FAKÜLTEDE BİTMEYEN İNŞAAT BİTMEYEN DERTLERİ GETİRDİ

Abone Ol

Bu hafta Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bahsetmiştik. Oradaki eksikliklerin, gelişen olaylardan dolayı bize yansıyanlarını yansıtmıştık. Vatandaşlarımız, insanlarımız hani ‘bir söyle bin ah işit’ hesabı, binlerce ah işittik. Binlerce insan, yüzlerce insan bu konuyla ilgili yorum yaptı. İşte bu sıkıntımız, bu derdimiz bu. Üniversitede bitmeyen bir inşaat var orada. Güçlendirme inşaatı var bitmeyen. O inşaat hastanenin bütün yapısına müdahil oluyor. Temizliğine, o tuvaletlere, o inşaatın artıkları organizasyonlar, yataklar, yoğun bakımlar neyse tedaviler derken bitmeyen inşaat bitmeyen çileyi getirdi. Bu niye bitmiyor ya arkadaş? Bunu takip lazım. Takip ediyoruz. Niye bitmiyor o zaman? Niye bitmiyor?

Bunu alan insan, burayı alan müteahhit gece gündüz 7/24 burada çalışması lazım. Ya burası hastane, burası okul değil, zamanı yok. Burası bir mekân değil. Burası bir devlet dairesi değil. Burası hastane. 7/24 ihtiyaç olan yerde 7/24 çalışma olması lazım. Benim aklım ona eriyor. Ben profesör, doçent veya akademisyen veya bir rektör veya başhekim değilim. Öyle bir sıfatım da yok. Ama benim anladığım şu, bildiğim şu: Bu hastane insanlara 7 gün 24 saat lazım. 7 gün 24 saat lazım olan yerin 7 gün 24 saat takip edilmesi lazım. 7 gün 24 saat çalışılması lazım.

Gelelim oradaki tıbbi sekreterler, oradaki çalışanlarla ilgili konuştuklarımıza. ‘Ali kıran baş kesen’ oldu dedik. Arkadaşlarımız bugün oraya gittiler. Haber merkezimizden Savaş Arı ve Zeki Aşıkoğlu kardeşimiz oraya gitti. Hastanede insanlarla konuştu ve hastanenin içinde bir gezdiler, tozdular. Fakat güvenlikler bunlara nefes aldırmıyor. Nereye gidiyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Ne ediyorsunuz? Ya elinde kamerayla girdiği zaman o hastanenin içine, orası kamuya açık alan. Orada kimseden izin almaya gerek yok. Burası hastane. Burası kimsenin özel bir mahrem yeri değil. Bununla ilgili sendika, oranın sendikası da “bizim de sıkıntılarımız var, dertlerimiz var” diyor. Sıkıntınız, dertleriniz varsa gelin anlatın ayrı bir şey. Ama orada hastanede temizlik yapan, tıbbi sekreterlik yapan, kapıda karşılayan güvenlikler… Ya bu insanlar oraya gelmese siz yoksunuz. Siz maaşınızı orada alıyorsunuz. Emeğinize saygı göstereceksiniz. Siz o insanlara hizmet ettiğiniz zaman, siz o insanların hayatlarını kolaylaştırdığınız zaman oradan aldığınız maaşı hak edersiniz.

‘Biz dava açacağız.’ Adliye Fevzi Çakmak’ta, isteyen istediği yere gidebilir, ayrı bir şey. Ancak burada tıbbi sekreter önce kimle muhatap oluyor vatandaş? Sekreterle muhatap oluyor. Ne için geliyor oraya? Ya hastası var ya kendisi hasta, hacete geliyor. Hacete gelen insana kumanda eder gibi, tavır alır gibi veya o hastalık psikolojisi altında, o ruh hâli içinde hitap etmedikten sonra senin aldığın maaş helal değil ya. Siz orada sevginizi, fedakârlığınızı, samimiyetinizi, sabrınızı en üst seviyede kullanacaksınız. İnsanlar oraya hacete geliyor ya. Canının hacetine geliyor. Orada karşılaştığı manzara, yüzüne bakılmıyor insanların. Bu doğru. Kim ne derse desin yüzüne bakarak konuşmuyor, bilgisayara bakıyor. Tabii bir bak, “hoş geldiniz” de, “buyur” de insanlara. Ne kaybedersiniz ya? Güler yüz tatlı dil sadaka, ibadet bu. İbadet yapmaktan mı rahatsızsınız? Hani namaz kılmayabilirsiniz de güler yüz, tebessüm etmek sadaka ya, ibadet. İbadet edin orada hizmetle beraber. Hem dünyanızı kazanıyorsunuz zaten, ahiretinizi de kazanın.

DÜZCE’NİN İNSANINA HİZMET EDENİ DE ETMEYENİ DE TAKİPTEYİZ!

Benim hacı teyzem, hacı amcam çaresiz, aciz veya herhangi bir genç kardeşim geldiği zaman ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ diyor ya Şeyh Edebali. Ama diğer türlü izah edilemez ya. Güvenlikler peşinde niye dolaşıyor? Ne eksiğiniz var, ne hatanız var, ne yanlışınız var, ne kârın ağrınız var da güvenliklere takip ettiriyorsunuz orada bizim arkadaşlarımızı? Oradaki hastanedeki müdür veya kimse, yetkilisi işte hâl bu ama biz ısrarla takip edeceğiz. Kamerayla sokmazsanız bizi telefonlarımızla çekeceğiz. Durmayacağız biz bu insanlar için. Özellikle ilk kademede güvenliğiyle, sekreteriyle, hemşiresiyle, doktoruyla bu insanlara, Düzce’nin insanına hizmet edeni de etmeyeni de takip edeceğiz. Özellikle bunun takipçisiyiz. Hiç bırakmıyoruz.

SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ VE SAYIN VALİMİZE SESLENİYORUZ

Hastanemizde inşallah o inşaat biter de mezbelelik orada. Lütfen, buradan yetkililere sesleniyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, çünkü milletin derdiyle dertleniyor. Sayın Valimiz Mehmet Makas… Özellikle bu serzenişleri nazarı itibara alacaktır. Buradan yetkili olan, yetkili hisseden, etkili olan, etkili hisseden, derdi olan, bu Düzce için, bu millet için derdi olana sesleniyoruz: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki sıkıntıyı çözün. Yağmurdan kaçarken doluya mı tutulduk diye insan düşünüyor. Netice itibariyle burası insanların can derdiyle geldiği, o derde göre muamele görmek istediği bir yer. Kimsenin haddine değil; işinize gelmiyorsa bırakın gidin.

Bir de burada bir tez var efendim. “Şu iyi bir doktor, bu iyi bir profesör, bu gidermiş özele.” Giden gitsin. Kalan sahalar bizimledir. Yani koskoca üniversitenin, koskoca bir tıp fakültesinin kaderi bir tane, iki tane, üç tane insana kaldıysa ya orayı kapatın ya onlar gitsin. İşin doğrusu bu. Önümüze koyulan şu: “Bunlar özel sektöre gidiyorlar, burada durmuyorlar.” Gitsin. Nasıl olsa buraya profesörlük kazanmaya geldi. Burası göçmen kuşların yerine döndü. Profesörlüğünü, doçentliğini almaya çalışan insanlar, burada bir yere gelmek isteyen, burada bir altyapı… Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi veya Düzce Üniversitesi bu hâle mi geldi? Ben öyle anlıyorum.

Artı bir de şu var: Biz bir kişinin, iki kişinin, üç kişinin çizdiği kaderle 400-500 bin kişinin sağlığını bir araya getiremeyiz. Kimse kusura bakmasın. Gidecekler mi? Beğenmiyorlar mı? Beğenmeyen gitsin. İstemeyen gitsin. Ama bu insanlara Düzce derdiyle dertlenecek olan akademisyenler, Düzce’nin evlatları bu üniversiteye gelsin, dertlensinler. Düzce’nin yetişmiş beyinleri yok mu? Var. Niye bunlar bir yerde değil? Siyasetçiler bürokratlara da aynı yapıyorlar. Ne varmış? “Yarın bize rakip olur.” Allah Allah. Liyakatli kimse, dertli kimse… Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde şunu diyor: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” Bunu bilmeyen, bundan dertlenmeyen insanın orada işi ne ya?

BU FAKİR MİLLETİN PARALARINI ÇAR ÇUR EDENLERE HESAP SORACAK KİMSE YOK MU?

MUHTAR SEN HAKLISIN

Şimdi muhtar istifa etti. Çiftlik Köyü Muhtarı Ahmet Emin Altay istifa etti. Ferman gibi de bir dilekçe yazdı. “Gördüğüm lüzum üzerine köy muhtarlığından istifa ediyorum.” demedi. Dedi ki: “Köyümüzün iç yolu, 28 sene önce dökülen asfaltla kendi dönemimde 7 senedir vermiş olduğum mücadeleyle yeniden bir asfalt döktüremedim.” dedi. İçme suyumuzla ilgili, suyumuzun çoğaltılması, gerekli yatırımların özel idare tarafından yapılmamasından bahsetti. En enteresanı da şu diyor ki: İçme suyu sondaj yapılmış, güneş paneliyle çalıştırılıyor. Bu 15 kW elektrik üretiyor, 8 kW’ını harcıyor, 7 kW’ını SEDAŞ’ın hattına basıyor. SEDAŞ tarafından hatta basılan elektriğin faturalandırılmaması bize ciddi maliyet veriyor diyor. Ne garip bir şey ya. Yani özel idare buraya sondaj yapmış, güneş enerjisiyle sondajı veriyor. Fazlasını SEDAŞ’a verecek, hatta basıyor ve bunu faturalandıracak bürokrasi tamamlanmamış. Muhtar, sen haklısın ya. Sen hakikaten haklısın ya. 3 sene önce Hecinler Barajı’nda bir regülatör arızası vardı. O arızadan dolayı haneler Düzce sel altında kalacaktı az kalsın. “17 hanede oluşan maddi hasar sebebiyle oluşan mağduriyet giderilmedi.” diyor. Ama enteresan bir şey daha var. Şu Paşa Konağı’nda bir su alma yapısı yapılıyor, Devlet Su İşleri. Orada bir köprü yapılmış. Şimdi o köprü yıkılacak. Niye? Projeye uygun yapılmamış. Ya bu fakir milletin paralarını bu kadar çarçur edenlere Allah hesabını soracak da dünyada hesabını soracak olan insan yok mu ya? Maalesef. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” nasihatini dinleyelim.

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN;