DÜZCE’YE NE KATACAKSINIZ ONU SÖYLEYİN

Abone Ol

LİYAKAT Mİ SADAKAT Mİ?

Bir itaat var, bir liyakat var hayatta. Yani bu ticarette böyle, siyasette böyle, evde böyle, her şeyde böyle, çoluk çocukta hepsinde geçerli. Şimdi liyakati olmayanlar itaatleriyle bir yerde tutunuyorlar. Liyakatsizler, itaatleriyle tutunuyorlar. Ama liyakatli olanlar, itaat etmedikleri için bir yere monte edilemiyor. Her yerde, birçok yerde emanet kalıyorlar. Bunları niye söyledim şimdi? Geçen hafta Antalya'daydık. Yörex Fuarı’ndaydık. Oraya geleceğim.

DÜZCE BELEDİYESİ’NDE TOPLU DEĞİŞİM SİNYALİ VAR

ÖZLÜ RADİKAL ADIMLAR ATACAK

Ancak burada önümüzdeki günlerde bir değişimler başlıyor. Düzce Belediyesi’nde toplu bir değişimden bahsediliyor. Özellikle Nisan ayının sonunda şirketlerin yönetim kurulu başkanları, genel müdürleri ve belediyenin bazı birimlerinde bazı radikal değişimler olacak. Liyakat mı olacak, sadakat mı olacak? Onu tam bilmiyoruz. Fakat genel anlamda, baktığınızda hani dert sahibinin dert derdiyle dertlenen bürokrat ve çalışan sayısında ciddi şekilde azalma var. Bu çok önemli.

BELEDİYE TİMSAHLARDAN KURTULACAK MI?

Şimdi bir belediye başkanı, bir riyasetin başındaki, riyasetin hakimi olan idareci bir mücadele veriyor memleket için ama herkes demeyelim de tabii fedakarlık yapanlar vardır. Benim her zaman kullandığım bir söz var. Kar muhabbetin, zarar hazinenin. Böyle devam ediyor. Kurumlarda, yapılarda işini beğenmeyen adam var, makamını beğenmeyen adam var. Çok çalıştık diye. E çekil o zaman, çekil. Affını iste tabiri caizse. ‘Ben bu işi yapmayacağım’ de. Hem böyle timsahın gözyaşları gibi böyle yiyorlar, ediyorlar, eğliyorlar. Hazma gelince gözlerinden yaş akıyor timsahın biliyorsunuz. Bu timsah yediği yemi sindirmek için bu fiziki hareketi yapıyor. Yaratılış doğasında o var. Yani belediyenin birimlerinde ve özellikle de şirketlerin genel kurullarından dolayı genel müdürlerde, yönetim kurulu başkanlığında değişim var. Bu değişim Düzce'ye ne katar? Bilmiyorsun. Yani buralara talip olan insanlar veya devam eden insanlar şöyle bakacaksın. Senin maliyetin ne? Çalıştığın kuruma katkın ne? Ölçü bu. Sen ne kadar maliyete mal oluyorsun? Kaç liraya mal oluyorsun? Oturduğun, yediğin, içtiğin, maaşın, araban, sekreterin şu memlekete ne katıyorsun? Önümüzdeki günlerde, onu da önümüzdeki günlerde detaylandırırız. Nakliyeciler Kooperatifi'nde Orhan Yılmaz'ın bir seçim maratonu, bir seçim sınavı var. Ben Orhan Yılmaz'la birçok konularda ihtilafa düşmüş bir insanım ama sonuç önemli. Şimdi bir insanı eleştiriyorsunuz. Bir insanın haline, hareketine bakıyorsunuz. Verdiği kararlara bakıyorsunuz. Sonuç buradan bu memleket ne kazanıyor? Kişisel mi kazanılıyor? Kurumsal mı kazanılıyor? Kentsel mi kazanılıyor? Ya bu memlekete ne katıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz da oralarda oturuyorsunuz. İşin özü bu.

Yine bir dedik Yörex Fuarı’na gittik. Yörex Fuarı’na tüm basın mensupları kendi masraflarını ödeyerek gitti ve orada sadece otel ve diğer otel hizmetinden faydalandı. Yani orada binlerce kişiye tanıtım yapıldı. Düzce gerçekten siyah pirincin olmadığı, yani deseler ki bir 20 kilo siyah pirinç alacağız biz buradan. Yok. Çünkü ekilmemiş 2024'te. Yani vizyon da bu. Ekilmemiş yani pirinç ekilmemiş. Birçok konuda, bir tane hatta bir Antalya il emniyet müdürü vardı orada ziyaret eden. Orada Düzce'nin bıçaklarını gördü. Düzce’nin dedi bıçakta da çok güzel olduğunu bize il emniyet müdürü bir polis anlattı. Şimdi hani itibarda tasarruf olmaz derler veya savurganlık değil ama bir yerlerde bir açıklamalar yapılmış.

Hani bazen ergen psikolojisini yansıtan yorumlar var, değerlendirmeler var. Hani beni niye almadı, niye duymadı, niye görmedi, niye saymadı hesabından beraber toplumun önünde olan insanlar bu ergen psikolojisinden, enaniyet psikolojisinden kendilerini ayrıştırmadığı sürece o dehlizde kaybolur gider. Ancak ben buradan Ticaret Odası Başkanı Sayın Erdoğan Bıyık'a sesleniyorum ve oraya katılan ticaret odasının meclis üyeleri ve diğer arkadaşlar bir değerlendirme yaparlar mutlaka da burada ne oldu, ne bitti, kaç kişi gitti, kaç kişi geldi, bu rakamlar nedir, ne değildir? Bunların bir açıklanması lazım. Erdoğan Bey bu konuyla ilgili kamuoyunu aydınlatması lazım. Bana göre baktığınız zaman ben orada sahadaydım. Gördüm, ettim, eğledim. Kendi kapasiteme göre gördüğüm kadarıyla az bile yapılmış.

BİR BALTAYA SAP OLAMAYANLAR ORMANCI KESİLİYOR

Düzce biraz daha güzel bir alandı. Biraz daha açılmalıydı. Çünkü Düzce'yi yeni il olmuş, nerede diye oradaki insanlara sorsanız haritada yerini bilmiyorlar. Sakarya'ya mı bağlıydı? Neredeydi Düzce diyorlardı. Bunun için şehirleşme kültürü, şehir kültürü ve sizi anlamak ve anlatılmak noktasındaki bu çaba büyük bir kazanım. Kısa, orta ve uzun vadede bunun bir dönüşümleri olacak. Fakat bunu bir baltaya sap olamayan adam, iki öküzün önüne her zaman kullandığımız tabir, bir samanı paylaştırmayacak adam çiftçilikten bahsederse durum bu. Yani memlekette değişim olsun, memlekette faydalı işler olsun ama burada önce kurum kazansın, önce memleket kazansın. Kurum ve memleket kazandığı zaman, Düzce kazandığı zaman zaten sen kazanıyorsun. Önce ben kazanacağım, sonra bunlar kazanacak. Yani bu çok makul bir yaklaşım değil. Yani bir güzel bir anlayış vardır. Önce size sonra bize diye. Paylaşmasını ve yaklaşmasını ve izah etmesini. Neyse işte bunun adı, bilmeyen insanlar kendi kendine üretirler. Bilgin olacak ki fikrin olacak. Bilgisi olmayan adamların fikri çok. Hani diyor ya cahil olmak ne güzel. Her şeyi biliyorsun. Herkes konuşuyor. Ağzı olan. Bu böyle oldu, bu böyle doğru mu arkadaş?

Biz sabahtan beri bir haberi takip ediyoruz, arkadaşlarımız takip ediyor. Bu İstanbul'da yapılan, belediyelere yönelik yapılan bir operasyonda iki tane Düzceli tutuklanmış, gözaltına alınmış. Bunu takip ediyoruz. Bir hata yapılmasın, bir eksik olmasın diye. Kulaktan duymayla yapılan haber, taşımayla suyla döndürülen değirmene benziyor. Dönmüyor bir yerde tıkanıyor. Elin de yetmiyor, ayağın da yetmiyor, gücün de yetmiyor.

Neticede biz ne olursa olsun liyakatli, önce liyakatli insanlar toplumun önünde olmalı. İtaatli insanlar değil. Liyakat bu memlekete ne katacaksınız onu söyleyin ya. Birileri bir şey söylüyor. Ben bu işe talibim. Ben bu işi böyle yaparım. Peki sen kendi hayatında ne yaptın? Nereye geldin ya? Ne yaptın? Neyi başardın? Adam gelmiş 40 yaşına bir baltaya sap olamamış. Bu memlekete yön vermeye çalışıyor veya akıl vermeye çalışıyor. Sen ne yaptın? Önce kendine bakacaksın. Aynaya bir bak. Çık aynaya, ben bu memlekette şunu yaptım, bunu yaptım, bunu yaptım, bunu yaptım de.

AĞZI OLAN KONUŞSUN BİZ FAYDAYA BAKALIM

Topluma faydalı olacak ekonomik, içtimai, sosyal neyse ama bir baltaya sap olamayanlar ormancı kesildi kafamıza. Maalesef şehir olma, şehir kültürü olma, şehir kimliği kazandırma noktasında bunlar yapı taşları. Adım, adım, adım, adım gidiliyor ama bu adımlar gidilirken her zaman bu ve buna benzer organizasyonlarda gönlünü aynı düğün bayram gibi, düğünlerde kız evi naz evi derler ya. Düğünlerdeki kız evleri gibi naz yapıyorlar. Bunun başka izahı yok. Niye? Niye çağrılmadık? Niye bilgilendirilmedik? Niye biz orada yoktuk? Niye burada vardık? Kimse kimseyi çok yani çağırmak veya çağırmamak durumunda değil ama işin özünde şu var. Bir konuyu değerlendirirken ne yaptığına bir bak. Sen ne yaptın? Çoluğuna, çocuğuna, işinde, gücünde, ticaretinde, geldiğin yerde bir şey yaptın mı? Bir yere geldin mi? Seçildin mi veya ticaret yaptın, kaybettin, kazandın, yürüdün mü, büyüdün mü? Kendi alanında neysen o kadar konuş ya. Kendine, çoluğuna, çocuğuna ne yaptıysan dünyalık adına, dünyadaki katkı adına sen o kadar konuş. Olmayanlar konuşsun dursun. Ağzı olan konuşsun.

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN;