Konu çok, gündem çok ama biz en aza indirerek konuşmak istiyoruz.
Şimdi, yeni olmak, yenilenek insan için pek ihtimali olmayan bir duygu veya bir yapı. Ancak Yeni Parti yeni bir yola çıktı. Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrıldı, yeni bir yola çıktı ve ‘İktidara talibiz.’ diyor. Olabilir, vatandaşın teveccühü. Biz buna söyleyeceğimiz çok bir şey yok. Ancak Düzce'de Yeni Parti yenilenebiliyor mu? Soru bu.
İYİ BİR İNSAN AMA İYİ BİR SİYASETÇİ DEĞİL
Bizim için Düzce önemli, Düzce siyaseti önemli. Şimdi Düzce'de benim de yakından tanıdığım, insani ilişkileri çok iyi, arsızlığı, hırsızlığı ne bileyim eksik bir şeyi olmayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin İl Başkanı olan ve şu anda Yeni Parti’nin kurucu il başkanı olup da başkanlığa aday olan bir dostumuz Özcan Dağıstanlı var. İyi bir insan ama iyi bir siyasetçi değil. Çözüm üreten bir siyasetçi değil. Cumhuriyet Halk Partisi’nin veya Yeni Parti’nin sitesinden alıp da 'Yok şunlarla, devrimlerle, Halifeliğin kaldırılışını kutluyoruz.' diyor. Ya siyaset bu değil ki! Yani böyle bir siyaset yapıyor. Etliye, sütlüye dokunmuyor. Suya, sabuna dokunmadan abdest alınmaz! Bu abdest alamıyor, siyasi abdest.
KÜMES KÜMES DOLAŞIYOR
Şimdi bir Birol Aksu var. Kimin kümesinde yemlenip, kimin kümesinde yumurtladığı belli olmayan bir model. Her şeyi biliyor, çok şeyi biliyor, çok şey istiyor ama hiçbir şeyi yapmıyor. Hep böyle siyasetin arka sokaklarında dolaşıyor. Ön sokakta pek öyle şey değil ve bunlar aday. Ya siz zaten CHP'liydiniz. CHP İl Başkanlığı yaptınız, CHP yönetiminde bulundunuz. Bu Yeni Parti.
Yeni Parti’ye Salih Dindar diye bir aday daha var. Salih Dindar mühendis, öğrendiğimiz kadarıyla, gördüğümüz kadarıyla. Ben gittim fabrikasında yaptığı işleri de ziyaret ettim. Hakikaten Düzce'ye katma değer, ülkeye katma değer yapan, katan bir müteşebbis. Olmayanları, olamayanları, bilinmeyenleri oldurma noktasında, bildirme noktasında bir mücadeleye vermiş. Ağaç Düzce, yeşil Düzce, biz ağacımızla, coğrafyamızla şeyiz ve kendi çabasıyla ürettiği veya imal ettiği ağaç ürünleri ve teknolojik güneş enerjisi sistemleriyle beraber ürettiği şeyler hakikaten takdire şayan.
Şimdi dünyada, dünyayı ve Türkiye'yi vakti zamanında yöneten bir kulüpler vardı; Lions'lar, Rotary'ler, Mason'lar, şunlar, bunlar... Bunlar ayakta kalabilmek için, kaliteli olabilmek için, toplumda kabul görebilmek için mesleklerinde enleri hep seçtiler. En iyi, en güzel, en başarılı doktor, en başarılı avukat gibi. Enleri seçerek yıllardır bu ülkelerde, ülkede tutunmaya çalıştılar ama hani "Eski camlar bardak oldu." der ya bizim anane de, bunlar artık tamam. Bunlar artık Türkiye'yi yönetemez hale geldi. Çünkü önceden Lions, Rotary ve Mason localarından, kulüplerinden, Lions, Rotary kulüplerinden, Mason localarından icazet alınmadan devlet bürokrasisinde yürümek mümkün değildi. Belediye başkan adayı, milletvekili adayı vesaire falan filan; ya Mason olacaksın ya Lions ya Rotary. Şu anda bu devir bitti ama burada... Çünkü bu Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktı yani. Hani bu Lions, Rotary, Mason kulüpleri bize uymaz, bizim fıtratımıza uymaz. Bir gün atacaktı vücut ama ben de diyorum ki: Yeni yola çıkan yenilikçil vizyonla çıksın.
