DÜZCE’Yİ FARUK ÖZLÜ YÖNETECEK SİZ DEĞİL!

Abone Ol

Dünkü AK Parti İl Başkanları toplantısında Düzce Belediye Başkanı Sayın Faruk Özlü, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan Konuralp’teki müze yapılması, antik kentin restorasyonu ve daha kapsamlı —tabii kapsamı biraz daha geniş ama— bununla ilgili bir olur takdir alıp, bununla ilgili bir bütçe, bir destek aldı.

ŞEHRİN KİMLİĞİNİ OLUŞTURUYOR

Şimdi... Şimdi bu bir şehrin kimliği aslında. Bir şehrin kimliği yeni yeni oluşuyor. Bugün Düzce vilayetinde Cumhurbaşkanı’na hacete giden veya muhatap olabilen insan sayısı bir elin parmaklarıyla gösterilecek rakamdan daha ileriye gitmez. Cumhurbaşkanı’na hacette bulunanlar, talepte bulunanlar Düzce için mutlaka vardır. Ama Faruk Özlü’de öyle bir Düzce sevdası var ki; her fırsatında, her imkanında, her adımında "Düzce’ye ne katabilirim?" diye adamın bir derdi var.

Ve Cumhurbaşkanı’ndan siyasiler, milletvekilleri veya diğerleri bir talepte bulunmuyor mu? Bulunuyor. Sonuç? Sonuç ne? Sonuç yok. Çünkü bulunmuyorlar. Bulunsalar olur. Çünkü Cumhurbaşkanı Düzce’yi seviyor, Düzce’de çok hatıraları var, Düzce’de çok geçmişi var. Ankara-İstanbul arasında gidip gelirken Düzce’de çok dostları var, çok hukukları var. Herkes kendisi için isterken Faruk Özlü Düzce için istedi. Düzce için istiyor.

Şimdi, eski Düzce’de bir "tekme tokat, masa sandalye indire bindire" bir yönetme alışkanlığı vardı. Bu alışkanlıktan vazgeçmeyen insan sayısı çok... Vardır mutlaka da. Bazıları çıkmış "Düzce’yi biz yöneteceğiz" diyor. Hayır, Düzce’yi Faruk Özlü yönetecek, siz değil. Çünkü gerek yerel siyasette gerek genel siyasette Faruk Özlü bütün yükü almış durumda. Akçakoca’sından Gölyaka’sına, Cumayeri’ne, Yığılca’sına; büyükşehir belediyesi mantığıyla ama küçük bir şehrin imkanlarıyla bu memlekete bir şeyler katılıyor ya.

Siz bundan daha mı iyi yöneteceksiniz? Ha, beğenmiyorsunuz yönetim şeklini; üç senesi var. Üç sene sonra beğenmiyorsanız gereğini yapar halk, vatandaş. Ama üç senede siz bu Faruk Özlü’yü buradan indirebilecek misiniz? Yok. Burada efendim Faruk Özlü her şeye müdahale ediyormuş... Edecek tabii. Etmeyecek mi? Düzce’yi Faruk Özlü yönetecek, önce bunu kabul edeceğiz. Siyasetine de müdahale edecek, sivil toplumuna da müdahale edecek.

Düzce kavga istemiyor artık. Ha, kavga edenlerin sonucunu görüyoruz. Kavga ediyorlar; kısır kavgalar, kısır çekişmeler... Ondan sonra da kapılardan, köşelerden, kenarlardan girmek için farklı, farklı, farklı, farklı argümanlar kullanıyorlar. Ya kavga etmeden, enerjimizi kavgaya harcamayalım. Faruk Özlü’nün Düzce sevgisinde, Düzce enerjisinde destek olalım. Ben oluyorum; net, tartışmıyorum bunu zaten.

Ha, faydalı olmayan bir yanlış bir iş mi var? Önce kendisine bunu derseniz ki: "Efendim böyle böyle Sayın Başkanım, böyle böyle bir yanlış uygulamanız var; bunun topluma, siyasete, ekonomiye, vatandaşa, dine, imana, geleneğe, göreneğe neyse buna bir sıkıntı verir" diyeceğimiz durumlar var. Ha olmadı mı? Olmadı. Birebir de olmadı. O zaman buradan söyleriz gerçekten inanıyorsak. Bunu söylerken de bir eleştirinin, bir topluma faydalı olan insanın bir doğrusu vardır, o doğrulara göre yaparız.

Netice itibarıyla... Şimdi Düzce’ye dışarıdan birisi geldi, antik kente geldi. Konuralp Antik Kenti... Düzce’nin merkezinde bir şey yok. Zaten bu coğrafyada yüzyıllar önce, bin yıl önce yaşayan insanlar ne güzel yaşamışlar ya. Ovayı bırakmışlar ekime dikime, kenarlara yerleşmişler, dağ eteklerine. Şimdi biz ovayı bitirdik. Ovayı bitiriyoruz. Her tarafa bina yapıyoruz. Tarım da bitiyor.

ÇİFTÇİ OLARAK TEŞEKKÜR EDİYORUM

Tarım derken Sayın Cumhurbaşkanı 25. 24. yıl oldu herhalde, tarımsal kalkınma noktasında, teşvik noktasında çok güzel bir şey açıkladı. Ben de bir hayvancılık yapan, bir tarımla ilgilenen ve toprağı seven birisi olarak, bir Türk çiftçisi olarak: İnşallah bunlar kolaylaştırılan, zorlaştırmayan; yakınlaştıran, uzaklaştırmayan bürokrasiyle olursa inşallah öyle olsun, onun da önünü açsınlar, çok teşekkür ediyorum.

Hakikaten tarıma bir neşter vurulması gerekiyordu ve vuruldu. Gençler artık kendi köylerinde, kendi alanlarında tarımsal faaliyetlerle daha güzel bir gelecek sunabilirler kendilerine, ikbal hazırlayabilirler. Bu konuyla ilgili Dünya Çiftçiler Günü’nde verilen müjde çok kıymetli. Bir çiftçi olarak, kendim de bir çiftçilikten hiçbir zaman vazgeçmedim zaten. Köylü olmaktan da büyük bir gurur duyuyorum. Hayvanlarla ilgilenmekten, hayvanlara bakmaktan, tarlada çalışmaktan büyük bir keyif duyuyorum. Çünkü mutlu oluyor insanlar ve gerçekten bu işi yaşamını sürdürmek için yapanlar için büyük bir nimet. Allah razı olsun, teşekkür ediyorum Sayın Cumhurbaşkanımıza.

Ama teşekkür ederken de bu işte "kraldan çok kralcılar" var. Bürokrasi’nin, teminatların veya mevzuatın en ağırını uyguluyorlar tarımda veya bankalarda. Özellikle Tarım İl Müdürlüğü'nde oturan mühendislerin artık sahaya inme vakti geldi bu teşvikle beraber. Veterinerlerin, tarım mühendislerinin hepsinin sahaya inme vakti geldi Ziraat Odalarıyla, toplumla beraber. Çünkü bir elbise almadan aylarca, günlerce duruyorsunuz ama yemek yemeden olmuyor; karnın açken olmuyor, "Aç ayı oynamaz" der büyükler.

Ve netice itibarıyla bu çok güzel bir gelişme. Biz kendimiz üretir, kendi yağımızda kavrulursak, o zaman birçok alanda kendimize alan açmış oluruz.

DESOB SEÇİMLERİNİN SIRRI

Şimdi DESOB seçimleri var. DESOB seçimlerinde Pazartesi günü seçim var. Fakat DESOB seçimlerinde o kadar çok kirli bilgi var ki, bu işe talip olan insanlar var. Allah selamet versin, herkesin kalbine göre versin.

Fakat burada bu yapıyı Ahilik teşkilatından gelen, Ahi Evran’dan gelen bu yapıyı kişisel hesap ve menfaatlerine göre şekillendirmeye çalışanlar, şekillendirenler, öyle bir gayret içinde olanlar ve bunu gerek bir güç olarak elinde etki noktasında kullanmaya çalışanlar bu esnafa da, bu Düzce’ye de en büyük ama en büyük zararı, en büyük kaybı verirler.

DESOB’un başına geçecek olan, DESOB’un yönetimine girecek olan iktidarla, özellikle Belediye Başkanı’yla, belediyelerle, yerel... Çünkü esnafın işi belediyeyle. Çok uyumlu olması lazım. Çok uyumlu olması lazım.

Şimdi bürokraside bir kural var: 'Benim amirim yok, benim müdürüm de yok ama benim önümde, benim amirim de, memurum da, müdürüm de, talimat veren de mevzuattır' mantığı vardır. Mevzuat. Amirler sadece mevzuatları uygular, müdürler sadece bunu uygular.

Şimdi bütün mevzuat dediğimizde DESOB’un yönetimi ve başkanları, başkan olacak arkadaşımız bu esnafın Ahilik kültürünün menfaatini kollamalı. Birinci derece bu olmalı. Bunu bir silah, bir güç, bir denge, bir hesap, bir kitap olarak buraya kullanılırsa bu olmaz. Olmuyor zaten.

Şimdi Orhan Yılmaz Kooperatif Başkanlığı’ndan 28 sene sonra ayrıldı. Mustafa Kayıkçı çeyrek asır, 20 senenin üzerinde bir rakamda o da ayrıldı. 'Ben aday değilim' dedi. Şimdi burada aslında DESOB’un seçimi yapılmıyor. Yapılıyor da, bu tabii İş Esnaf Sanatkarlar Kefalet Kooperatifleri Başkanlığı’nda bu iş. Aslında bütün hesaplar bunun üzerine çünkü orada para var para, para var! Para dağıtılıyor yani para dağıtılmıyor da kredi veriliyor.

DESOB SEÇİMLERİ BAHANE ERTAN’IN İKTİDARI ŞAHANE

Canının istemedikleri adam düz yolda şaşırıyor, canının istedikleri adam dağları aşırıyor. Orada ciddi bir yetki alanı var. Yani esnafa bu... Ve buradan herkes tabii faydalanmak isterken, şimdi ne var? Seçimler var. Bu seçimlerde işte bu kooperatifin, bu para... esnafın kredi musluğunun başında, bu musluğu açıp kapatacak olan 20 seneye yakın bir Ertan Taşlı var. Evet, onun en büyük dert onun.

İKİSİ GİTTİ SIRA ONA MI GELİYOR?

Şimdi Orhan Yılmaz değişti, Mustafa Kayıkçı çekildi, 'sıra buna geldi' diye en heyecanlı işin püf noktası bu. DESOB’un başına Bülent Bey geçmiş, DESOB’un başına Murat Bey geçmiş, DESOB’un başına diğeri geçmiş; önemli değil.

İşte 'buraya geçen insanlar bizi seçecek, buradaki yapı bizi seçecek' deyip 20 senelik saltanat! Ki nasıl bir saltanat? Himmet dağıtan, fırsat dağıtan, imkan dağıtan... Ahbap-çavuş ilişkisi yoktur tabii, mutlaka mevzuata bağlıdır da mevzuatın da tasarrufları var. Tasarruf gösteriyor başkanlar, oradaki yönetim.

Ve aslında DESOB’tan ziyade Kefalet Kooperatifi’nin ikbali. Ertan bir 20 sene daha orada kalacak mı, gidecek mi? Ertan Taşlı. Bütün dert aslında onda. Şu anda o oyunu kuruyor. Tabii ne kadar olur, ne kadar olmaz bilmem. Ama bilinen bir gerçek var:

Düzce’yi kimse değil, Düzce’yi Faruk Özlü yönetecek. Bunu herkes kabul etmeli. Bu yönetimde de kimle isterse onunla yönetecek. Sonuçlarında, menfi veya müsbet sonuçları, siyasi veya içtimai sonuçları kendisinin. Hani 'her koyun kendi bacağından asılacak' gibi hani bizde herkes hesap... Bu başarılı olursa, faydalı olursa bunun nimetlerini görecek. Olamazsa külfetini görecek. Bu kadar basit. 'Size ne oluyor ya, Düzce’yi yönetecekler' miş? Hadi! Çok emanet kelimeler bunlar.

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN;