21 Haziran'da Babalar Günü'ydü. Kapitalizmin bize dayattığı günlerden bir tanesi. Şimdi Babalar Günü'nde hayırlı bir evladın hayırlı bir halini gördük. Akçakoca'da girişimci, iş insanı, aynı zamanda MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir iki tane faaliyete imza attı. Birinci faaliyet şuydu: Kale Koyu projesiyle geneli iş dünyasından, bürokrasiden, entelektüel kimliği olanlardan ve gerçekten o bölgeye geldiğinde memlekete fayda sağlayacak müşteri potansiyelinin olduğu bir Kale Koyu'nun açılışını yaptı. Hayırlı, mübarek olsun. Bereketli kazançlar olsun ve oradan babasının ismini verdiği, cebinden verdiği, gönülden verdiği Orhan Özdemir Fen Lisesi’nin katılan, katılımcılarla beraber başarılı öğrencilere burslar verdi, onları takdim etti, onore etti...
Şimdi dikkatimi iki tane şey çekti. Bir, okul birincileri, Akçakoca'da okul birincileri genelde kız öğrencilerdi. Genel anlama baktığımızda ve hayırlı bir evlat. Sadaka-i cariye diyor bizim inancımız buna. Yani üç kişinin amel defteri kıyamet kopuncaya kadar kapanmaz diyen bir peygamberimizin nasihati var. Diyor ki: Bir, hayırlı evlat yetiştiren anne baba; alim, ilim insanı yetiştiren ilim insanları ve topluma hayırlı hizmetlerde bulunan, faydalı bulunan... Hani insanı yaşat ki devlet yaşasın. İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır diyor ya. İşte ona uygun olan bir nasihat olan hayır hasenat idareciler. Şimdi Burhan Özdemir aslında bunun üçünü birden yapıyor. Üçünü birden yapıyor. Anne ve babasına hayırlı bir evlat. Babasının ismiyle yücelmiş, benim mezarım bu memlekette olacak, memleket için elimizden geleni imkanlarımız dahilinde yapacağız diyor ki imkanlar gerçekten güzel bir imkanlar. Yani devletin yatırımına eşdeğer bir yatırımdan bahsediyoruz. Geçtiğimiz günlerde Sayın Ayşe Keşir Hanımefendi, Sayın milletvekilimiz, Sayın Ercan Öztürk Beyefendi, Sayın vekilimiz, "Köyde ise 150 milyon lira, 150 milyon lira ödenek ayırdık" diyor. Oradaki okula yapılan yatırım, verilen maddi ödül bu 150 milyonla kıyasladığınız zaman yani gülünç bir rakam. Çok gülünç bir rakam ama 150 milyon lira devletin kasasından, buraya harcanan para kişinin kasasından, yani Optimal Vakfı olarak bunu verdiler, Burhan Bey'in kazancından. Hani yörük malından??? kurban kesmemiş. Kazanmış, etmiş, eylemiş ve kendi yaşadığı coğrafyadaki, kendi topraklarındaki insanlara vermiş ve vermeye de devam ediyor ve bunu verirken bu topraklardan da kazanmamış.
ALLAH HERKESE VERMEYİ NASİP ETMEZ
Bu coğrafyadan da kazanmamış, başka yerden kazanmış. Bir de bu topraklardan kazananlara bakmak lazım. Yani bu topraklardan, bu coğrafyadan kazanan, buradan ekonomik, içtimai, sosyal imkanlar da kazanan ama bu topraklara vermeyen, bu insanlarla paylaşmayan insan figürleri de var, siyasi figürler de var. Bir tane böyle 23 Nisanlarda bayrak alan, kırmızı pantolonlu giyenlerde mesela otomotiv sektöründe bir vatandaş var. Arkadaş, bir arabayı servise getirdik, 1 L yağ, 900.000 liranın üzerinde KDV ile beraber. Sadece bu yağ değişimi için 5.000 lira işçilik parası alıyor 1 saatte. 1 saatlik iş bu. Ne yapmış bu memlekete baktığınız zaman? Cıbırık cıbırık cıbırık pantolonlarla, elbiselerle bilmem nelerle gezmiş. Hangi eseriniz var? Hangi infakta bulundunuz? Hangi hayırda bulundunuz? Yani bu memlekette al 80'e sat 180'e deyip de böyle astronomik paralar kazanın, ondan sonra ezik ve ezgin halinizle beraber bu memlekete göç olarak gelin. Tarihi de bir 50 sene var yok dediğin gibi ve bu memlekete hayırlı işlerde riyaset sahipleri, devletin erkanı, "Gelin şurada bir hayır yapın" dediğiniz zaman bin tane hayır deyin o hayırlı işe. Yüz tane gerekçe bulun, ekonomik darlıklardan bahsedin. Allah her kuluna vermeyi nasip etmez. Böyle paranla, imkanınla seni maskara yapar. Para ve imkan adamı vezir edecek, rezil etmeyecek. Düzce'nin iş insanları, Düzceliler, Burhan Özdemir'i örnek alın. Bende yok o kadar bir imkan yapacak, elimden geldiğini yaparım ama dünya çok kısa, dünya rüyada.
Uyandığımız zaman göreceğiz. Şu anda biz rüya aleminde yaşıyoruz.
Düzce'nin iş insanları, Düzce'nin gençleri, Burhan Özdemir'i örnek alın. Rol model görün. Allah ona birtakım imkanlar nasip etmiş, o imkanları kendi insanları için kullanıyor. Peki, "reklam mı yapıyorsun?" Reklam yapmıyorum. Bakınız, o yapmış olduğu inşaat bina; işte daire, villa neyse, buralardan para kazandı gibi görünüyor. Ancak onun ticaret hacminin içinde bunun çok da bir etkileşimi ve etkisi olduğunu ben tahmin etmiyorum bildiğim kadarıyla ama orada emekli bir vali ama orada bir genel müdür, orada bir iş insanının Akçakoca'nın içine gelmesi, Düzce'nin içine gelmesi, bölgeye gelmesi, gitmesi insanlara katacağı o kadar kıymetli bir şey var ki, o kadar kıymetli bir şey var ki, o kadar kıymetli!
İçtimai, sosyal, kültürel veya siyasi olarak büyüyen insanların halleri, hareketleri, tavsiyeleri, nasihatleri, öğütleri, dokunuşları çok farklı olur.
Şimdi burs ve ödül törenine geldiğimizde, Sayın Vali de geldi, Sayın Vekilimiz de geldi ama Belediye Başkanı en son geldi. Belediye Başkan Vekili diyelim ona, Alev Ünal. Bu protokol kurallarını veya orada Şehr-ül Emin olmanın ne olduğunu bilmeyene Akçakoca'yı teslim ettiler maalesef.
Orada Sayın Vali, devletin temsilcisi. 16 fors, Türk devletlerini temsil eden 16 forsun, vali. El-Vali, Esmaül Hüsna'da Allah'ın 99 tane ismini temsil ediyor, bir tanesi. Vali çok güzel bir ifade, büyük bir ifade. Manen de büyük, devlet olarak da büyük. Sen kimsin de validen sonra geldin oraya?
ZAVALLI DEVLET AKLINI VE ADABINI BİLMİYOR
İşte memleket kimin eline kaldı ya! Ama bunlara da değer katmaya çalışılıyor bu memlekette. Kutsallık izafe edilmeye çalışıyor. Akçakoca'nın Başkan Vekili Alev Ünal Hanım, iyi bir hanımefendi olabilir ama bir devlet aklının, devlet riyasetinin, devlet protokolünün ne olduğunu bilmeyen kişi tarafından yönetiliyor Akçakoca şu anda. Validen sonra sen oraya gelemezsin. Sayın Vali oraya gelmiş mi? Sayın Kaymakam gelmiş mi? Siz Şehr-ül Emin olarak, memleketin sahibi olarak onları o sahaya girmeden, alana girmeden gelmeniz lazım, karşılamanız lazım. Mazeret ve gerekçesi olmaz! Olmaz! Ya sizden önce oraya bir başkan vekili gelir veya siz gelemiyorsanız o anda, onlardan sonra gelmeniz usule, erkana, insanlığa, devlet aklına aykırı ama maalesef, maalesef hasbelkader bu iş bunun eline kalmış. Zavallı, zavallı! İyi bir hanımefendi, bir şey demiyorum. İnsan iyi olmak ayrı bir şey.
Netice itibarıyla her şeyi eleştirenden ziyade bugün önemli olan şu: biz bu okullarda bir tane Burhan ve misyonunda, vizyonunda adam yetiştirebilir miyiz? Dert bu olmalı. Bizim bir tane Burhan'ımız değil, yüz tane Burhan'ımız olsun ama bu nasıl olacak? İşte burada biz bunları anlatırsak insanlara, insanlar bunu daha iyi görürse, sosyal medyadan takip ederse, bunlar olur.
SARSILMAZ OKUL SÖZÜ VERMİŞTİ KİM TAKİP EDECEK?
Ancak Düzce'de şu da bir gerçek. Bugün bir tane örnek vereceğim bu konuyla ilgili. Çok net bir örnek vereceğim. Protokol yapılmış. Sayın Zülkif Dağlı Valimiz zamanında protokol yapılmış. Bu Türkiye savunma sanayiinde, bu devletin savunma sanayiine hizmet eden, ettiği hizmetinin karşılığını da alan, Hilal-i Ahmer Cemiyeti yok, parayı da alıyor, imkanı da alıyor, büyüyor, imtiyazı da alıyor. Sarsılmaz, Sarsılmaz Silah Fabrikası'nın, kurumunun bir protokolü var. "Okul yaptıracağız Düzce'ye" diye. Niye bunu takip etmiyoruz?
Bir Sarsılmaz firması Burhan Özdemir'in ticaretine göre kat kat yüksek bir yer, bir ekonomik değeri. Bunu niye takip etmiyoruz? Niye yapmıyorsun arkadaş? Valilikten protokol imzalamışsın, yapacağım demişsin. O protokolle hangi imtiyazlar, hangi kolaylıklar verdin, aldın, ne ettin, ne gittin? Yani okul yaptıracağım deyip de bu protokolle yerelde ve genelde ne imtiyazlar aldı?
BİR BURHAN ÖZDEMİR KOLAY YETİŞMİYOR
Memlekette Allah herkese vermeyi nasip etmez. Bu memleketteki iş insanları Burhan Özdemir'i örnek alsın. Rol model gençler, örnek alın. Rol modeliniz olsun. Çünkü bir Burhan Özdemir kolay yetişmiyor. Düzce'de yetişmedi o, Akçakoca'da yetişmedi. Kendi kendine yetişmiş, Allah ona nasip etmiş. Hem oraya nasip etmiş hem de vermeyi nasip etmiş. Allah herkese vermeyi nasip etmez ki.
PARAN VEZİR EDECEK REZİL ETMEYECEK!
Cibildik öyle cibildik cibildik, böyle bayraklarla, kırmızı kırmızı pantolonlarla gezip 1 litre servisine gittiği zaman yağ 1.000 lira yazacaksın, bir yarım saatlik bir işlemi için 4.000 lira işçilik yazacaksın, KDV yazacaksın, onu yazacaksın, parayı da kazanacaksın, "efendim ben efendim şu bu" diyeceksin. Yani bir iyiyi bir kötüyü anlatmaya çalıştım. Bir güzeli, bir harikulade hali, bir de aciz, zavallı, ezik ve ezgin yaşamış, ne oldum delisi olmuş, ne yaptığını ne ettiğini bilmeyen, parasıyla imkanıyla rezil olan insanlardan bahsettim. Para ve imkan adamı, bir daha söylüyorum, vezir edecek, rezil etmeyecek. Rezil olmadığımız, vezir olduğumuz, dünya ve ahirette saadete ulaştığımız günleri Allah bize nasip etsin.
Çarşamba günü bir üniversitede çok önemli bir olay var. Çok önemli bir olay var. Bir tane insan ideolojisinden dolayı bu milletin, bu devletin, bu toplumun kültürünün karşısında olan bir öğretim görevlisinin bir hali var, onu anlatacağız. İşi uzatmayalım, lafı uzatmayalım. Hani lafın fazlası deliye söylenirmiş. Hepimiz akıllıyız, hepiniz akıllısınız.