ŞEHİDİMİZE ALLAH RAHMET EYLESİN
Bugün (29 Aralık) Türkiye bir hüzne uyandı. Yalova’da DEAŞ’la, terör örgütüyle olan çatışmada şehidimiz var. Türkiye’nin başı sağ olsun. Akçakocalı Turgut Külünk, polis memurumuz şehit olmuştur. Milletimizin, devletimizin, Akçakoca’mızın, Düzce’mizin ve ailemizin başı sağ olsun.
DEAŞ MİLLETE ÜMMETE VE İSLAM’A DÜŞMAN
Kur’an’da ayet var: “Siz şehitleri öldü sanırsınız ama şehitler ölmez.” Bunun birçok inanışta, bizim inançlarımızda temelleri var. DEAŞ niye çıktı piyasaya? Bu ülkenin vatansever, inançlı idarecileri var ama bunların yanında böyle görünen hainleri de var. Yalova’da DEAŞ denilen yapı veya buna benzer yapılar birilerinin güdümünde. Bize faydası yok. İslam’a faydası yok. Kur’an’a faydası yok. Peygambere faydası yok. Bunlar tamamen bu yapıya düşman insanlar. Ben DEAŞ’lıların, cahil olan ve aldatılmış olanların haricinde, tepedeki yönetimdeki veya oluşumdaki ihanetin Tel Aviv’deki İslam Üniversitesi’nden beslendiğine inanıyorum. Tel Aviv’de İslam Üniversitesi’nin ne işi var? Burada, İslam fıkhını, Kur’an’ı, hadisi, bilimi anlatan İsrail Yahudi değil mi? İslam adamı, din adamı yetiştirmekten ne gayesi var? İşte amaçlar burada ortaya çıkıyor.
Ben buradan vatandaş olarak üzerime düşen görevlerden bir tanesinin DEAŞ noktasında flu olan, muallak olan, yani yeni gelen, caddenize, sokağınıza, mahallenize giren bu yapıların mutlak suretle devletin güvenlik birimlerine şüpheli hareketler olarak bildirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü DEAŞ denilen örgüt birilerinin maşasıdır.
Sebep ve sonuca baktığımız zaman bu DEAŞ denilen örgütün veya terörün yaptığı eylemlerin faydası kime? Türkiye’ye bir faydası var mı? Yok. Millete bir faydası var mı? Yok. Ümmete bir faydası var mı? Yok. Dine, diyanete faydası var mı? Yok. Zarar mı? Zarar. Her türlü zarar. Hem dinin, hem “İslami terör” algısını oluşturmaya çalışan güç odakları tarafından çok güzel bir algı üretiliyor; İslam eşittir terör algısı. Emperyalizmin de, sosyalizmin de düşmanı bitti; bir düşman kaldı, o da İslam. İslam düşmanı olan her yapıya karşı akıllı olmakta fayda var.
Memleketimizde, milletimizde, devletimizde bu konuyla ilgili mücadele eden her devlet memurumuzun, her vatandaşımızın hassas olması lazım. Özellikle devletimize Allah güç kuvvet versin, bunlara karşı muzaffer etsin. Çünkü İslam’ın, İslam denilen o güzelliğin, o imanın en güzeli bu ülkenin topraklarında var.
AKADEMİSYENLİK GÖNÜL İŞİDİR HER GÖNÜLDE SIĞMAZ
Cuma günü bir şeyden bahsetmiştik. Osman hocamız vardı Osman Kayapınar. Gerek bürokrasi gerek farklı sebeplerden dolayı bir iddia vardı; istifasından vazgeçebilir ya da istifa edebilir denilmişti. Buradan iki tane örnek vermek istiyorum üniversiteden. Mevlüt Pehlivan diye bir hocamız var. Genel cerrahi profesörü. 2010 yılında profesörlüğünü almış bir hoca. “Akademisyenlik gönül işidir.” diyor. 2010 yılından 2025’e geldik, 15 yıldır profesör unvanıyla orada. Düzceli değil ama kendini Düzce’ye adamış bir güzel insan. Bu arada rahatsız. Allah şifalar versin inşallah, Şafi ismiyle şifa versin.
DÜZCE’NİN EVLADININ BAŞARISINI GÖNÜLDEN TEBRİK EDİYORUM
Bir güzel haber daha. Zekeriya Okan Karaduman. Düzce’nin evladı. Aynı zamanda ortopedi ve travmatoloji bölüm ana bilim dalı başkanı oldu ve profesör oldu. Okan hoca hakikaten gönülle beraber şu anda başhekim yardımcılığı da yapıyor. Gönülle beraber hastanede Düzceliler’e hizmet ediyor. Dertli, güzel insanlar. Biz şu ana kadar böyle biliyoruz. Bir eksik görmedik. Eksik mutlaka vardır, herkeste eksik vardır, eleştirilecek yer vardır. Ama özellikle Mevlüt hocanın 15 yıldır profesör olup çok özel ameliyatlar yapması, Türkiye genelinde meşhur ameliyatlar yapması önemlidir. Mevlüt hocaya teklif edilmedi mi? Edilmiştir. Kabul etmiş mi? Etmemiş. Talebe yetiştiriyor, öğrenci yetiştiriyor, tıp insanı, ilim insanı yetiştiriyor. Okan hoca da bundan sonra inşallah Düzce’ye, üniversitesine, sağlığına, insanına hayırlı hizmetlerde bulunsun. Ben bir hemşehri olarak Okan Karaduman’ı tebrik ediyorum, Düzceli bir insan olarak gurur duyuyorum. İnşallah Okan hocalarımız gibi, Mevlüt hocalarımız gibi Düzce’nin değerleri artar.
Bir örnek daha vermiştim: Adnan Kaya, profesör doktor. Bahçeşehir Üniversitesi’nde dekan. Düzceli ama doçentliğini alıp İstanbul’a gitmiş. Bu da bir örnek. Bu ilim adamlarının, bilim adamlarının tasarruflarını, tercihlerini, sebeplerini biz bu aklımızla, bu ilmimizle bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir sonuç var. Bizde bir alışkanlık var. Her hastaneye giden referans arıyor. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde biriyle ilgili telefon ediliyor. Düzceliler’in huyu bu. Hastaneye biri yattığı zaman hemen arkasından arıyor. Aratmayın kardeşim, sistem kurun. Vatandaş acilden ya da poliklinikten girdiği zaman işlemler tıkır tıkır yürüsün.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Eğer sistem birilerini aratıyorsa, eksik arayanda değil, aratanda da değil. Vatandaşı bu hâle getiren sistemde eksik vardır. Aylarca bitmeyen tadilatlar, uzayan inşaatlar kabul edilemez. Yoğun bakım sıkıntıları var. Niye? İnşaat bitmedi. Hızlı bitecek arkadaş, nasıl bitecekse 7/24 çalıştırılacak. Eksik şudur; hastanın takibini referansla yapıyorsanız, üniversitenin başhekiminden tıp fakültesinin bütün yapılarına kadar eksik vardır. Vatandaşlar aramayın demiyorum, eksik sizde. İnsan hastaneye girdiği zaman kimseyi aramak zorunda kalmasın. Vatandaş hastalığıyla mı dertlenecek, yoksa hastanede nasıl tedavi olacağıyla mı?
Başta Cengiz Tuncer olmak üzere Okan hocamıza bir kez daha hayırlı olsun diyorum. Mevlüt hocamızın ve oradaki hocalarımızın gayretinden endişem yok. Ama ben sonuca bakarım. Vatandaş memnun mu değil mi? Eksikleri giderecek olan vatandaş değil, basın da değil. Hepinizin isminin önünde akademik kariyer var, profesör, doçent yazıyor. Benim önümde Sadullah Ünsal yazıyor, benim bir unvanım yok. Ama vatandaş olarak söylüyorum: Eksik varsa, kendi eksiğinize bakın.