HANGİ GAZETECİLİK?

Abone Ol

Mal Bulmuş Mağribi Gibi Saldırmak Gazetecilik Değildir

Son günlerde bazı televizyon programlarında ortaya atılan iddialar üzerinden Düzce’de yeni bir tartışma başlatılmaya çalışılıyor. Tartışmanın merkezinde ise Faruk Özlü ve Düzce Belediyesi hakkında ortaya atılan “zorla bağış” iddiaları var. Ben bir hukukçu olarak hayretle izledim. Mevzu meşhur çimento fabrikası. O zaman şikayet edebilir ve hukuki olarak hakkını arayabilirdi. Ama ortada şikayeti gerektirecek bir durum yok. Çünkü hukuksuzluk yok.

Bu iddiaları gündeme taşıyan isim Milletvekili Murat Bakan oldu. Ardından gazeteci İsmail Saymaz da bu iddiaların üzerine atlayarak konuyu televizyon programlarında işlemeye başladı. Ancak burada dikkat çeken bir durum var.
Ortada doğrulanmış bir bilgi olmadan, muhatabına sorulmadan, belge ortaya konmadan yapılan yorumlar adeta “mal bulmuş Mağribi gibi” bir saldırıya dönüşmüş durumda.

Gazetecilikte çok basit bir kural vardır: İddia varsa önce muhatabına sorulur.
Telefon açılır, görüş alınır, sonra kamuoyuna bilgi verilir. Ama bazı isimler nedense bu yolu tercih etmiyor. Bunun yerine televizyon ekranlarında tartışma üretmeyi daha kolay buluyor.
Oysa İsmail Saymaz isterse bir telefonla Faruk Özlü’ye ulaşabilecek bir isimdir.
Ama belli ki mesele gerçeği öğrenmek değil, gündem oluşturmak.

Ortaya atılan iddia şu:
“Düzce Belediyesi iş insanlarından para istiyor.”
Oysa gerçek çok açık.
Başkan Faruk Özlü yıllardır Düzce’de kazanan iş insanlarına açık bir çağrı yapıyor:“Şehrimize okul yapın, kütüphane yapın, kreş yapın.”
Bu çağrı gizli toplantılarda yapılmış bir talep değil. Herkesin görebileceği şekilde açık ve şeffaf biçimde sosyal medya üzerinden yapılmış bir davet.

Bir belediye başkanının şehrine okul kazandırılmasını istemesi nasıl olur da “zorla bağış” olarak yorumlanabilir?

Türkiye daha henüz 15 günlük süreç içinde hemen yanıbaşımızda iddiaya göre zorla bağış toplayan anlayışları da gördü. İş insanlarına, marketlere, esnafa baskı kuran, belediye başkanlığı gücünü kullanarak insanları köşeye sıkıştıran ve hatta utanmadan
“Ya seve seve vereceksiniz ya da seve seve vereceksiniz”
diyebilen zihniyetler var.
Ve o anlayışların sonunun ne olduğunu da hep birlikte gördük.

Bu nedenle açık bir hayırseverlik çağrısını, baskıcı yöntemlerle aynı kefeye koymak en hafif tabiriyle haksızlık değil, bilinçli bir çarpıtmadır.

Bugün Düzce’de hayırseverlerin katkısıyla yeni okullar kütüphaneler sağlık ocakları
yapıldı. En son bir iş insanı Düzce’ye yeni bir sağlık ocağı hatta 112 merkezi kazandırma kararı aldı ve bu yatırım Valilik ile Sağlık Müdürlüğü protokolüyle resmileşti.
Yani ortada gizli para trafiği yok.

Şehre kazandırılan kalıcı eserler var.

Belki bazı çevreler televizyon ekranlarında konuşulanların gerçek sanılacağını düşünüyor olabilir.
Ama bir gerçeği unutmamak gerekir: Düzce küçük bir şehir.
Burada insanlar kimin ne yaptığını, kimin gerçekten hizmet ettiğini, kimin sadece konuştuğunu çok iyi bilir.

Eleştiri elbette olacaktır. Gazetecilik sorgulamak zorundadır. Ama sorgulama ile itibar suikastı arasında büyük bir fark vardır.
Ortada doğrulanmış bilgi yokken, muhatabına sorulmadan, iddiaların üzerine mal bulmuş Mağribi gibi atlamak gazetecilik değildir.

Gerçek gazetecilik önce araştırır, sonra konuşur.
Ama görünen o ki bazıları için sıralama tam tersi.