Şimdi insanları yücelten ilim ve kültür değil, ahlak ve fazilettir diyor büyükler.

Dr. Faruk Özlü.

Düzce'de hakikaten, şehri açan, şehre katan, şehir için uğraşan ve benim yakından gördüğüm ve tanıdığım kadarıyla mesaiye başladığı zaman sabah saat 08.00, akşam 18.00 değil, sabah saat 08.00'den akşam 12'ye kadar çalışan bir Düzce dertlisi.

Şimdi kedi yetişemediği ciğere mundar dermiş.

Bugün akıllı bir belediye başkanı, hesap eden belediye başkanı, çalmak isteyen belediye başkanı, akıllı olan altyapı yatırımına girmez. Su, kanalizasyon yatırımına girmez. Bunlar çok sorunlu şeyler.

Sen 50 seneden beri hangi nekbeti içtiğin belli değil Düzceli olarak. Asbestli borularla mı, lağım mı karışıyor, ne içtiğin belli değil; Asar suyundan, gelinen sudan, şebekeye giden suya...

Girmiş sahaya adam, en riskli, bir belediye başkanının deli cesaretiyle yapacak olduğu altyapıya girmiş 50 seneden sonra. Burada, bu yapılar yapılırken, bu adımlar atılırken ne olmuş? Yollar bozulmuş.

Hayatta hiçbir varlığı ve özelliği olmayan; anasına, babasına, evladına, eşine, dostuna, akrabasına, hısımına, komşusuna hayatını değiştirecek hiçbir faydası olmayan zevat, mahlukat işte “yoldu, bilmem neydi” diyor.

Bize de geliyor birçok konu var.

Ya aslanla çakal oynar mı? Oynayamaz. Boğuşabilir mi? Boğuşamaz. Tilki boğuşabilir mi? Boğuşamaz. Ama bizim aslan çok merhametli. Çok hoşgörülü!

Tilkiler edüğü eylüğü, çakallar edüğü eylüğü, kurnazlar edüğü eylüğü menfaatleri için, hesapları için yazıyorlar, çiziyorlar, ediyorlar, konuşuyorlar; bunlara merhamet gösteriyor. Bunlara hoşgörü gösteriyor.

Diğer tilki, çakallar ve kurnazlar da 'Bu hoşgörülü nasıl olsa, buna böyle davranırsan böyle davranıyor' deyip emsal teşkil ederek Faruk Özlü'ye karşı Düzce'yle hiçbir alakası olmayan, Düzce kamuoyuna bir faydası olmayan işlerle ilgili haberler çıkıyor. Değerlendirmeler yapılıyor. Yunus Özay Er'e geleceğim, çok önemli bir şey var.

Şimdi buradan meseleye baktığımızda biz de toplumda bir mesele olduğu zaman, bir aksilik olduğu zaman, belediyenin yapmış olduğu uygulamada bir yanlış olduğu zaman veya bir istismar olduğu zaman veya bir eksik olduğu zaman biz haberi yapmıyoruz hemen. Önce soruyoruz: 'Burada ne var, bu niye böyle oluyor?' İkna olmazsak bunu Faruk Bey'e iletiyoruz. Faruk Bey inanının haber etkisinden yapacağından daha etkili bir şekilde meseleyi çözüyor. Muhatap alıyor, dinliyor.

Sizi niye muhatap alsın? Sizi niye dinlesin? Sizin amacınız üzüm yemek değil ki, bağcı dövmek! Sizin amacınız rant!

Bir haber yapılmış Sosyal Hizmetlerle ilgili, habere görüşmeye gidildiğinde para istenmiş, para! 'Bu habere parayı verirseniz bu haberi yazmayız.' Bu önümüzdeki günlerde Sosyal Hizmetlerde ne oldu, ne bitti bunu konuşacağız. Ancak burada şu var:

Bakış açısında insanlar inançları için, değerleri için değil; menfaatleri için, çıkarları için, egoları için yanaşıyorlar, uzaklaşıyorlar. Bu Düzce'de, veya Türkiye'nin birçok yerinde böyle bu. Bu çakallara, bu tilkilere, bu vasıfsızlara, bu kalitesizlere Faruk Özlü'yü yedirmeyeceğiz!

Ben bu Düzce'ye hizmet ettiği noktasında, ben Faruk Özlü'yü en çok eleştiren birebirde olsun, toplumda olsun, bu ekranlarda olsun insanım. Ama en çok destekleyen de insanım. Faruk Özlü Düzce'ye katıyor arkadaş!

Sizin gibi baldırı çıplakların lafıyla Düzce yönetilemez! Yönetilmemeli! Ha, eksiği var mıdır? Vardır. Hatası var mıdır? Vardır. Faruk Özlü vahiy alıp da Düzce'yi yönetmiyor ki. Ama sizin ağzınıza sakız olabilecek kadar da eksik yok.

Mesela bir Beyaz Masa felaketi var Düzce'de. Felaket! Hakikaten felaket! Çünkü sonuçlanmıyor, insanlar orada mutlu olmuyorlar. Netice itibarıyla biz bunu Özel Kaleme bağlı mesela Beyaz Masa, biz bunu İsmail Bey'e diyoruz ki: 'Bak burada böyle bir durum var, vatandaş böyle diyor. Beyaz Masa'ya defalarca yazmış bize, dönüş olmamış..

Dönüş olmamış, söyleyeyim sorun çözülmemiş. Beyaz Masa ne işe yarıyor?' diyoruz, o da bir gayretle bir şeyleri çözmeye çalışıyor.

Fakat eldeki kadro belli. Bir tanesi, belediyeye irade verilmiş adama, bir tanesi bir köpek için gece kafasını gözünü kırdırıyor. Bir köpek meselesinden dolayı. Yapmışlar kafayı; yutmuşlar, içmişler, arkadaş, kadro bu!

Images (1)-6

KİMSE ÖZLÜ’YÜ RANTLA BİR ARAYA GETİREMEZ

Fakat Faruk Özlü'nün, bir beklentisi yok. Bir kere Faruk Özlü'yü rantla bir araya kimse getiremez. Düzce Belediyesi'nin 20 yıllık bütçesini veya 30 yıllık bütçesini müsteşarlık döneminde tek imzayla bu adam onaylamış bir adam ya. Kimse buna rant yakışık olmayan, rant yakışıksızlığını yakıştıramaz.

Netice itibarıyla ben alenen söylüyorum: Bugüne kadar yumuşak yumuşak yumuşak geçtik, isimler söylemedik. Burayı bir basın kavgası, Faruk Özlü'nün kavgası haline getirmek istemiyorum.

NAMUSLULAR, NAMUSSUZLAR KADAR CESUR OLMALI

Ama bir toplumda namuslular, namussuzlar kadar cesur olmazsa o toplum iflah olmaz diyor Hazreti Ali. Bunu İsmet İnönü'ye verenler var da, bu o değil, İsmet İnönü'nün sözü değil bu. 'Namuslular, namussuzlar kadar cesur olmalı.' Çünkü namuslu adam cesurdur.

Bu memleketin aklıselim sahipleri; siyaseti, şunu, bunu neyse şu memlekette yapılan uzun, orta, kısa vadeli vizyonlara, misyonlara sahip çıkmalı.

Bu ormanın aslanını ne çakalına, ne kurduna, ne tilkisine, ne kokarcasına kurban etmeyiz. Yani bir kokarcanın bu sene fındığın randımanını düşürdüğü gibi, Faruk Özlü'nün bu memlekete hizmet etmedeki gayretini size yaşatmayacağız. Kokarcanın da ilacı var, ondan sonra bağırmayacaksınız.

TELEFONDA AĞLAYIP SIZLAYIP, DIŞARIDA ADAMLIĞINIZI YEMİYORUZ

Telefonlarda Faruk Özlü'yle iletişim kurarken kedi gibi olup, dışarıya çıktığınızda aslan gibi kükremeyeceksiniz! Telefonda ağlayıp, yalvarıp dışarıda adamlık yapmayacaksınız! Ya dışarıdaki gibi olun ya içerideki gibi olun! Telefon veya ikili temaslarda 'Efendim efendim, efendim efendim' Sonra? Dışarıda 'Hırrr...' Bırakın bu işleri, az insan olun! Az iskeletiniz olsun!

Ama şundan emin olun: Dünya, ahiret vebaliyle söylüyorum; biz haksızlık, yanlışlık olduğu zaman şu yazdığımızdan, çizdiğimizden daha etkin bir şekilde Sayın Özlü'ye söylüyoruz ve çözümünü de üretiyor. Yanlışsa, eksikse tamamlıyor. Daha ne istiyorsunuz siz? Kimse sizin beceremediğiniz, hayatta kazanma adına, üretme adına beceremediğiniz beceriksizliği hampadan paralarla, imkanlarla sizi çekmek zorunda değil. Herkes haddini bilsin.

Y Y İ Ç G Ö R S E E E E L1

CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINDAN YUNUS ÖZAY ER HAKKINDA SUÇU VE SUÇLUYU ÖVMEKTEN SORUŞTURMA BAŞLATILMASINI TALEP EDİYORUM

Şimdi Yunus Özey Er...

Müslüman mahallesinde salyangoz satanlara itibar ediyor. 'Çocukluğumdan beri namaz kıldım' diyor, 'Mütedeyyin bir aileyim' diyor. Bu Deniz Göktaş denilen bir soytarı var. Kur'an-ı Kerim başta olmak üzere İslami değerlere hakaret eden soyu sopu belli olmayan biri bize göre.

Çünkü Müslüman bir adam İslam'a hakaret etmez. Şirk ayrı bir şey, inkar ayrı bir şey, günah ayrı bir şey, inkar etmek ayrı bir şey. İnsan günahkar olabilir, hata yapabilir. Zafiyetinden dolayı hata yapabilir ama direkt Allah'ın dinine, Kur'an'ına saldıramaz. Sana buna kimse müsaade etmez. Şimdi bu Halk TV var ya bu Sosyal Demokratların, diyor ki haberinde: '1 Haziran’da gerçekleştirdiği Ölü Deniz Gösterisi'nin sosyal medyada hedef gösterilmesiyle tutuklanan' diyor. Bunu yazanla bunu söyleyen arasında bir fark yok. Yani bunların da soyu sopu belli değil. Kirfos mudur, nedir?

Kirfos biliyorsunuz; sabah Muhammed'e, gece İsa'ya inananlara deniliyor.

Şimdi ben söylüyorum Yunus Özey Er'e: Sen bu memlekette siyaset yapıyorsun. Sen bu memlekette manevi ve mukaddesatçı olarak görünüyorsun. İYİ Parti'de siyaset yapıyorsun. 'Bak ben sana bir şeyi söyleyeyim mi' diyor Deniz Göktaş'a, ‘olan biten bunca şeyin ardından…’ Yunus, olan biten ne? Senin Kur'an'ına, senin Resulullah'ına, senin büyüklerine hakaret eden insandan bahsediyorsun! Demek ki sen farklı bir şey düşünüyorsun. Biz seni farklı tanımışız.

'Bütün mevzu böyle gülümseyebilmektir' diyor, cezaevinden çıkmış. Bu adam ne cezası almış? Demiş ki: Cumhurbaşkanına alenen hakaret. Bizim manevi değerlerimizde ve milli asaletimizde, Türklükte ve Müslümanlıkta, başka bir dinde, başka bir soysuzlukta ne var bilmiyorum. Biz ulül emre itaati, devlet büyüğüne saygıyı öğrendik. Bizim bu imanımızda da var, asaletimizde de var. Bu kanı bozuk, sütü bozuk, o zaman bu asaleti bekleyemezsin.

Başta efendim Kur'an-ı Kerim, Cumhurbaşkanına hakaret suçları, 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, suçu ve suçluyu övme suçlarından' diyor.

Bu arkadaş, Deniz Göktaş denilen yani ben onun pek de inanmıyorum yani bir Türk ve Müslüman olduğuna da...

Bu arkadaşı övüyor Yunus Özay Er! Suçlu bu adam, ceza almış, tutuklanmış. Türk Ceza Kanunu'nda suçu ve suçluyu övme var, destekleme var. 'Şu' diyor, 'gülümseyebilmektir' diyor. Destek veriyor. Düzce Cumhuriyet Başsavcısı'na buradan sesleniyorum: Dilekçe gibi kabul etsinler, resen bir soruşturma yasal olarak ne takdir ederlerse...

Bu sosyal medya paylaşımındaki suçluyu öven Yunus Özey Er'i suçu ve suçluyu övmekten, desteklemekten, şirin göstermekten gereğinin yapılmasını talep ediyorum, arz ediyorum.

BİZ SENİ YANLIŞ TANIMIŞIZ ALLAH AFFETSİN

Ama ben buradan bir özür diliyorum. Bu Yunus Özay Er'i yeni tanımışız. Bugüne kadar bunu öven, bugüne kadar buna değer veren, bugüne kadar buna destek olan, bunun fikriyle attığım adımlardan dolayı, söylediğim sözlerden dolayı tüm geçmişimdeki bugüne kadar kimi yanılttıysam hepinizden özür dilerim.

Bu paylaşımı yapanı ben sorgularım. Maddiyatını, manasını da sorgularım; asaletini de sorgularım. Bunu inanan bir Müslüman, asil bir Türk yapamaz. Yapmamalı. Biz öyle biliyoruz.

Yunus Bey çok sever bu işleri. Yunus Bey adresi de biliyorsun, tekrar edin. Eğer hakaret görüyorsan, eksik görüyorsan adliye Fevzi Çakmak’ta, git.

Ancak şunu hiç unutma: Senin için söylediğim ve düşündüğüm her kelime için Allah beni affetsin, iyi olarak. Çünkü sen hakikaten rengi belli olmayan, inançsız, inançlara hakaret edenlerin duruşunu takdir edebilecek bir insansan açık söyle, sen neye inanıyorsun? Açık söyle. Bu Deniz söylememiş. Bu Deniz'in ben İslam olduğuna da inanmıyorum.

Bir dini değere uyamayabilirsiniz. Kur'an'ın ayetine uyamayabiliriz. Allah'ın yeryüzündeki insanlara yaşattıklarına aklımız ermeyebilir, uyamayabiliriz. Ama inkar edemeyiz, dalga geçemeyiz!

Birisi bizim paramıza, canımıza, anamıza, eşimize bir laf dediği zaman kıyamet kopuyor. Allah'ın dinine, Allah'ın Kur'an'ına, 'Habibim sen olmasaydın alemleri yaratmazdım' dediği din...

Hazreti Muhammed'e hakaret eden adamın duruşundan ne olur? O duruşu takdir edenden ne olur? Ben bu kadar biliyorum, gerisini siz değerlendirin.

Hoşça kalın, dostça kalın Allah’a emanet olun.

KÖŞE YAZISININ VİDEOSUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN