Başkanlığı döneminde kat sınırlaması uygulamasını hayata geçirdiklerini belirten Keleş, "Hızlı büyüyen bir kent olan Düzce'de kat yükseltmiyorsunuz, verimli topraklar yüzünden etrafa da genişleyemiyorsunuz o zaman yapılması gereken tek şey vardı. Sağlam bir zemin bulup o zeminde serbest hareket edebilmek. Şehir dikeyde şekillenerek hem büyüdü hem de tarım arazileri yine tarım arazisi olarak kaldı." dedi.

Düzce'de iz bırakan yerel yöneticilerden olan ve görev süresi boyunca şehrin olası afetlerde ayakta kalması için mücadele eden Düzce eski Belediye Başkanı Mehmet Keleş, Gölyaka merkezli 5.9 şiddetindeki depremin ardından haber merkezimize özel değerlendirmelerde bulundu.

Öncü TV Haber Müdürü Canan Üstüner'in sorularını yanıtlayan Keleş, Düzce Belediye Başkanlığı koltuğunda oturduğu yaklaşık 2 dönem boyunca deprem riskine karşı ne gibi önlemler aldıklarını anlattı.

"Düzce merkezde kat sınırlaması getirdik"

Kendi dönemindeki çalışmaları aktaran Keleş, söze devletin bu konudaki kararlı adımlarından bahsederek başladı ve şöyle konuştu: 

"Öncelikle devletin aldığı tedbirleri söylemek lazım ki yerel yönetimlerin almış olduğu tedbirler ortaya çıkabilsin. Devlet Afet Kanunu'nda çok ciddi değişikliklere giderek özellikle Düzce bölgesinde deprem riskine karşı imar uygulamasına kısıtlamalar getirdi. Bütün binalarda depremlerle ilgili ekstra uygulama başlandı. Ayrıca parsel bazında zemin etütleri yapılması gibi zemin karakterlerine yönelik çalışmalara ilaveler getirildi. Biz de bunların doğrultusunda Düzce Belediyesi olarak bazı bölgede 2, bazı bölgede 3 ve bazı bölgede 4 olmak üzere merkezde kat sınırlaması getirdik."

'Düzce'de bina yapılırken dikkat edilmesi gereken unsurlara odaklandık'

"Binanın zemin genişliği ile kat adeti çok ilintili." diyen Keleş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Mesela 100 metrekare bir alana 5 kat çıkamazsınız. En az 2 bin metrekare olacak ki yer boyunu ona göre belirlemek lazım. Kısa boylu, uzun boylu bir insan gibi düşünün. Düzce biliyorsunuz alüvyon bir havza ve zemin karakteri depremsellik açısından kötü diye nitelendirilen bir zemin. Özellikle kent merkezi Asar Deresi’nin kenarları gibi bazı bölgeler...  Tam hatırlayamasam da Düzce’nin Çay Mahallesi’nden giren bir fay hattı var. Asar Deresi’nin kenarından devam ediyor. C şeklinde Kervan’dan kıvrılarak Çoban’a kadar gelen ince kılcal damar şeklinde bir fay. Dikkat ederseniz ikinci depremde Düzce’de meydana gelen yıkılmalar genelde hep o bölgede ortaya çıkmıştı. Gölyaka’dan gelen bir fay kırığının Düzce’nin içinden de kılcal damar şeklinde talan attığını deprem uzmanlarıyla birlikte yaptığımız istişarelerde ortaya çıkmıştı. Burada bina yapılırken yapılan ilave çalışmaların içerisinde beton dozajını yükseltilmesi, demir bağlantılarının arttırılması, ayrıca deprem ilavelerinin konulması, zeminlerde bazı binalarda hareketli zemin oluşturulması ve tabii ki kontrollerin arttırılması, depremden sonra yapı denetim bürolarının arttırılması gerekir. Fakat bundan daha önemlisi de şu; bizim asıl yapmak isteğimiz ve yaptığımız şey oydu ama o da diğerleri gibi devam edemedi."

"Kat yükseltmiyorsunuz, etrafa genişleyemiyorsunuz, yapılması gereken tek şey vardı"

Nüfusu hızla büyüyen ve buna bağlı olarak bina stoku artması gereken Düzce'de sağlıklı yapılaşmaya odaklandıklarını ve bunu da sağlam zeminler bularak gerçekleştirdiklerini anlatan Düzce eski Belediye Başkanı Mehmet Keleş, sözlerine şöyle devam etti:

"Türkiye'de bir yatay genişleme arzusu var yani yüksek katlı olmasın ama şehirlerde yatay olarak genişletsinler. Yeni ilave imar alanları açılsın. Tek katlı, üç katlı, dört katlı binalar yapılsın. Türkiye’de yüksek katlı binalara müsaade edilmesin gibi bir genel eğilim var. Özellikle cumhurbaşkanımızın da talebi bu yönde ama Düzce verimli tarım arazisinden oluştuğu için burada Düzce’nin etrafındaki tarım arazilerini yeniden imara açabilmek çok zor. Bu konuda 17 tane kuruldan görüş alınması gerekiyor. Her tarafı geçseniz mesela Devlet Su İşleri’nin sulama bölgesi Düzce bölgesi. Bir sürü yatırımlar yapılmış zamanında. Dolayısıyla yeni alanları imara açmak mümkün olmuyor. Bazı alanlarda özellikle Düzce şehir merkezinde kat yükseltilmesi de mümkün değil. Ama Düzce çok hızlı büyüyen bir şehir. Kat yükseltmiyorsunuz, etrafa da genişleyemiyorsunuz o zaman yapılması gereken tek şey vardı. Sağlam bir zemin bulup o zeminde serbest hareket edebilmek. Düzce’nin kuzeyi Kalıcı Konutlar Bölgesi'nin depremden sonra yapılmasının sebebi zeminin sağlam olmasıyla alakalıydı. Biz de Kalıcı Konutlar ile Konuralp arasındaki zemini sağlam bir bölgeye kat yüksekliğini serbest bırakmıştık tabii arazinin genişliği ile de alakalı bu. Dikkat ettiyseniz o esnada o bölgede 8-10 hatta 20 katlı binalar yükseldi. Yani ne olmuş oldu böylece? Şehir dikeyde şekillenerek hem büyüdü hem de tarım arazileri yine tarım arazisi olarak kaldı."

"Düzce’de derhal sanayileşmenin önüne geçilmeli"

Düzce'de tarım arazilerinin sanayiye açılmasını doğru bulmadığının altını çizen Keleş, son olarak şunları kaydetti:

FİRMA TEMSİLCİLERİYLE KAHVALTIDA BULUŞTULAR FİRMA TEMSİLCİLERİYLE KAHVALTIDA BULUŞTULAR

"Tarım alanlarını sanayiye açmak benim çok tasvip etmediğim bir konu. Biz de belki genişlemeyle alakalı olumlu bir görüş belirtmiş olabiliriz ama özellikle tarım arazilerinin yok olmasından daha önemli şey Düzce Ovası etrafı dağlarla çevrili ve havası Türkiye’nin en kötü havalarından biri. Dolayısıyla sanayi tesisinin gelmesi demek öyle ya da böyle kirliliğin ortaya çıkması demek. Bir de yeşili ortadan kaldırdığın zaman atmosferi temizleyen şey yeşil sonuçta. Atmosferin gücünü azalttığınızda akciğeri kirletmiş olursunuz. Dolayısıyla Düzce’de bence sanayileşmenin önüne derhal geçilmeli. 2 tane Düzce’de organize sanayi var. İkisinden daha büyük Gümüşova’ da var. Bir tane Çilimli’de var şimdi de Akçakoca’da yapılmaya çalışılıyor. Bu da neredeyse toprakların yarısının tarım arazisi olmak yerine sanayi arazisi olması demek. Sanayiden dolayı Düzce Ovası'ndaki yapılanma ağır olursa bunun önüne geçemeyiz. Sanayi bölgenin tamamını ele geçiriyor. Gebze, Dilovası, Çerkezköy, Çorlu da olduğu gibi. Oralara bakarsanız bütün atmosfer varlığının yok olduğunu görürsünüz. Ben Dilovası’ndan geçerken burnumu tıkayıp geçiyorum."