yok. Bunu ulusal kanalda birisi söylediği zaman nazarıitibara alınır. Bizimki pek alınmaz ama biz yine söyleyelim bildiğimiz doğruyu.
3 ay sonra, yılbaşından sonra aşağı yukarı, ilk çeyrekte Türkiye'yi tutabilecek güç yok! Türkiye'ye öyle bir sıçrama yapacak ki, öyle bir mücadele verecek ki, yani birilerinin yalakalık için, birilerinin menfaat için, birilerinin makam için, birilerinin farklı hesapları için Cumhurbaşkanı'na veya ekibine dünya lideri yalakalığını yaptığı yalakalık var ya, o gerçekleşiyor 2027'nin ilk yarısında. Ben buradan bunu söylüyorum. Bunu hep beraber göreceğiz. Çünkü yok Doğu Perinçek'in ekibi, yok liberal ekip, yok demokrat bilmem ne, bunların hepsi külliyenin etrafından yavaş yavaş uzaklaştırıldı.
Milli Görüş'ün damarları, Milli Görüş'ün ruhu, Milli Görüş'ün dertlileri, kenara köşeye itilen, kakılanlar şu anda Cumhurbaşkanı'nın etrafında güzel mevzilendiler. Gerçekten bu saatten sonra, demek ki böyle bir şey olması gerekiyormuş, biz bunu bilemeyiz devlet aklını, bu saatten sonra bu ülkeyi tutabilene aşk olsun! Umutlarımız en üst seviyede olsun. Ve bu tarihi, 28 Eylül belki de 28 Mayıs'ta veya 28 Haziran'da bunu bir daha tekrar ederiz, bir 28'i unutmayalım.
ANADOLU’NUN İKİ YİĞİT EVLADI
Şimdi böyle olurken de 'senin hırsızın, benim hırsızım' işi bitti. Hırsız, hepsinin hırsızı! Bu Sayın Cumhurbaşkanı'nın önderliğinde, Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek gibi bir Anadolu evladı yiğit, İçişleri Bakanı gibi bir Anadolu evladı yiğit kafa kafaya verdiler, organize başladı. Türkiye'de senin, benim yok! Bu milletin beytülmalını çalan, bu milletin değerlerini sömüren, yalakalıkla, eğilmeyle, büyümeyle, liyakatsiz olduğu halde makam ve mevkileri işgal edenler artık siz rüyadan uyanın, rüyanız bitti. Gerçekle yüzleşeceksiniz.
BUNUN İMANDA, VİCDANDA, KUR’AN’DA YERİ VAR MI?
Betül Sayan Kaya olayında 163 milyonu vermiş, 2 milyar toplamış. Sen 163'ü nereden buldun arkadaş? Sen burslu giden birisisin. Nereden buldun 163 milyonu? Bu milletin parasının, bu öksüz, yetim, çaresiz, her türlü sömürülen, faiz illetinden inim inim inletilen bu milletin parasıyla bu parayı hangi Allah'a inanıp da yediniz ya? Hangi Allah'a iman edip de bu paraları buralarda katlattınız?
Bundan bizden de biri var bunun yanında. Ayşe Keşir Hanımefendi var. Bu İstanbul Sözleşmesi ve kadın hakimiyetinin bu memlekette hakim olması için bu grup var, bu Cumhurbaşkanı'nı ve bu bitiren bir grup, bu anlayış, ki bitiriyor da. Bizde bir de Ayşe Keşir var bunun yanında, hiç ayrılmıyor. Şimdi ben soruyorum; bu 163 verdi etti de, Ayşe Hanım da bir 15-20 milyon işte verip de o bir şey yaptı mı acaba, o da oldu mu? Bu kadar arkadaşlık, dostluk, hukuk varken, bu kadar paralar böyle deli paralar, manyak paralar, sebepsiz zenginleşmeler… Niye?
Bilgisi var. Onun oradan oraya geleceğini biliyor. Yazık ya! Yazık! O insanlar, bu insanlar, bu evinde, köyünde, kahvesinde, yerinde, yurdunda "Allah'ım benim canımı, ömrümden al da Cumhurbaşkanı'na ver" diye yalvaran insanlara, dua eden insanlara siz ne yaptınız Ayşe Hanım? Siz ne yaptınız Betül Sayan Kaya ve ismini zikredemediğimiz böyle birkaç kişi.
Daha çok şeyler gelecek önümüze. Ne yaptınız da bu insanlar artık susuyor? Nasıl girdiniz arasına? Niye? Enaniyet var. Niye? Menfaat var. Niye? Keyfiyet var, ego var, gurur var, kibir var! Bu millet sizin bu enaniyetinizi çekmek zorunda değil ki! Lütfen siz Cumhurbaşkanı'nı bugün getirdiğiniz nokta belli. Bu siyasi hareketi nereye getirdiğiniz belli.
Ben AK Partili falan da değilim. Ben Milli Görüş kökenli bir insanım. Mantığım budur ama bir o kadar da ulusal kafadayım. Memlekete, millete, devlete hizmet ediliyor, kim ediyorsa hep beraberiz. Akşam adam şarabını içmeye gidecekmiş, gitsin. Beni ilgilendirmiyor. Sabahleyin memleket için çalışıyor musun sabah gün ışığında? Akşam gün battığı zaman kim ne yaparsa yapsın, bize ne ya! Ama hep çoluk için, çocuk için, menfaat için, ego için çalışanlar AK Parti'yi ve Cumhurbaşkanı'nı bu hale getirdiler. Tek soru şu: Siz, ömründen ömür, candan can veren insanları ne hale getirdiğinizi biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Çünkü bilmek istemiyorsunuz.
SİZİN DE MİLYONUCUKLARINIZ VAR MIYDI?
Geldiğimiz nokta, soru şu: Ayşe Hanım, sizin de milyonlarınız var mıydı? Siz de bu hanımefendiyle bu kadar yakın olup da fotoğraflarda, organizasyonlarda, yapılarda, kendinize bir dünya kurdunuz mu bilemiyoruz ama yani biz sizi, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çaresizlikten, Devlet Hastanesi'nde imkansızlıktan, yolda çaresizlikten, fındığını satamayan insanın derdiyle bilmek istiyoruz!
Siz zaten hayatınızı garantiye aldınız. Her ay 150-200 bin lira emekli maaşı, her türlü imtiyaz elinizde, hayatınız garantide. Ben burada Sayın Ercan Öztürk'ü, Ayşe Keşir'den veya Talih Özcan'dan veya diğerlerinden ayrı tutuyorum. Ben şunu söylüyorum: Bu seçimler bittiği zaman Ayşe Hanım'ın burada bir işi yok Düzce'de, çeker gider. Ama Ercan Bey, siz Düzce’desiniz. Bazı konularla biraz daha dertlenin. Az kaldı. Kaç gün, kaç zaman seçim olur bilmiyorum ama bize iktidarın nimetlerini, iktidarın fırsatlarını Düzce'ye getirmek için biraz daha mücadele edin. Çünkü bazı milletvekilleri var, önceden milletvekilliği yapmış. Çay içecek adam yok etrafında. Çay ısmarlayacak adam bulamıyor.
Maalesef 'senin hırsızın, benim hırsızım' yok. Hırsız var! Bu hırsızlara karşı da bu memleketin yiğit aslan parçaları, Anadolu çocukları, yüreği Anadolu için atan bakanlarıyla, İçişleri Bakanı'yla, Adalet Bakanı'yla kükreyecek. Önümüzdeki günlerde çok şeyler bekliyoruz Beklediğimiz bir şey daha var; 2027'nin ilk çeyreğinde Türkiye'de ekonominin şahlandığı, Mehmet Şimşek'in gittiği günü göreceğiz inşallah.
Hoşça kalın, dostça kalın Allah’a emanet olun.