Bazı insanlar meslekleri ile iz bırakır, bazıları ise hayatıyla…
Levent Öztürk, ikisini de başaran örnek bir şahsiyetti.
Evet; maalesef kadim dostum Levent Öztürk dünya sürgünü tamamladı. Geçtiğimiz hafta geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Levent’in ölüm haberi, yalnızca bir gazetecinin değil, memleket sevdalısı bir dostun da kaybıydı.
Levent’in bir cümlesi vardı: “Görevimin başında ölmek isterim.”
Mesleğine olan bağlılığını anlatırken kullandığı bu söz, bugün geride bıraktığı hayatın özeti gibi. Sanki kaderini anlatmıştı. Öyle de oldu. Ömrünü haber peşinde geçiren Levent, gazetecilikten hiç kopmadan, mesleğinin yükünü omuzlarında taşıyarak aramızdan ayrıldı.
Gazeteciliğe 1989 yılında başlayan Levent Öztürk, yıllar boyunca dünyanın en zorlu coğrafyalarında görev yaptı. Afganistan’dan Pakistan’a, Orta Doğu’dan çatışma bölgelerine kadar uzanan geniş bir sahada haber peşinde koştu. Savaşın ortasında, tehlikenin yanı başında, en zor anlarda ve noktalarda kamerası ve haberciliğiyle görevini icra etti.
2008 yılında Gürcistan’daki çatışmaları takip ederken silahlı saldırıya uğradı ve bir gözünü kaybetti. Bir gazeteci için mesleğini yaparken yaşanabilecek en ağır bedellerden birini ödedi. Ama geri çekilmedi. Korkuya teslim olmadı. Sahadan kopmadı. Çünkü onun için gazetecilik, yalnızca bir haber yazmak ya da görüntü aktarmak değildi. Gerçeğin peşinden gitmek onun yaşam biçimi olmuştu.
Ülkemizde deprem oldu, Levent gitti. Sel felaketi yaşandı, Levent yine oradaydı. Savaş çıktı, sınırlar kapandı, tehlikeler büyüdü; o, haberin merkezine ulaşmanın yollarını aradı. Soğuk, sıcak, kar, çamur, dağ, taş demeden görev yaptı.
Son görevi TRT Haber muhabirliğiydi. “Yardım Konvoyu” programıyla dünyanın farklı bölgelerindeki yardım çalışmalarını da ekranlara taşıdı. 2026 yılında Beyrut’taki gelişmeleri takip ederek savaşın içinden haberler aktardı.
Ama ne yazık ki o güçlü kalbi, yıllarca taşıdığı bu ağır tempoya daha fazla dayanamadı.
Zaten gerçek gazetecilik tam da buydu.
Elbette hiç bir haber insan hayatından daha değerli değildir. Ancak mesleğine yürekten bağlı insanların, bütün zorluklara rağmen görevlerini sürdürme kararlılığı vardır. Levent, işte o gazetecilerden biriydi.
Ve Levent, Düzce aşığıydı. Dünyanın dört bir yanında görev yapsa da gönlünün bir köşesinde hep Düzce vardı. Onu yalnızca savaş bölgelerinden yaptığı haberlerle değil, memleketine duyduğu sevgiyle de hatırlayacağız.
Bugün geriye dönüp baktığımda, yaşanmışlıkları, mesleki mücadelesi, dostluğu ve o hiç eksilmeyen görev aşkı geliyor aklıma. Birlikte geçirdiğimiz günleri, sohbetlerimizi ve daha nice güzel anıyı özleyeceğiz.
Bazı insanlar gider ama hikâyeleri bitmez. Levent Öztürk’ün hikâyesi de; gerçeğin peşinden koştuğu her yerde, bütün o zorlu coğrafyalarda yaşamaya devam edecek.
Onun ardından söylenecek çok söz var. Ama bazen cümleler insanın boğazına diziliyor.
Kadim dostum Levent…
Sen haberin peşinden gittin, tehlikeden kaçmadın, mesleğine sırtını dönmedin. Dünyanın en zor yerlerinde görev yaptın. Bir gözünü kaybettin ama mesleğine olan inancını kaybetmedin.
Şimdi sen yoksun. Ama anlattığın hikâyeler, tanıklık ettiğin acılar ve bıraktığın izler var.
Seni özleyeceğiz Recep Levent arkadaşım. Hele Recep ismini Recep Levent yaptığımızda o sevincini hiç unutamıyorum.
Allah rahmet eylesin. Mekânın Cennet olsun kadim dostum. Ailene, sevenlerine ve gazetecilik camiasına sabır diliyorum.