Ben şimdi muhafazakar kesimli bir insanım. Ben Cumhuriyet Halk Partisi’ne yani veya Sosyal Demokrat bir partiye oy verebilmem için –ki çoğunluk bizim tarafta, sağ seçmen dediğimiz, muhafazakar, milliyetçi sağ seçmen dediğimiz bu tarafta– sen buradan oy alacaksın. Yani burada malumun ikrarı ortada. Yani Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı yapmış, seçime girmiş, çıkmış, partisine bir şey katmış... Ha ben kişiliğine hiçbir şey demiyorum. Özcan Dağıstanlı'nın kişiliğine hiçbir şey demiyorum. Ama bir tecrübe var, getirememişsiniz bu Yeni Parti’ye, kucaklayamamışsınız milleti. Tepeden tepeden bakmışsınız. Emekle, yürekle bir çizgiyi yerine getirememişsiniz. Bugün gene aynı çizgi olacaksa ben nasıl oy vereceğim? "Sen zaten oy vermezsin bize." Niye vermeyeyim ya? Biz kimseyle Katolik nikahı kıymadık. Yani vatandaş da kıymadı. Vatandaşın diline, gönlüne hitap eden, "Bu adam ne iş yapmış? Hangi baltaya sap olmuş?" dediğiniz zaman yok babadan kalma imkanlarla yürüyen, milletin aklıyla hareket edip Ahmet'in fesini Mehmet'in kafasına geçirip, Mehmet'in fesini Ahmet'in kafasına geçirmekle yürüyen zihniyetten... Ama üretmiş, bu memlekete katkı sağlamış, marka oluşturmuş, bir çaba sarf etmiş.
DÜZCE SİYASETİNE KALİTE GETİRİR
Ben bir muhafazakar seçmen, Düzce'de çoğunluk olan bir seçmen, %70 civarında, %75 civarında bir seçmen kitlesinin içinde bir birey olarak ben diyorum ki: Ben Özcan Dağıstanlı'nın, Birol Aksu'nun il başkanı olduğu bir Yeni Parti’ye zaten oy vermem. Ha Türkiye'de iktidar olsa da burada... Çünkü adamların yaptığı bir şey yok, kattığı bir şey yok. Bir tanesi de bu işe talip olmuş. "Ben ürettim, ticarette düştüm, kalktım, yürüdüm ama bir yere geldim ve Düzce'de bir marka oluşturdum, başardım arkadaş!" diyor. Görüntü, yani öyle demiyor da biz bunu görüyoruz. Başaranı ödüllendireceksin. Hani Salih Dindar Düzce siyasetine eğer katılırsa, Düzce siyasetine kalite gelir. Çünkü ne istediğini, ne istemediğini, ne yaptığını, ne yapmadığını bilen bir insan. Vizyonunu göstermiş, yüze yakın çalışanı var. Bir işletme kurmuş, yürüyor ve bu işletmede de Düzce'nin ağacına dokunmuş. Ağaç sanayinde ve teknolojisine de dokunmuş. Yani burada bir, bir batarya, Çin'de üretilen bataryayı Düzce'de üretebilecek kadar vizyon sahibi. Ha buna tabii Yeni Partililer karar verecek. Benim dediğimle de karar vermez. Eğer muhafazakar seçmenden, bu %70'in içinden oy almak istiyorsanız bir, insanların her kesiminden, toplumun her kesiminden bir temsilcisinin o siyasette olması lazım. Öyle kafanıza göre aynı Özcan Dağıstanlı'nın yaptığı gibi veya Birol Aksu'nun yaptığı gibi CHP kafasıyla "Biz her şeyi çok iyi biliriz, bu millet aydın değil, aydınlatacağız, bunlar anlamaz, anlatacağız, bunlar köylü, bunlar cahil..." İki duble de rakı içtiğin zaman zaten memleketi kurtarıyorsun! Bu kafa olursa bu kafa burada bir şey olmaz. Yeni yola yenilikçi isimlerle çıkılır. Ben bu kadar söylüyorum bu konuyla ilgili.
KENDİNİ İLİME, BİLİME, DÜZCE’YE ADAMIŞ
Şimdi "Aynası iştir kişinin diyor, lafa bakılmaz." Düzce Üniversitesi’nde, Tıp Fakültesinde, fakültelerde eksik olan, hastanede biz dilimizin döndüğü kadar oradaki insanların statülerine, içtimai hallerine, emeklerine, isimlerinin unvanlarına hürmet ederek de bazen de hürmet ettirmeyerek de konuşuyorlar da biz hürmet ederek konuşmaya çalışıyoruz. Bir yapı var. Rektör Nedim Sözbir Hoca yeniden atandı, hayırlı olsun. Ancak orada Eczacılık Fakültesi’nin bir dekanı var, Ufuk Çalışkan Hoca, Profesör Ufuk Çalışkan Hoca. Hakikaten ismi gibi çalışkan. 10 yıl Amerika Birleşik Devletleri'nde bir eğitim almış. Yüreğinde vatan, millet sevgisi var. "Ben Amerika'dan aldığım eğitimle Türkiye'de bir hizmet vermek istiyorum. Türk insanına, Müslüman bu topluma, bu ümmete, bu millete tabiri caizse hizmet vermek istiyorum." derken bu bir de rektör adaylığına ismi geçmiş. Tabi geçebilir, bu kadar vizyonu olan bir insan olsun. Şimdi bu hoca Gazi Üniversitesi’nden buraya görevlendirilmiş, görevli gelmiş. Bir, iki yıla, ne kadar bir zamanda görevi de bitecek. Fakat bu hocayı, bu hocayı özellikle Düzce'nin iradesinde, idaresinde, kaderinde, memleketin sevdasında olan ilimin, bilimin ve teknolojinin insanlığın nasıl bir muhtaç olduğunu, kıymet olduğunu anlayan, bilen hangi idareci ve irade sahibi... Sayın Vali’den milletvekillerine kadar ben buradan bir şey söylüyorum: Tanımaya çalışın veya bilgi alınız, bilemiyorum, takdir sizin, devlet aklına bizim aklımız ermez.
BU MEMLEKET İÇİN KAZANILMIŞ BİR DEĞER
Ancak Ufuk Hoca bu memlekette kazanılmış bir değer. Ben Ufuk Hoca’yı bir muhtar sayesinde tanıdım, bir muhtar abi sayesinde tanıdım. Köy köy gezip, mahalle mahalle gezip, muhtar muhtar gezip koskoca profesör dediğin gibi, ne yapıyor? Koca karı ilaçları deriz ya biz, eskiden bu coğrafyadaki, bu endemik bitkilerin olduğu bu bölgede hangi otlarla, hangi ilaçlarla, hangi otların kökleriyle ilaç yapılır diye kadınları dinliyor. Örnek vereyim size: Bir tane bir teyze var ama bu konuda çok iyi. Fakat millete de çok konuşuyor herhalde, insanlar konuşmak istemiyor. Yani muhtara çağırdığı zaman "Ya niye çağırdı beni?" diyecek bir insan, dedi muhtar, kendisi anlattı muhtar abi. Dedi ki: "Bu kadın, bu hoca, Ufuk Hoca onu cankulağıyla dinledi. Hangi bitkiden ne yapılıyordu eskiden, ne öğrendik?" Şimdi gelenek bu toprağın asaleti var ya, bu koca karı ilaçları dedikleri, bu gelenekle yeniliği birleştirmek için dünyadaki aldığı ilmi Düzce'de yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyor. Bugün bilim adına, Düzce adına Ufuk Hoca’nın ödüllendirilmesi lazım. Bu gayretin takdir edilmesi lazım, bilinmesi lazım, görülmesi lazım. Ha görülmüyor, bilinmiyor mu? Ben onu bilmem. Ancak burada bir hassasiyet var.
Eğer bugün biz ilim insanımızı, bilim insanımızı, ilim ve bilimde dertlenip de insanımıza hizmet etme derdinde olan bir insanımızı hele hele ki 10 yıl Amerika'da eğitim almış, orada çalışmış, orada akademik kariyerlerini almış bir hocanın Düzce'de olması bir değer. Bu değere değer katmak da Düzceli’nin şeref, namus, Düzce'yi yönetenlerin de asli görevi olmalı diye düşünüyorum. Bunun biraz daha irdelenmesi ve takip edilmesi. Eczacılık Fakültesi’nin hayatımıza katacağı, çünkü doktorun yazdığı reçetede eczacının yaptığı tespit var. Ve akademisyen arkadaşlarından da, üniversitedeki arkadaşlarından da edindiğim bilgilere de göre hakikaten ilme ve memleketine kendisini adamış bir hoca. Kıymet bilmekte fayda var. Ben de dün kendisini ziyaret ettim Eczacılık Fakültesi’nde. Hasbelkader kendi aklımla, bu cahil aklımla o ilimin karşısında eksik yaptık, hata yaptık, doğru yaptık bilemiyoruz ama anlattığımızı ama bildiğimiz bir şey var: İlim, vahaya, bir çöle oluşmuş bir yeşillik gibi. Herkes gelir ilimin olduğu yere. İlim insanının, bilim insanının kıymetini bilmeyenden de ne ilim insanı olur ne bilim insanı olur ne idareci olur ne siyasetçi olur. Sonuç: İnsan olmaz, insan!
TİCARET ODASINDA ÇİZİKLERE HAZIR OLUN
Ticaret Odası’na gelelim. Ticaret Odasında, onu önümüzdeki günlerde konuşacağız. Yalnız bir şey görüyorum orada. Şimdi biz burada mesela yayın odasında Zeki arkadaşımız var, Gülçin Hanım var. Ana kumandada bizim bir arkadaşımız daha var. Biz üçümüz bir liste yapıyoruz, Ticaret Odası’na giriyoruz. Beni beğenmiyor adam, çizecek. Ticaret Odası’nda çizgi, Ticaret Odasında çizilme çok olacak. Ben bunu görüyorum, sahadan görüyorum. Ama bunun yalanla, entrikayla, şunla, bununla devam etmesi durumundaysa insanlar bir neticeye varamayacaklar. Ticaret Odası’na çok sürpriz ama çok tırpan bekliyorum.
Bugün birisi aradı beni, dedi ki: "Bu foncular var ya, Düzce'deki foncular kim?" dedi. "Hani açıklayacaktınız." dedi. Ben bu konuyla ilgili çalışmalarımı devam ediyorum, bunu mutlaka açıklayacağım. Yani soyut bilgiler var. Somut aslında da soyut ama onun yarın bu işin hukuki boyutu var diye biraz avukatlara danıştık. Belgesini ele geçirdiğim an bildiğimizi açıklayacağız. Kimsenin bu konuda endişesi ve merakı olmasın.