Hani bir laf var ya. Kargaya yavrusu şahin gelirmiş. Yani kendinden olanı çok güzel görmek, çok güzel bir yerde tutmak. Hani kişi sevdiğinin eksiğini görmezmiş, hikâyesi var. Fırat’ın iki kenarında iki sevgili yaşarmış. Genç yüzme bilmediği halde gece olduğu zaman Fırat’ı yüzerek geçer sevgilisinin yanına gider. Sabaha kadar hasbihal ederler. Sabah gün doğmadan da dönermiş. Yine böyle bir ziyarette biraz fazla oturmuşlar herhalde, bir gün bir bakmış ki gün doğmasına doğru sevgilisinin gözünün ters olduğunu görmediğini fark etmiş. Tılsım bozulmuş. İnsan sevdiğinin kusurlarını görmezmiş. Geçeceğine inanan delikanlı Fırat’ın sularında boğulmuş gitmiş.

‘Para güçtür’

Hikâye bu. İki tane konudan girdik. Şehirlerin kimliğini ve gelişmesini iş dünyası, işi insanları ve markalar belirler. Liberal Parti genel Başkanı Rahmetli Besim Tibuk derdi ki ‘Para bir güçtür. Yeşili kırmızısı olmaz. Çöldeki vaka gibi yeşillendirir girdiği yeri.’

Kendi aslanını it, elin itini aslan görme hastalığı

Bazıları kendi aslanlarını it gibi görürken, başkalarının itlerini aslan gibi görmek gibi bir hastalık içinde yaşıyor. Düzce’de marka olan neyimiz var? Yok. İstisnalar kaideyi bozmaz. Sarsılmaz Silah Sanayii var ki Düzce’yle pek hukuku yok, gelmiş yatırım yapmış. Ama Düzceli olan, Düzce’den doğan bir güneş yok. Siyasetçiler, gerek siyasette gerek bürokraside gerekse de STK’larda birilerinin elinden tutup bir yerlere getirmediği zaman o şehir makûs talihini yenemez. Bir Trabzon’u, Kayseri’yi, Gaziantep’i, Denizli’yi düşünün. Bu şehirler Türkiye’nin önüne farklı markalarla çıkmışlar. Trabzon'da siyaset yapan Antep'te siyaset yapan Kayseri'de siyaset yapan kişiler kendi bölgelerinden iş insanlarını almış getirmiş, ticari olarak da eline imkân vermiş, destek vermiş. Bugün geldiğimiz noktada Düzce’mizde bu ekol yok. Şehirlerin gelişmişliğini, kimliğini, iş dünyasındaki yatırımlar belirler, markalar belirler.

Dünyaya mal olmuş Yeksan’a yol gösteren çıkmadı

Buraya nereden geldim. Benim de birlikte çalışmaktan iftihar ettiğim Türkseven Ailesi’nin aldığı ve sonra da yürümeyen Yeksan diye bir firma vardı. Dünyanın her tarafında bu firmanın ürettiği dorseler dolaşıyor. İmalar sektörü zordur. Kendine özgü sebeplerden dolayı burası yönetilemez hale geldiği zaman Düzce'nin siyasetçisi, Düzce'nin milletvekili, Düzce’nin bakanı kısacası hiç kimse bir yol göstericilik yapmadı. ‘Bu dünyayı dolaşan, dünyaya mal olmuş bir firma Türkiye’de ilk 3’ten bir tanesi. Avrupa’ya, Ortadoğu ülkelerine ihracat yapıyor. Fakat bire sıkıntıya düşmüş. Bunu biz nasıl kurtaralım? Yereli ve milli değerlerle bunu nasıl yüceltelim.’ Diye bir dert olmamış. 300 kişi çalışıyordu burada. Bu gün 50-100 kişilik yatırım getirecek firmayı davul zurnayla karşılıyoruz.

Sokaklarda kimsenin tanımadığı son model arabalar geziyor

Tabiri caizse gerek teşvikten gerek oradan gerek buradan ne olduğunu bilmediğimiz insanlar buraya geliyor. En üst seviyede itibar görüyor. Ama biz kendi itibarlarımızı itibarsızlaştırmak gibi bir gaflet, dalalet, hatta hıyanet içindeyiz. Bu işin bir de ikinci boyutu var. Biz 22 yıllık genç bir iliz. Şu memlekette markamız yok. Ha, markamız var mı? Var. Ama şuna çok dikkat etmemiz lazım. Son nüfus verilerinde Düzce nüfusunun 4’te 1’i yabancı.  Vilayet olduktan sonra, teşviklerle OSB’ler olduktan sonra farklı yerlerden insanlar buraya göç etmiş. Sokaklarda kimsenin tanımadığı son model arabalar geziyor. İş yapıyorlar, ticaret yapıp kazanıyorlar. Ama ne camide ne farklı imkanların içinde yoklar.

Düzce’de bir marka var: Algün

Bakınız Düzce’de bir marka var: Algün İnşaat. Cihat Algün, Düzce’nin ilk 5 yıldızlı otelinin gelmesi için adım attı. Onun arka planında Kayserili iş ve siyaset dünyasının desteği ve takibi var. Buranın etklisini, yetkilisini kendi etki ve yetki alanında kendi hemşehrisi için yatırımın önünü açma noktasında arayıp bizzat takip edebilen bir irade var. Bu marka Düzce’ye çok şey katacak. Tebrik ediyorum, alkışlıyorum. Kendi hemşehrisini, Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir yatırım yapmak adına, bir katkı sağlamak adına bunu sahiplenecek kadar akla ve vizyona sahipler.

İmarın bütün yetkilerini kullanıp büyük paralar kazanıyorlar

Öyle bir pozisyon oluştu ki biz şöyle bir etrafımıza baktık. Düzce’nin Akınlar Mahallesi var. Burada inşaat yapan, yatırım yapan insanlar var. İmarın bütün etkilerini yetkilerini kullanan, bütün gücünü kullanan ve bundan büyük paralar kazanan inşaatçılar var. Ve yine bunlar ne akla hizmet eder bilmem ama, nereden alır bu aklı bilmem ama, hangi yerde yol açılacak, nerede 18 uygulanacak şeklinde oradan arazi toplayan adamlar var. Bunlar Düzceli falan değil. Dedik ya kendi aslanımızı it, milletin itini aslan görme hastalığımızdan mütevellit bunlara biz itibar ediyoruz.

Sayın Cihat Algün bundan 4-5 sene önce 1.5 milyon bağış yapmış. Bunu temlik etmiş. Bu haberlere konu oldu. Daha sonra sayın vali ve belediye başkanının girmesiyle beraber 3 sene önceki 1.5 milyonu hibe etmiş. Euro ve dolar bazında temlik koysaydı. Akıllı adam öyle yapar. Yine kendi çapında Erdoğan Bıyık, ciddi şekilde Düzcespor’a katkı sağladı.

Bu imar filmcileri Düzce’ye ne verdi?

Şimdi ben soruyorum. Düzce’de bu noktayı, yolu, izi imarın her tülü mevzuatını filmini sonuna kadar kullanıp da rant elde eden, arsa toplayan bu adamlar Düzce’ye ne verdi? Düzcespor’a ne vardı? Düzce’nin hangi markasına, hangi gelişmesine katkı sağladı? Maalesef ve maalesef kendi değerlerimizi ve insanlarımızı üzmek ve eleştirmek gibi veya farklı şekillerde hesaplardan dolayı bir noktaya getirmek gibi bir hastalık içindeyiz. Düzce'nin en büyük sıkıntısı bu. En büyük problemi de bu.

Mevcut yapı ve şartlara bile sahip çıkılmamış

Yani kendi aslanımızı it, milletin itini aslan yapma halinden vazgeçmezsek biz daha bocalar dururuz. Kendi iştirakçimizi ve iş insanlarımızı siyasetin zirvesinde olan insanlar tutup ekonomik ve sosyal ve her anlamda taşıp da bir eser bırakmazlarsa ki şu anada öyle bir şey yok, mevcut yapı ve şartlara bile sahip çıkılmamış. ‘Biz Düzce’de şunu yaptık.’ Hiçbir şey yapmadınız. Hikâyeye gerek yok. Adam gibi iş yapacağız.

Zihniyet değişmezse çevre illere bakar bakar dururuz

Biz kendi iş adamımızı ve markamızı oluşturmadığımız sürece Bolu'daki Erpiliç'e, Narven'e bakar bakar dururuz. Sakarya'daki Sapanca'yı konuşuruz. Hikâyeleri dinleriz. Masalları dinleriz. Biz masal dinlemek istemiyoruz. Ama niyet hayır. Akıbet hayır. İt ürür, kervan yürür. İtler ürüsün ama kervan yürüyecek Allah’ın izniyle. İnşallah bundan sonra bu idrakte, bu şuurda, bu bilinçte, bu heyecandaki siyasi erkanDüzce’nin evladına ve yarınına sahip çıkmak için vazife elde ederler.  Ama böyle devam ederse on beş sene sonra şu yorumlarda duyacak olduğunuz şeyler aynı olur.

PROGRAMIN TAMAMINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