Efendim, sabahtan da bir haber merkezlerimize düştü. Bir deprem... 3.1, 3.5… Sallanıyoruz, hissediyoruz derken, ‘Düzce depreme hazır mı?’ sorusu hakikaten çok sorulması gereken bir soru. Çünkü deprem kendini hatırlattı.
Düzce'de yıkılması gereken, kentsel dönüşüme girmesi gereken binalar var. Düzce depreme hazır mı? Değil. Şu anda değil aslında, bize göre değil. Belki bizim bilmediğimiz, vatandaşın bilmediği şeyler vardır. Deprem gerçeğiyle yaşamak zorunda olduğumuz, yüzleşmek zorunda olduğumuz bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu depremler insanlara, malımıza, canımıza, her şeyimize keder verdiği gibi, bir o kadar da geleceğimize, milli servetimize en büyük darbelerden bir tanesini vuruyor.
DEPREM BİZİM GERÇEĞİMİZ TEDBİR ŞART!
Düzce'de depremle ilgili alınan kararlar, kentsel dönüşüme girmesi gereken binalar, yapılması gereken işler hatırlatıldı. Yani bir tıkırtı olduğu ortada. Ama bu ne kadar hayata geçti, nasıl oldu onu bilmiyoruz. Fakat deprem gerçeği bizim gerçeğimiz. Bundan kaçamayız.
Yarın bu memleketi yönetenler, irade koyanlar, idare edenler bu gerçeğe göre, önümüze her an çıkabilecek olan bu gerçeğe göre lütfen tedbirleri alsınlar ve yıkılması gereken, kentsel dönüşüme girmesi gereken binalarda hayatın durmasını veya gereğinin yapılmasını sağlasınlar. Çünkü Suriyeli de kalmadı, gitti. Onlara veriyorduk o binaları. O binalarda bir can kaybı, mal kaybı olmasın inşallah. Bunu hatırlatmadan geçemedik.
FINDIĞIN KADERİNİ DEĞİŞTİRECEK VİZYON
Akçakoca'dan bir yiğit çıktı. Ali Uzun isimli ve bir o kadar da Ziraat Odası Başkanı Kadir Mutioğlu ile beraber AFİKO diye bir kooperatif kurdular. AFİKO, Akçakoca Fındık Kooperatifi. Şu anda fındığı ürüne çevirmek için hamleler yapıyorlar.
Geçtiğimiz günlerde bir iş insanı ile beraber Sayın Valimiz Mehmet Makas Beyefendi'ye, hafta sonu olmasına hasebiyle belki kabul görmez dedik ama Sayın Vali hakikaten memleketin derdiyle dertlenen, aynı dili konuşan, aynı duyguyu paylaşan bir hassasiyetle iş insanlarını kabul ederek kooperatif için ne yapılması gerekiyorsa yapmak için elinden gelen gayreti gösterdi, gösteriyor ve gösterecek.
AFİKO, Fiskobirlik alternatifi olmayan ama Batı Karadeniz Bölgesi'nde, bizim bölgemizde fındığa Türkiye'de mihmandarlık yapabilecek, deniz fenerliği yapabilecek bir inançla yürüyor. Ziraat Odası'nı tebrik ediyorum. Akçakoca Ziraat Odası bu anlamda büyük bir emek veriyor.
Tarım, 21. yüzyılın, şu andaki bulunduğumuz yüzyılın hayat kaynağı. Tarıma yönelenler kendini yenileyecek ve ekonomik ve içtimai olarak kazanacaklar. Ama bir o kadar da stratejik ürünümüz fındığın, hele hele bizim bölgemizin fındığının; layihası olsun, kalitesi olsun, çikolatayla, kakaoyla uyumu olsun, fevkaladenin fevkinde sonuçlar veriyor. Bu anlamda Sayın Düzce Valimize ve buna gönül veren, emek veren herkese teşekkür ediyoruz.
YARIN TORUNLARINA ANLATABİLECEĞİ BİR DURUŞ
Bir gün gelecek ki bu makamlar, bu etkiler, bu yetkiler bitecek. Sayın Vali'nin bu hassasiyeti yarın torunlarına anlatabileceği, devlet adamlığı noktasında diğerlerine, geleceklere örnek olabileceği bir duruşun simgesi. AFİKO fındığın kaderini değiştirebilir. AFİKO belki Türkiye'nin kaderini değiştirebilir. Büyük düşünmek lazım. Çünkü fındığın üretimi bizde, çilesi bizde, derdi bizde. Fiyatını yabancılar belirliyor. Niye? Ürüne onlar dönüştürüyor. Biz fındığı dalından koparıp, harmanını yapıp, mamul hale getirdikten sonra ürün haline getirebilirsek ki bu gayret AFİKO Kooperatifi'ndeki gönül insanlarında var. Netice itibarıyla işte o zaman başarının, o zaman bir şey yapmışlığın, o zaman memlekete fedakârlık yapmışlığın, daha doğrusu “İşini en güzel yapan, vatanını en çok sevendir.” mantığının hayat bulduğu andır.
İnşallah hayırlara vesile olur. Bu vesileyle buraya gelen eski Maliye Bakanımız rahmetli Kemal Unakıtan'ın oğlu Abdullah Unakıtan'ın da bu heyecana ortak olarak çalışma başlatması, irade koyması da takdire şayan. İnşallah önümüzdeki günler Düzce'nin, önümüzdeki günler Batı Karadeniz'deki fındığın umut yılları olacak ve en güzel tarihinde gelebileceği en güzel yere gelecek.
MÜSLÜMAN KIZIMIZA ZULMEDENE HER ŞEY MÜBAH!
Şimdi Düzce Üniversitesi'ne doğru bir gidelim. Düzce Üniversitesi'nde yabancı öğrenciler var. Yurt dışından gelen öğrenciler var. İslam ülkelerinden gelen öğrenciler var. Afrika'dan gelen öğrenciler var. Ortadoğu'dan gelen öğrenciler var. Bir tane öğretim görevlisi veya iki tane öğretim görevlisi, hatta sayıları üçü geçmiyor. Bu öğretim görevlileri bu öğrencilerin kılık kıyafetinden, yüzündeki peçeden veya başörtüsünden rahatsızlığını çocuklara, buradaki eğitim gören gençlere yansıtıyor. Bu memleketi halifenin diyarı diye inanan, ümmet-i İslam'ın bayraktarlığı diye inanan, güneşi diye inanan, Türkiye'ye gelmiş olan insanlara veya gençlere en büyük darbeyi vuruyorlar. Sonuç sebep ne? Ukrayna'dan gelseydi veya Bulgaristan'dan gelseydi veya bir Hristiyan ülkeden gelseydi bunlar olacak mıydı? Olacak gibi görünmüyor.
Şimdi işin detayında şu var; Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi coğrafyasındaki Ortadoğu ve yakın coğrafyadaki milletlerle kaynaşma derdinde, İslam ülkeleriyle kaynaşma derdinde, Türk topluluklarıyla kaynaşma derdinde, Afrika'da kaynaşma derdinde. Bu toplumları yıllardır Avrupalılar, Hristiyan âlemi sömürmüş. Siyonizm denilen İsrail devleti bunları ezmiş. Bunların topraklarını, canlarını, mallarını, namuslarını almış. Bunlar buraya sığınmışlar. Peki yaptığınız veya yapmaya çalıştığınız ne? Devletin stratejisiyle ilgili, devletin dokunuşuyla ilgili, devletin muhabbetiyle ilgili duyguları bertaraf etmek. Ne adına? İdeoloji adına.
Düzce Üniversitesi Rektörü Sayın Nedim Sözbir bu konulara hâkim, vakıf. Bir soruşturma başlatmış, gereğini yapıyor. Ancak Müslüman ülkede Müslümana zulüm edilir mi arkadaş? Biz kaçıncı asırda yaşıyoruz? Bundan 20 sene önce üniversitelere başörtüsüyle girmenin bedelinin ödetildiği günleri unutmuş değiliz de, İslam ülkelerinden gelen o garip, o mazlum coğrafyanın insanlarına hangi ideolojiyle, hangi inançla, hangi düsturla, hangi stratejiyle saldırıyorsunuz? Ne elde ediyorsunuz? Buraya gelmiş, iki sene sonra veya dört sene sonra gidecek. Kendi memleketinde bir barış elçisi olarak mı yaşasın, Türkiye Cumhuriyeti toplumunun düşmanı olarak mı yaşasın? Bunların derdi bu. Bu coğrafyanın insanıyla o coğrafyanın insanı birbirine sevgi ve muhabbetle sarılırsa dünyadaki dengeler bozuluyor. Tarih tekerrürden ibaret. Bunu gördük.
KİMSE MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ TÜCCARLIĞI YAPAMAZ!
Ancak isim vermiyorum, iş soruşturma aşamasında. Müslüman kızımıza zulmedene her şey mübah. Yani ufak bir maaş cezası, şudur budur falan filan... Ve bunlar da maalesef, bu zulmü yapan kişi veya hoca her neyse, eski rektör Nigar Demircan Çakar'la fotoğraf veriyor, muhabbet kuruyor. Yani oradaki eski-yeni rektör rekabetinden buradaki mazlum coğrafyanın insanlarının zulmüne kimse rıza gösteremez. Ama soruşturma aşamasında olduğu için de işin mahiyetini anlatamıyoruz. Ama anlatacağız. Tek tek fotoğraflarıyla beraber, şu soruşturma bir neticelensin. Ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Kimse Müslüman mahallesinde salyangoz tüccarlığı yapamaz arkadaş. İsminiz, cisminiz, profesörlüğünüz ne olursa olsun. “Önce insanı yaşat ki devlet yaşasın.” diyen zihniyetin veya buna itibar edenlerin riyasetinde, idare sahipleri, irade sahipleri lütfen bu konuyla ilgili Sayın Nedim Sözbir'e detaylı bilgi sorabilir. Biz de netice ortaya çıktıktan sonra bunun ne olduğunu, ne olmadığını bu topluma anlatacağız ki kimsenin yaptığı zulüm yanına kâr kalmasın.