VENEZUELA; Petrolün Lanetimi? MADURO; Nerede Hata Yaptı?

Abone Ol

MADALYONUN İKİ YÜZÜ; Filistin ve Venezuela’nın Öğrettikleri

4 Ocak Sabahı ajanslara düşen haber Amerikan güçlerinin Venezuela lideri Nicolas Maduro'yu ve eşini ikamet ettiği yerden derdest ederek ABD’ye getirdiğiydi. Modern siyaset tarihinde, bir devlet başkanının bu şekilde derdest edildiği görülmemi bir durum…

Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yönelik bu davranışı, yalnızca Latin Amerika’yı değil, tüm dünyayı ilgilendiren daha büyük bir soruyu gündeme taşıyor: Uluslararası düzende hukuk, egemenlik ve demokrasi kimin için geçerli?

Bir devletin, başka bir ülkenin görevdeki liderini kendi yargı sistemi üzerinden suçlu ilan etmesi, uluslararası hukuk açısından tartışmalı bir alan meydana getiriyor.

Eğer hukuk gerçekten evrenselse, neden benzer suçlamalar yalnızca ABD’nin hasım gördüğü liderler için gündeme geliyor? Birleşmiş Milletler düzeninin temel taşlarından biri olan devlet egemenliği, her ülkenin kendi siyasi geleceğini belirleme hakkını güvence altına alır. Ancak Venezuela örneğinde bu ilkenin tamamen hiçe sayıldığını görüyoruz. ABD’nin Maduro’ya yönelik operasyonu, hukuk, egemenlik ve demokrasi kavramlarının ne kadar da boş kavramlar olduğunu gözler önüne sermesi açışından önemli. Gücü yeten yetene barbarlığının tavan yaptığı, orman kanunlarının hâkim olduğu “yeni barbarlık düzenine hoş geldiniz! Güçlü olanın haklı görüldüğü barbar ilişkiler düzeni.

Kapitalist düzen böyle bir düzen zaten... Burada yeni olan, bunun uygulanış şekli, belki bizim alışık olmadığımız hoyratlıkta oluyor… Aslında uluslararası ilişkilerdeki güç kavramı tamda bunu açıklar nitelikte… Güç, genel olarak bir aktörün başka aktörlerin davranışlarını etkileme kapasitesi olarak tanımlanır. Realizm: Gücü merkez alır; devletler güvenlik ve hayatta kalma peşindedir. Uluslararası sistemde hukuk, çoğu zaman gücü sınırlamak için vardır. Ancak pratikte güçlü devletler: hukuku şekillendirebilir, esnetebilir, ya da kendi çıkarlarına göre yorumlayabilir. Bu durum, “uluslararası hukuk mu güçlü, yoksa güçlü olan mı hukuku belirler?” tartışmasını doğurur.

ABD‘nin bu operasyonlarının altında elbette ki Petrol ve Nadir Toprak Elementleri var ABD Başkanı Trump ta bunu açıkça ifade ediyor zaten… 6 Ay önce emekli olan ABD Güney Orduları komutanı, Washingtonun Latin Amerika ve Venezuellada asıl kaygısı demokrasi ya da insan hakları değildir. Petrol, Lityum ve Nadir Toprak elementleri üzerinde kontrol sağlamak düşüncesindeyiz sözleri bu durumu teyit eder nitelikte…

Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi, Petrol endüstrisini 1970'lerde millileştirerek PDVSA (Venezuela Devlet Petrol Şirketi)'yı kuran ülke sektörün yabancı yatırımcılara açılmasına yönelik adımlar attı.

Ancak 1999'da Hugo Chavez'in devlet başkanı seçilmesinin ardından devletin petrol endüstrisindeki payı artırıldı. Chavez yönetimi, yeni ve mevcut projelerde vergi ve ruhsat ücretlerini yükseltirken, tüm petrol projelerinde PDVSA'nın çoğunluk hissesine sahip olmasını zorunlu kıldı. Chavez ile başlayan süreç, petrol gelirlerinin ABD merkezli çokuluslu şirketlerden alınarak Latin Amerika’da ABD karşıtı bloklara devredilmesi ABD’de büyük rahatsızlık uyandırdı.

ABD’nin Venezuela’da uyguladığı yöntem, klasik askerî işgal değil; Ekonomik yaptırımlar, Finansal sistemden dışlama, Medya ve STK’lar üzerinden psikolojik savaş ile hibrit rejim değişikliği modelidir.

Venezuela’nın “Affedilmez Suçu” Ne?

Petrol’ün ABD Kontrolünden çıkarak ABD karşıtı bloklara gitmesidir. ABD açısından Venezuela:

Sosyalist modelin “başarılı olabileceği” ihtimalini temsil ediyordu. Bu durum bölgedeki diğer ülkeler için bulaşıcı bir örnekti.

Venezuela bu kadar Petrol Zengini olmasına rağmen halkı neden fakir

Aslında sorulması gereken en temel soru bu. Venezuela’nın hatası petrolü bulmak değil, petrole mahkûm olmak oldu. Ekonominin %90’ından fazlasının petrole bağımlı hale gelmesi… Tarım, sanayi, teknoloji ihmal edildi. Bu harcamalar üretime değil tüketime dayalıydı. Kalıcı ekonomik altyapı kurulmadı. Devlet dağıtan ama üreten olmayan bir yapıya dönüştü.

Kurumların çöküşü asıl kırılma noktasını oluşturdu. PDVSA (Venezuela Devlet Petrol Şirketi) Liyakatsiz atamalar, teknik kadroların tasfiye edilmesi… Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahipsin ama çıkarak teknolojin ve insan kaynağın yok…

Petrolün Laneti mi? Norveç Neden Zengin Venezuela Değil?

Petrolün laneti neden Norveçi vurmuyor? Norveçte Petrolün sahibi devlet ama devleti yönetenler petrolün sahibi gibi davranmaz gelirler hukuk içinde adaletle dağıtılırken Venezuela’da durum bunun tam tersidir? Petrol kağıt üstünde devlete ait gözükse de fiilen siyasi iktidarın kontrol aracıdır ve gelirler adaletli bir şekilde dağıtılmaz. Venezuela petrolü ganimet gibi görüp doğrudan harcarken Norveçli yöneticiler petrolü gelecek nesiller için emanet gibi görür petrol gelirini doğrudan bütçeye koymaz, Önce Egemen Varlık Fonu’na (Norway Sovereign Wealth Fund) koyar getirisini kullanır.

Norveç petrolün yanında sanayi, denizcilik, teknoloji gibi ekonomik çeşitliliğe giderken Venezuela’da petrol dışı üretim neredeyse çökmüş, tarım ise ithalata bağımlı hale gelmiş durumdadır. Norveç’te devlet harcamaları şeffaf, halka açık bir şekilde yapılırken Venezuela’da hesap soran herhangi bir mekanizma yoktur.

Tek Suçlu ABD mi?

Elbette ki ABD’nin yaptığının savunulur hoş görülür bir tarafı yok ama iki gündür yapılan yorumlara bakıyorum herkes demokrasiden hukukun üstünlüğünden ve egemenlik haklarından bahsediyor. Bunlar güçsüz ülkelerin sığındığı teselli sözcükleridir… Maduro’nun ve Venezuela yönetiminin, muhalefetin, Ordu’nun hiç mi suçu yok. Hemen hemen bütün konferanslarımda ve yazılarımda bu konuyu dile getiririm. Siz ülkenizi evinizin içini düzenlemezseniz fay hatlarınızı harekete geçirmek isteyen düşmanlarınıza fırsat vermiş olursunuz. Ülkenizi dış müdahalelere açık hale getirirsiniz. Adeta kan kokusu almış sırtlanlar gibi bekleyenleri görmezden gelemezsiniz. Siz dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi olun diğer yandan ülkede enflasyon, gelir dağılımındaki adaletsizlik, sefalet, adam kayırma maksimum seviyede olsun. Venezuela sokaklarında sevinç gösterilerini izliyoruz televizyonlarda hemen hemen hep aynı senaryo uygulanıyor yıllardır Ortadoğu’da. Irakta Saddam Hüseyin devrilince de benzer görüntüler vardı Libya’da Kaddafi devrilince de.. Bugün bu ülkelerin durumu ortada... ABD sizi sadece sömürür. ABD Venezuela’ya ne demokrasi getirecek nede petrol gelirinden pay verip vatandaşların refah düzeyini yükseltme peşinde olacak. Onun tek derdi kaynakların sorunsuz bir şekilde sömürülmesi.

Bu bağlamda ülkeyi yönetenlere de muhalefete de, halklara da önemli görevler düştüğü aşikâr. Bir devlet başkanı düşünün hiçbir direnç gösterilmeden bir mantar tabancası dahi patlamadan adeta ABD askerlerine teslim ediliyor.. Hırsız içerden olunca kapı kilit tutmaz der eskiler… Maduro neredeyse 15 yıldır iktidarda daha öncesinde de aynı gelenekten gelen Chavez var ama görünen o ki etrafındakileri dahi kendisine sadık olanlardan seçmeyi başaramamış… Bizde de İngiltere’ye seslenen politikacılar vardı ya unutmayalım.

Ne Delta Force ne İsrail 40 km’lik bir toprak parçasında 2.5 yıl içinde Gazze’den tek bir İsrailli esiri askeri operasyonlarla kurtaramazken Buna karşın savunma sistemleri ve düzenli ordusu bulunan Venezuela’dan 2.5 saat içinde devlet başkanını sarayından alabiliyorsa bunu bir kez daha düşünmek lazım…

Bu olayın akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında sosyal medya üzerinden yapılan hadsiz paylaşımlar gerçekten manidar. ABD'li yazar Michael Rubin, "Maduro'nun geçmişi Erdoğan'ın geleceği mi?" başlıklı bir makale yayımladı. "Failos Kranidiotis" isimli Yunan bir kullanıcı da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın montajlı bir görselini, "Next" (Sıradaki) notuyla paylaştı. Türkiye’yi Venezuela ile aynı kefeye koymaya çalışan, seçimle işbaşına gelmiş meşru Cumhurbaşkanı üzerinden ülkemize parmak sallama cüretini gösteren emperyalist odaklar şunu iyi bilmelidir; Türkiye hadsiz kıyaslamalar yapılabilecek bir ülke değildir. Bu millet, iradesini ve onurunu hedef alan her türlü sömürgeci girişime karşı yalnızca sandıkta değil; demokratik, siyasi ve ahlaki duruşuyla da gereken cevabı vermesini bilmiştir. Türkiye, kendisine yöneltilen tehditkâr söylemlere boyun eğmeyen; had bildirmeye kalkışarak uzanan parmağı da kıracak irade ve kararlılığa sahip bir ülkedir.

Sonuç Olarak;

Enerji savaşları, modern çağın en belirleyici mücadele alanlarından biridir. Bu savaşlar çoğu zaman sessiz yürütülse de etkileri derin ve kalıcıdır. Enerjiye hâkim olan, yalnızca ekonomiyi değil; siyaseti, diplomasiyi ve güvenliği de yönlendirme gücüne sahip olur. Yenilenebilir enerji, kritik madenler ve enerji depolama teknolojileri, geleceğin enerji savaşlarının yeni alanları olacaktır. Lityum, kobalt ve nadir toprak elementleri, petrolün yerini alabilecek yeni stratejik kaynaklar olarak öne çıkmaktadır.

Rusya ve Çin’in bu Venezuela konusunda verilmesi gereken tepkiyi vermediğini görüyoruz. ABD, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği arasındaki rekabetin önemli bir kısmı enerji üzerinden yürümektedir. Fakat burada durum beklenenden biraz daha düşük yoğunlukta seyrediyor buda acaba perde arkasında yapılan başka bir pazarlık mı var sorusunu akla getiriyor.

Trump’ın açıklamalarına bakılırsa önümüzdeki günlerde yeni gelişmelere gebe gibi gözüküyor. Sırada Küba, Kolombiya gibi Latin Amerika ülkeleri olduğu söyleniyor. Son birkaç gündür İran’daki gösteriler ve Trump’ın İran’a müdahale açıklamaları, Grönland ile ilgili söyledikleri düşündürücü.

Türkiye, bu kurguyu hafife almamalıdır. Bazı önleyici ve milli adımları atmada tereddüt yaşamamalıdır.

Devlet ve Millet olarak her daim uyanık ve ayakta olmak zorundayız…

Dr. Cemal KAZAK