“Z” diye tarif edilen kuşak, 1996-2020 yılları arasında doğan, bugün 2 ila 26 yaşları arasında olan gençlerdir.

Değişime ayak uyduramayan, vizyonu eksik insanlar, bu gençlerin üzerine farklı misyon yükleyip, kararları ile ilgili anlamsız yorumlar yapıyorlar. En çok da siyasi tercihleri ile ilgili öngörüde bulunuyorlar.

Oysa, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan, aziz milletin evlatları olan Z kuşağı, aslında bizim çocuklarımız veya torunlarımızdır.

O nedenle biz ne isek, bu gençler de odur. Yani bizim genlerimizi taşırlar. Beyinlerinde ise bizim kaydettiğimiz temel bilgiler vardır. Her ne kadar çevresel faktörler ve aldıkları eğitim ile kendilerini geliştirseler de öğrendikleri her bilgi, ilk kaydedilen klasörlerdeki bilgilerin süzgecinden geçerek şekillenir.

Bunu, bilim felsefecisi Dr. Anooshirvan Miandji şöyle tarif ediyor: “Beyin donanımdır, herkeste vardır. Akıl bir yazılımdır, herkeste yoktur."

Peki, bireyin akıl denen yazılımını kim yazar? Tabii ki, annesi babası yani ailesi yazar.

Burada, sizlerle bir anımı paylaşmak isterim.

Düzce Üniversitesi Akçakoca Kampüsü’nde dışarıdan verdiğim "Türkiye'nin Sosyal Yapısı" dersinde öğrencilerime iki soru sormuştum:

- Kimler inceleyip, araştırarak, öz iradesiyle oy kullanıyor?

Sınıfın tamamı el kaldırdı. Hemen peşinden ikinci soruyu sordum:

- Kimler ailesiyle aynı partiye oy veriyor?

35 kişilik sınıfın 30’u yine el kaldırdı.

Evet aile önemli. Z kuşağının seçimlerde ne yapacağını merak edenler, önce onların ailelerine baksın. Eğer aileleri beyin denen donanıma, yazılım atmışlarsa, oradan yanlış sonuç çıkmaz.

Bu gençlerin içinde, 3 genel, 2 yerel seçimde oy kullananlar olduğu gibi, önümüzdeki genel seçimlerde ilk defa oy kullanacak olanlar da vardır.

İlk defa oy kullanacak olan gençler üzerinde anormal bir baskı görünüyor. Çocukluğundan itibaren ailesinin üzerine titrediği, her şeye kolay ulaşan bu gençler, daha hayatın çetrefilli yollarından geçmediler. İşte bu tecrübe eksikliğinden faydalanmaya çalışan profesyonel algı merkezleri olduğunu görüyorum.

Bu gençlerin daha iyiyi arama ideallerini zehirleyip, otoriteye karşı durmaya yönlendirenler unutmamalıdır ki, bu işin bedeli altında en çok da kendileri kalacaktır.

Çünkü, hayallerle süslen umutları yok olan gençler bir daha asla onlara güvenmeyecektir.

Unutmamak gerekir ki bizler de bir zamanlar gençtik.

Dünyanın neresine giderseniz gidin, gençlik yıllarının kendine has davranışları vardır.

Bizler de gençlik yıllarında, aşırı çekingen davransak da Z kuşağı gibi başarı hikayelerini dinlemeyi çok seviyorduk.

O yıllarda otoriteye karşı direnip, toplumsal olaylara zıt davransak da Z kuşağı gibi üretici ve yenilikçi fikirleri savunuyorduk.

Aşırı duygusal olsak da Z kuşağı gibi sosyal sorumluluktan kaçmadan, aldığımız görevleri hakkıyla yerine getiriyorduk.

Sonuç olarak;

Gençlerin doğru karar verme yeteneklerini etkileyen iki faktör vardır. Birincisi, okuyup inceleyip, araştırmak. Diğeri ise deneme yanılma yöntemini uygulamaktır.

İnsanlığın var olduğundan bugüne, her kuşak bir öncekinden daha fazla imkâna sahip olmuştur. Dolayısıyla geldiğimiz noktada, teknolojik imkanları en iyi kullanan Z kuşağı,  her türlü bilgiye en hızlı şekilde ulaşabiliyor. Böylece olaylara tepeden, daha geniş açıyla bakabiliyor. Bu çok önemli bir avantajdır.

Gençlerin bu avantajı Türkiye Cumhuriyeti'nin gelişmesi ve büyümesi adına kullanacağına adım gibi eminim.

Tek sorun, deneme yanılma yöntemini seçen gençlerin, sosyal medyada bombardıman edilen bilgileri, akıl denen yazılımın süzgecinden geçirmeden karar vermeleridir.

Kalın sağlıcakla...