Gerçek belediyecilik te, toprağa dokunabilmek, üretimi desteklemek ve ihtiyaç sahibinin sofrasına umut taşıyabilmekte vardır.
Düzce Belediyesi Tarım Akademisi tam da bu anlayışın en güzel örneklerinden biri.
Yıllarca atıl durumda kalan bir arazi, bugün ata tohumlarının yeniden hayat bulduğu, üretimin yapıldığı ve geleceğin çiftçilerinin yetiştirildiği örnek bir merkeze dönüştü. Koçaş patlıcanından Çanakkale domatesine, Ayşe Kadın fasulyesinden Sarayönü biberine kadar birçok yerli çeşit yeniden toprakla buluşuyor.
Ancak bu projenin en değerli tarafı sadece üretim yapılması değil.
Bu bahçede yetişen ürünler pazarda satılıp gelir elde etmek için değil, ihtiyaç sahibi ailelerin sofralarına ulaşması için hasat ediliyor. Topraktan çıkan bereket, belediyenin sosyal dayanışma anlayışıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor.
İşte sosyal belediyecilik tam da budur.
Bir yanda ata tohumları korunuyor, diğer yanda çocuklara ve üreticilere eğitim veriliyor. Tarım Akademisi sadece sebze yetiştirmiyor; üretim kültürünü, yerli tohumu ve paylaşma bilincini de geleceğe taşıyor.
Bugün dünyanın birçok ülkesi gıda güvenliğini konuşurken, ata tohumlarının değerini yeniden keşfederken Düzce'de bu konuda somut adımlar atılması küçümsenecek bir gelişme değildir.
Elbette yapılan her hizmet eleştirilebilir, eksikleri söylenebilir. Ancak doğru yapılan işleri de takdir etmek gerekir. Çünkü üreten şehirler geleceğe daha güvenle bakar.
Düzce Belediyesi Tarım Akademisi, atıl bir arazinin nasıl üretim merkezine dönüşebileceğini gösteren önemli bir örnek oldu. Bu bahçede sadece sebze yetişmiyor; dayanışma, paylaşma ve umut da filizleniyor.
Topraktan çıkan her ürün, ihtiyaç sahibi bir ailenin sofrasına ulaşıyor. Bana göre bu projenin en anlamlı hasadı da işte budur.