Size bir iyi, bir kötü haberim var. İyi haberimizi sonra söyleyelim, kötü haberden başlayalım; teselli olsun iyi haber.
Fındık üreticileri, beni çok dikkatli dinleyin: Patlayan patlayana! Mahkemelerde konkordato almak için sıraya giren girene fındık ticareti yapanlar. Ne edin eyleyin, sakın emanete fındık vermeyin!
İSMİ BÜYÜK OLUP İÇİ KOVUK OLANLARA İTİBAR ETMEYİN!
Zaten fındık para etmedi. Zaten "Yok kokarca, tokarca, çürük, çarık" derken her taraftan darbeyi yedik. Ancak sakın ha, sakın ha ismi büyük olup içi kovuk olanlara itibar etmeyin! Eden etsin ama emanete fındık vermeyin!
Hani "Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar." der ya bizim türkülerde, bizim ananede... Ananız çok ağlar. Dikkat edin! Ben bunu özellikle söyleyeyim, patlayan patlayana...
Yani patlayan patlayana o kadar da kötü demeyelim de hesabını kitabını bilmeyen bir inşaat şirketi o da ciddi bir darbe almış vaziyette.
BANKANIN PARASIYLA TİCARET YAPMA DEVRİ BİTTİ
Türkiye'de darbe almayan yok. Ama hani yörük malından kurban kesen, milletin parasıyla, bankanın parasıyla ticaret yapma devri bitti. Paran varsa ticaret yapacaksın, yatırım yapacaksın. Paran yoksa çalışacaksın.
Yani hayatta mutlu olmak için ya imkanları arttıracaksın ya istekleri azaltacaksın. Mutluluk başka türlü gelmiyor.
Ben aynı zamanda bir fındık üreticisiyim. Hafta sonu köydeydim. Hayatta hiçbir baltaya sap olamamış; çoluğuna çocuğuna, babasına atasına, sağına soluna "Ben şu işi yaptım." diyebilecek, "Şu başarıyı gösterdim." diyebilecek meziyeti olamamış, ezik ve ezgin kalmış bir vatandaş, "Durumlar nasıl?" dedi. "Allah kolaylık versin." işte... Başladı hükümeti, ticareti, fındığı eleştirmeye. "Sen az dur." dedim.
Basit bir örnek verdim ona. Dedim ki: "Biz seninle yetiştiğimiz çağlarda, bundan 40 sene önce bu köyde iki tane traktör vardı. 15-20 tane de öküz arabası vardı. Bu köyün alanları değişmedi, hacim alanları, üretim alanları, fındık alanları. Ama bu köyde 66 tane çift çeker traktör, 250'nin üzerinde 'pat pat' dediğimiz tarım aleti var. Ve bunun kapılardaki makineler, ek gelirler, şunlar bunlar hariç. Hiçbir şey olmamış hani gerile gerile konuştuğun şeyde, ezik ve ezgin duygularla konuştuğun hesapta, yaptığın hesapta bu gerçek var. Hayatın konforunu, nimetini yaşamışız; az külfet var şimdi, 'Yok!'"
Yani netice itibarıyla hayatta bir baltaya sap olamamış, ezik ve ezgin büyüyenler maalesef o köydeki oturan, öyle boş oturan ekipten olduğu gibi bir de Düzce'nin içinde de var. Bizim basın camiasında da var!
ULUMASINI BİLMEYEN İT SÜRÜYE KURDU AŞIRIR
Ama ulumasını bilmeyen it sürüye kurdu aşırır diyor büyükler. Şimdi bu memlekette, şu mesleğin vicdanı var; şu mesleğin kamuoyuna karşı saygınlığı var veya sorumluluğu var. Bizim söylediğimiz kelimeler insanı abat da ediyor, berbat da ediyor. Neye göre ediyoruz? Bizim eğitimimiz ne? Kriterimiz ne? Ben ne yapmışım bu yaşa kadar? 50 yaşına gelmişim. İki öküzün önüne bir saman koyabilmiş miyim? Çoluk çocuğun istikbalini sağlamış mıyım? En kötü ihtimalle babamızın bize vermiş olduğu mirası taşımış mıyım? ‘E babalık bu, fazla bir şey yapamadım, gerisinde çoluk çocuk yapsın’ dersin.
Ancak hayatı kolpaçinoyla gezmiş, hiçbir baltaya sap olamamış, iki kelimeyi bir araya getiremeyen, örften, ananeden, dinden, imandan, vicdandan haberi olmayan, ahlak ve şeref değerlerini bilmeyen, duymayan, uygulamayan, hırsızlık, namussuzluk, efendime söyleyim insanlara arkadan önden dolaşan böyle modellerden bu memlekette kelek üretme çiftliğinde kalması lazım, meleklerin arasından çıkması lazım.
EZİK, EZGİN BİR BALTAYA SAP OLAMAMIŞ İNSANLAR DÜZCE’Yİ YÖNETMEYE ÇALIŞIYOR
Şimdi önümüzde bir tablo var. Herkes önüne iyi bakmalı. Kimse kimseye "Sen bana omuz vurdun." diye dokunmuyor. Nasıl dokunuyor? Menfaatine uymadığı için, beklentilerine uymadığı için, hesaplarına uymadığı için, egolarına uymadığı için...
Ezik, ezgin, beyin olarak fakir, insan olarak zavallı olan insanlar Düzce'yi yönetmeye kalkıyorlar; basından, siyasetten, şuradan buradan...
Bunların üstünü böyle kapalı geçiyoruz da arka planında yapılan bazı haberlerin ne anlama geldiğini, kimlerin organize ettiğini, oyunları kimin kurduğunu, kimin bu işten ne olduğunu öyle güzel biliyoruz ki. "Kızdırmayın." diyor deliyi, "Söyletmeyin doğruyu."
Hoşça kalın, dostça kalın Allah’a emanet olun.