DÜZCE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ’NDE AYAKLAR BAŞ OLMUŞ!

Abone Ol

Pazartesi günü dedik ki Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde sıkıntı büyük ve bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra ciddi bir etkileşim aldı. İnsanlarda gerçekten bir dert varmış. Bizim “sıkıntı büyük” dediğimiz daha da büyükmüş, bizden de büyükmüş ve yorumlar gelmeye başladı, değerlendirmeler gelmeye başladı.

BEN DEMİYORUM VATANDAŞ ÖYLE DİYOR

Şimdi bize özelden, genelden gönderilen ve sosyal medyadan yapılan yorumlar var. Arkadaşlarımız bunları bugünlerde haberleştirecek ama ben iki üç örnekle bunu pekiştirmek istiyorum.

Vatandaş yazmış. Adnan Karasu bizim sosyal medya hesabımıza yazmış. Demiş ki: “En son hastaneye ne zaman gittiniz bilmiyorum. Kardeşim safra kesesi ameliyatı oldu. Yataklı servisler inşaatların o gün de devam ediyordu. Yoğun bakım servisleri dahil yarı yarıya hizmet veriyor. Tam kapasiteyle hizmet vermiyor. Validemizin kırık ayağı için 6 gün sonra yoğun bakımda yer bulduk.”

Şimdi bu iyileştirme 1999 yılından itibaren yapılması lazımdı. 25 seneden beri niye yapılmadı?

Ali Kahveci babasıyla ilgili bir durumdan bahsetmiş. Sosyal medyadan yorum yapmış. Diyor ki: “Bu hastane bildiğin mezbahane” diye başlamış. Çok da uygun bir ifade değil tabii ama öyle demiş. “2002 yılında babam akciğer kanseriydi. Hastanede kafadan parça alıp biyopsi için Ankara'ya gönderdiler. Sonuç gelince hastamı Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gönderdiler. Orada bir gece sancısı olunca nöbetçi doktor geldi, çekilen filmlere baktı. “Bu hasta nerede ameliyat oldu?” dedi. Ben de “araştırmada” dedim. “Adamı öldürüp göndermişler. Kanserli hastaya bıçak vurulmaz. Bıçak vurulmasaydı bu hasta bir yıl daha yaşardı ama şu anda bir iki aylık ömrü kaldı.” dedi. Dediği gibi bir iki ay sonra da vefat etti hastanede” diyor.

Burada çok enteresan bir yorum daha var bize gelen. Bir izleyicimiz göndermiş. “Sadullah Bey, güzel bir konuya değinmişsiniz. Düzce Üniversitesi gerçekten adamcılıktan geçiyor. Bence hocalar da değil, büro personeli sıkıntılı. Bolu Tıp Fakültesi'ne gittim. Kime ne sorduysam cevap aldım. Güleryüzlü hocalar, asistanlar mutlu. Düzce Tıp Fakültesi'ne gidiyorsun, daha kapıya ulaşmadan sekreter fırçasıyla başlıyorsun” diyor.

TIBBİ SEKRETERLER ‘ALİ KIRAN BAŞ KESEN’ GİBİ

Keyfe keder sorulan sorular. Oradaki tıbbi sekreterler, vatandaşlarla muhatap olurken üstten üstten, canı isterse cevap veriyor, canı istemezse cevap vermiyor. Cevap vereceği zaman yüzüne de bakmıyor. Ben de gördüm onları, doğru söylüyor bu insan bize.

“İşin sonunda alt birimlerde sıkıntı var. Kan tahlili çıktı istiyorsun, hocaya yönlendiriyor. Tuşa basmaktan acizler. Hocaların işi muayene olmalı, diyor. Bolu Tıp'ta iki kere soruyu sordum, alamayınca kalktı yerinden yardım etti sekreter. Ben şok oldum. Düzce'de soramazsın. Doktorlara sekreterlik yaptırıyorlar. Kısacası ayaklar baş olmuş.” Demiş bunu bize gönderen bir izleyicimiz.

Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde ayaklar baş olmuş, doktorlara sekreterlik yaptırıyorlar. Aslında işin özeti bu. Bir boyutu daha var. Bu arada bir vatandaş diyor ki, “Düzce Devlet Hastanesi'nde ameliyat oldum, asla Tıp'a bir daha gitmem. Çok ilgiliydi doktor ve hemşireler, diyor.” Düzce Devlet Hastanesi'ni de tebrik etmiş.

Şimdi vatandaşlar böyle diyor. Bu ve buna benzer yorumların detaylarını sosyal medyada Facebook ve Instagram'da görebilirsiniz.

Bunların hepsi doğru mudur? Hepsi doğru olmayabilir ama doğruluk payı var.

Şimdi uzman, intern, yeni doktor olacak öğrenciler var. Uzmanlar ve asistanlar bakıyor hastaya, doktoruna bilgi veriyor. Bizim bildiğimiz hastanede doktorlar, profesörler, doçentler hastaya baktığı zaman teşhis ve tetkik yapar. Buradaki intern, asistan veya uzman kişiler hocalarından öğrenir muayenenin nasıl yapıldığını. Ama burada tam tersi oluyor. Asistan, intern veya uzmanlar muayene yapıyor, hocalarına söylüyor. Paralı muayenelerde limitler ülke geneline göre çok düşük ama o zaman hocalar bakıyorlar.

Buranın üzerine gittiğiniz zaman, bunları anlattığınız zaman ne oluyor? “Sadullah Bey, siz üniversiteyi itibarsızlaştırıyorsunuz.” Öyle bir derdimiz yok ama böyle mi anlaşılıyor? “Çok üzerine giderseniz buradaki hocalar, profesörler özel sektörde daha büyük maaş verildiği için oraya gidiyorlar.” Ben utanıyorum, isminin önünde profesör, doçent olan insanları eleştirme hadsizliğine düştüğüm için ama vatandaş derdine derman, hastalığına çare, ilgisine muhatap bulamıyor burada.

Bir acayiplik var burada. Bunları konuştuğun zaman, “Sen ne biliyorsun?” deniyor. Ben bilmem. Ben profesör değilim, doçent değilim. Acil servisten itibaren tüm polikliniklerde veya tedavi sürecinde vatandaş birilerini aramak zorunda kalıyorsa buradaki eksiği giderin.

DÜZCELİ NEDEN TEDAVİ İÇİN BOLU’YU SAKARYA’YI TERCİH EDİYOR

Şimdi Hazreti Muaviye, sahabeden hazreti diye konuşuyoruz. Hazreti Ali'yi öldürttüren Hazreti Muaviye. Hazreti Hasan'ı zehirleten Muaviye. O da sahabeden Peygamber Efendimizin yanındaydı. Onun oğlu Hazreti Hüseyin'i şehit etti. Şimdi buradan baktığınız zaman dünyada aldığınız makamların, mevkilerin bir anlamı yok. Çok ciddi maaşlar alan, çok imkânlar kullanan insanlar bu vatandaşın derdine derman olacak. Hastaneye niye gider insan? Çare aramaya gider. Bir sekreterin fırçasına, yüzüne bakmadan muameleye maruz kalıyorsa ve bunun önüne geçilemiyorsa bunu kimse anlatamaz.

Vatandaşlar tıbbi sekreterlerden bıkmış. Oraya gelen vatandaş sayesinde maaş alıyorsun. Tıbbi sekreter mi, doktor mu, kimse. Onlar olmasa sen yoksun orada. Devlet, insana hizmet etsin diye üniversiteyi, tıp fakültesini kurmuş.

Bugün Düzce'den Sakarya'ya, Bolu'ya giden insanlar var 81 plaka. Gidenler memnun. Sağlık Bakanlığı'na bağlı. Kadro problemi yok, tesisat problemi yok. Ama burada ne var bilmiyoruz. Burası niye Sağlık Bakanlığı'na geçmiyor, onu da bilmiyoruz. İyi böyle devam edecekse de insanlara kaliteli hizmet sunun.

İnsanlar her gün başhekiminden doktoruna kadar birilerini aramak zorunda kalıyorsa burada bir problem var. Vatandaş kapıda muhatap olduğu sekreterden, bölüm hocasına kadar çare bulamıyor, özgüven yok. “Burası hastane değil mezbahane” gibi densiz bir kelime kullanılıyorsa niye kullandırıyorsun? Kullandırma.

İnsanlara hizmet etmek, faydalı olmak kadar güzel bir şey var mı? Ama burada bu yok. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde, Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi ve Bolu Eğitim Araştırma Hastanesi'ndeki örneklerin üniversite bünyesinde, YÖK bünyesinde en ulaşılabilir noktaya getirilmediği sürece bu konudan kimse kusura bakmasın, hatrı gönülü yok bu işin. Biz her gün aramaya devam edeceğiz. Derman olur olmaz bilmiyoruz ama karınca gibi tarafımızı belli edeceğiz.

Bu işe başta Rektör Nedim Sözbir hocamız olmak üzere Cengiz hocamız çok iyi bir cerrah, muhteşem bir doktor ama idare konusunda demek ki bir zafiyet var. Olsa bunlar gündeme gelmez. Herkesin iyi düşünmesi lazım.

LÜTFEN TARIM BAKANI İLE BİR FOTOĞRAF VERİN

İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya görevini Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’ye devretti. Ali Yerlikaya ile akşam saatlerinde Ayşe Keşir hanımefendiyle Ercan Öztürk bir fotoğraf paylaştı, meclisten. “Sayın bakanımızla beraberiz, gündem Düzce” diye. Aynı Sayın Vali Selçuk Aslan'ın tayin olduğu gibi bir boşluğa düşüldü. Fotoğraf verdikleri akşam saat 00.00'da gidiyor.

Ayşe Hanım'la Ercan Bey'e özellikle rica ediyorum: Lütfen Tarım Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı ile de bir fotoğraf çektirsinler. Bu fındıkçının derdine derman olamayan, tarıma derman olamayan bakanın da belki gitmesine vesile olurlar.

Hoşça kalın, dostça kalın, Allah'a emanet olun.

KÖŞE YAZISININ VİDEOSUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN