GÜZEL YÜREKLİ İNSANLAR VAR OLDUKÇA...

Abone Ol

Düzce Belediyesinde görev yapan temizlik personeli kardeşimiz Fatih Cesur'un bulduğu yaklaşık 3,5 milyon lira değerindeki altınları hiç tereddüt etmeden sahibine teslim etmesi hepimizi gururlandırdı.

Güzel yürekli kardeşim…

Aslında Fatih'i konuşurken sadece onu konuşmamak gerekiyor.

Çünkü Düzce Belediyesinde görev yapan, özellikle sahada alın teri döken o kadar çok güzel yürekli insan var ki…

Otobüsünde fenalaşan vatandaşı güzergâhını değiştirerek hastaneye yetiştiren şoför de güzel yürekli.

Sokakta yaralı bir hayvanı görüp tedavisi için çabalayan personel de güzel yürekli.

Bayramlarda çocukları sevindiren de…

Alzheimer Yaşam Merkezi'nde büyüklerimizle vakit geçirip yüzlerini güldüren de…

Karda, kışta, yağmurda, kavurucu sıcaklarda şehrin temizliği, düzeni ve huzuru için çalışan her bir emekçi de güzel yürekli.

Ama bugün biraz Fatih Cesur'dan bahsetmek istiyorum.

Düşünün…

Belki maaşının onlarca katı değerinde altın buluyorsunuz.

Kimsenin görmediğini düşünebilirsiniz.

Bir anlık nefis, bir anlık şeytanın vesvesesi…

Fakat Fatih Cesur'un aklından ne haram lokma yemek geçti ne de çocuklarının boğazından haram lokma geçmesine razı olmak.

Şefini çağırdı.

Polisi çağırdı.

Ve olması gerekeni yaptı.

Bugün bu olay bu kadar konuşuluyorsa, belki de dürüstlüğün haber değeri taşıdığı bir dönemde yaşamamızdandır.

Oysa dürüstlük istisna değil, hayatın kendisi olmalıdır.

Bu olay bana Yavuz Sultan Selim Han'ın Mısır Seferi öncesindeki meşhur menkıbeyi hatırlattı.

Rivayete göre Yavuz Sultan Selim Han, ordusuyla Gebze civarından geçerken askerlerinin bağ ve bahçelerden sahibinden izin almadan bir elma ya da bir salkım üzüm koparıp koparmadığını öğrenmek için bütün heybelerin aranmasını emreder.

Arama sonunda hiçbir askerin heybesinden izinsiz alınmış tek bir meyve bile çıkmaz.

Bunun üzerine büyük bir huzurla, "Haram yemeyen bir orduyla sefere çıkıyorum." diyerek Allah'a şükreder.

İşte biz böyle bir medeniyetin, böyle bir anlayışın çocuklarıyız.

Belki zaman zaman bazı değerleri unutuyoruz.

Belki günlük hayatın telaşı içinde vicdanımızın sesini bastırıyoruz.

Ama sonra Fatih Cesur gibi insanlar çıkıyor.

Bize yeniden dürüstlüğü…

Emanetin kutsallığını…

Helal lokmanın bereketini…

Ve insan olmanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor.

Fatih Cesur'u yürekten kutluyorum.

Aslında o sadece altınları sahibine teslim etmedi.

Toplumun kaybetmeye yüz tuttuğu güven duygusunu da yeniden parlatmış oldu.

İyi ki böyle insanlar var.

İyi ki çocuklarımıza örnek gösterebileceğimiz güzel yürekli
İnsanlar hâlâ aramızda...

NATO zirvesine de bir kaç cümle ile değinmek isterim.

NATO Zirvesi'nin Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmesi de millet olarak göğsümüzü kabartan bir başka tablo oldu. Organizasyonun her ayrıntısı, liderlerin karşılanmasındaki zarafet, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin savaş uçaklarının kusursuz zamanlamayla gerçekleştirdiği gösteriler ve bir dönem üyesi olmaktan büyük onur duyduğum Mehteran Birliği'nin ihtişamlı gösterisi, Türkiye'nin devlet geleneğini ve organizasyon kabiliyetini tüm dünyaya bir kez daha gösterdi.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da zirve boyunca sergilediği ev sahipliğiyle, misafirin nasıl ağırlanacağını dünyaya gösterdi. Türkiye, köklü tarihinden aldığı misafirperverlik anlayışını modern devlet tecrübesiyle birleştirerek uluslararası arenada güçlü bir duruş sergilemeye devam ediyor. Böylesine büyük organizasyonlar, ülkemizin sadece bölgesinde değil, dünyada da ne kadar önemli bir aktör olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor...