☰
✕

HER ŞEYİ SÖYLEMEKTEN UTANIYORUZ! UTANIYORUZ! UTANIYORUZ!

Abone Ol

Ben şimdi buradan konuşurken vatandaş bizim konuştuğumuza ne diyor diye yorumlara bakıyorum. Tabii bizi eleştiren var, işine gelen var, gelmeyen var, doğru olan var, eğri olan var, oradan bakan var. Ama biz mümkün mertebe, milletin diliyle konuştuğumuz için anlaşıyoruz ama anlaşamadığımız konular da oluyor tabii de.

Bu önceki Yorumlu Yorum'larda Ticaret Sanayi Odası'ndan bahsetmiştik. ‘Farklı mecralara gidiyor.’ demiştik. Demiştik ki ‘Buraya siyaset ve kavmiyet denklemini sokmayın, burada çizikler olacak.’ demiştik.

Şimdi çiziklerin kim olacağını, ne olacağını aldığımız zaman soyut değil, somut, birebir böyle noktalardan yakaladığımız konulardan paylaşacağız. İsimler paylaşacağız. Ama ondan önce siyaset girmesin dedik ya burada. Burada en nötr durumda olan, nötr yani nötr demeyelim de en tarafsız mı diyelim, en pasif mi diyelim, en ortada duran Hasan Şengüloğlu, AK Parti'nin il başkanı.

SİYASETLE TİCARET YAN YANA GİTMEZ

Diğerleri herkes sahada. Burada Hasan Şengüloğlu partiyi ama birileri de, “Biz partinin adayıyız, partinin adamıyız, partinin...” Ya siyaseti sokmayın şuna. Ticarete siyaset girmez. Ticaret adamının siyaset işi olmaz. Ticaret adamı kazanacak, kazandıracak, ülkeye para kazandıracak. Yani siyasetle ticaret yan yana gitmez. Neyse, getirmeye çalışanlar vardır.

TSO’DA ÇİZİKLER

Şimdi gelelim çiziklere. Şimdi “At izi it izine karıştı.” diyor bizim ananede. Çok seviyorum bu kelimeyi. Her yerde kullanıyorum. “Başka bir şey bilmiyor musun?” Çok şey tabii, her gün bir şey öğreniyoruz da Kazım Karabekir'in güzel bir sözü var. Ruhu şad olsun. Memleketine, milletine sevdalı bir insandı. Nurlar içinde yatsın. Diyor ki, “Hava öyle bir bulanık ki, ortam kaos... Şeytan bile Müslüman mintanı giymiş.”

Ya şimdi ben grupları bilmiyorum fakat eksikler var da vakti de fazla almak istemiyorum. Birkaç tane konu var. Ben buradan birebir arka planda yapmış olduğumuz çalışmalarla bir mücadele ediliyor ya seçimde. Uzatmayalım. Çizikleri söyleyeceğim. Çizilecek isimleri söyleyeceğim.

Tabii bu sıralama, hani “Bu çizilir, en son bu çizilir.” değil, değil de kelime veya biz öyle sıradan bir sıralama yaptık. Şahin Bircan çizik yiyecek. Cemal Aksan çizik yiyecek. Tuncay Şahin çizik yiyecek. Hasan Aslan, Simitçi Hasan Aslan var bizim. Bu Hasan Aslan, Hasan çizik yiyecek. Murat Taştepe, birkaç dönemdir mecliste. Murat Taştepe de çizik yiyecek. Murat Aysal. Murat Aysal da çizik yiyecek.

Ve burada bir tane isim var ki o da tabii hepsi kıymetli isimler, Abdullah Danışmaz, eski MHP il başkanı. Bunlar çizik yiyecek isimlerden, benim yaptığım tespitlerde bu. Ha, ben bunları severim, değerli insanlar. Yani Tuncay Şahin'le bir itilaf yaşamış olabiliriz ama çok eski bir hukukumuz var. Yani bu itilaflar o eski hukuku bozmaz. Ama hepsi kıymetli. Bunları anlıyorum. Bunları çizecekler. Niye çizecekler, onu da bildiğim için söylüyorum. Ama bu, bunun da kulağın da bir namusu var. Fakat bu yediliye dikkat edin. Bir önümüzdeki cuma günü akşamı da devam edeceğiz kimlerin çizik yiyeceğine.

SEN KİME OY İSTİYORSUN ZORUN NE?

Ben şimdi çiziği atan da çiziği yiyen de Ticaret ve Sanayi Odası’nda bir şey yapmaya çalışıyor. Mücadele veriyor da bu Gümüşova Organize Sanayi Bölgesinin müdürü var. Valiliğe, Sayın Vali'ye bağlı ve Sayın Vali'ye bağlı. AK Parti döneminin şeyi Ahmet Serdar Erdem. Bu da oy istiyormuş seçimde. Ya sen kime oy istiyorsun?

Senin zorun ne, Ahmet Serdar Erdem, senin zorun ne? Bu seçimlerle ilgili herkesin bir zorun var. Derdi var olabilir. Senin zorun ne? Onu da bilmiyoruz. Onu da Sayın Vali veya onu oraya atayan siyaset makamı sorsun: “Oğlum, senin zorun ne?” Sen orada organize sanayi bölgesinde sanayici, iş adamlarının, müteşebbislerinin önünü açmak noktasında devletin adamısın. Senin oyla, seçimle işin ne? Hani arabalar beraber düğün davetiyelerini dağıttın ya hükümetin arabasıyla. Bununla da uğraşma, uğraşma.

YENİDEN HİKAYE YAZMAK İÇİN MÜREKKEP ELİNİZDE

Şimdi gelelim, fonculara. Dün akşam bir liste yayınlandı. Yani Düzce'deki fonculardan kimler bu işten nemalanmış, kimler nemalanmamış? Ben burada Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve onu seven herkese, onun etrafındaki insanlara ve kamuoyuna sesleniyorum. Tarihi bir fırsat elinize geçti. Yeniden hikâye yazmak için mürekkebi elinize aldınız.

Foncular, doncular, şunlar, bunlar; kim varsa, ne kadar akrep varsa, ne kadar kene varsa, ne kadar kan emici sülük varsa... Çünkü iktidar olduğunuz zaman, muktedir olduğunuz zaman, güç olduğunuz zaman bu ülkenin akrepleri, yalamaları, menfaatçileri, kıblesi olmayan, omurgası olmayanların hepsi gücün altında toplanır. Bugün AK Parti'dir, yarın başka bir partidir. Ama bunlar değişmez. Kıblesi olmayan adamlar var bu memlekette.

MİLLİ GÖRÜŞCÜLER BUNDAN RAHATSIZ

Ve AK Parti'nin içindeki bu nemalanma veya menfaatlenme işinde en çok rahatsız olan da AK Partililer. Ya niye AK Partililer derken, Millî Görüşçüler bu işten rahatsızlar. AK Parti'nin içindeki AKP'lilerden buraya menfaat için, hesap için girip de burada rant elde edenlerden gerçekten bu tarlada, hani “Tarlada izi olanın harmanda yüzü olur.” derler ya, Millî Görüşçüler’in AK Parti'de izi, tarlada emeği oldu. Tarlada izi oldu ama harmanın hesabını yapmadı bunlar. Bunların harmanla işi yok. Bunların derdi dünya değil ki. İ'lâ-yı kelimetullah. Millî Görüş'ün özelliği bu.

Ama eğer gerek Millî Görüş'e, gerek ulusalcılara, gerek sosyal demokratlara, gerek partilere, kim olursa olsun, işin özünde Türkiye siyasetine Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne kadar arsız, ne kadar hırsız, ne kadar foncu, ne kadar menfaatçi varsa bunların üstüne basarak bir tarih yazabilir.

Bak, biz Yavuz Sultan Selim'i, biz Fatih Sultan Mehmet Han'ı, tarihte toplumda yer edinmiş insanları konuşuyoruz. Hani tarihi, tarihçiler yazmaz. Tarihi yaşayanlar, tarihe imza atanlar, not düşenler yazar. Tarih yazma vakti geldi. Eğer yazılabilirse. Ha, yazılamazsa ayrı bir şey. Bu Düzce'deki foncularda da, şimdi tahkikat devam ettiği için birkaç tane noktaya ulaştık. Fakat tahkikat devam ettiği için burada, netice alamıyoruz.

Gelelim sosyal hizmetlerle ilgili bir konuya. Şimdi Sosyal Hizmetler İl Müdürü Sezgin Bey hakikaten memleketine, milletine, bulunduğu yerin sorumluluğuna uymuş, gönül vermiş. Bu işi dert edinmiş. Buranın ne olduğunu bilen ancak bunun stresiyle beraber zaman kırıcı olabilen birisi.

Şimdi Sezgin Bey veya oradaki ahali de mutlaka eksik var mıdır? Vardır. Ama ben Sezgin Bey'in dürüstlüğüne, samimiyetine, orada sosyal hizmetlerdeki yetimin, düşkünün, garibin, gurebanın, dertlinin derdiyle dertlendiğini, yaşlının derdiyle dertlendiğini biliyorum.

Tabii bunlar görev ve sorumluluk isteyen işler, dert isteyen işler. Ancak oraya bu dertle değil de maaş zoruyla gelen, statü zoruyla gelen, kerhen gelenler veya orada kendi kafasına göre, canı istediği gibi hareket etmek isteyenler, alanları daralınca ona buna laf söylemeye başladılar.

Ama il müdür yardımcısı ile ilgili aynı kanaatte değilim. Sezgin doğru, dürüst ama bir o kadar da agresif. Yani doğruluğu, dürüstlüğü, derdi anlatırken insanlar agresifleşebiliyor veya kızabiliyor veya heyecanlanabiliyor. Sezgin de böyle heyecanlanmış. “O kadar hata kadı kızında da olur.” der ya büyükler. Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde bir takım yok, mobbingti, yok şöyle oldu, yok böyle oldu. Olabilir de.

Ama kurumun genelinde, kurumun asaletinde, kurumun güvenliğinde ve güvenceliğinde endişeye mahal bırakmayacak şekilde biz habercilik yapmaya, yorumlamaya devam ediyoruz. Edeceğiz. Ve orada ufak tefek meseleler var. Büyütülmek isteniyor ve bir yerde utanıyoruz. Bunları konuşmaktan utanıyoruz.

Genel anlamda şu konuya girdiğim, yorumlaya girdiğim ve devam ettiğim konularda da, her şeyi söylemeye utanıyoruz, utanıyoruz, utanıyoruz. Allah bizi hepimizi utandırmayacak kelimelerle, dostlarla, sebeplerle, insanlarla karşılaştırsın. Allah'ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Hoşça kalın, dostça kalın. Allah'a emanet olun.

PROGRAMIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN;

{ "vars": { "account": "G-P00GNT342Z" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }