Son dönemde bize en sık sorulan konulardan biri, CHP içinde yaşanan ayrışma.

Hem mesleğine yıllarını vermiş bir hukukçu olarak hem siyasetle uzun yıllardır ilgilenen biri olarak hem de bizi “abi” olarak görüp fikrimizi önemseyen dostlarımız nedeniyle bu konuda ne düşündüğümüz sık sık soruluyor.

Aslında bizim baktığımız yer oldukça net.

Adli merciler bir karar vermiş, “mutlak butlan” kararı sonucunda Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel Başkanlığı görevine dönmüş. Genel başkanlık görevini yürüten Özgür Özel ise bu kararın ardından koltuktan ayrılmış.

Özgür Özel ve beraberindeki isimler de ortaya çıkan tabloyu kabul etmeyerek farklı bir siyasi yol tercih etmiş ve “Yeni Parti” adı altında siyasi hayatlarına devam etme kararı almışlar.

Demokrasilerde herkesin söz söyleme, siyasi tercihte bulunma, parti kurma ve kendi yolunu çizme hakkı vardır.

Bu nedenle bize düşen ne yargının verdiği kararı siyasi saiklerle sorgulamak ne de Özgür Özel ve arkadaşlarının aldığı siyasi kararı yargılamaktır.

Yargı kararını verir.

Siyasetçi de tercihini yapar.

Bundan sonrası onların, parti üyelerinin ve nihayetinde sandıkta milletin vereceği karardır.

Ancak meseleye biraz daha geniş, tarihsel bir pencereden baktığımızda önemli bir gerçeği de görüyoruz:

CHP tarihinde ayrılıklar ve yeni siyasi oluşumlar ilk kez yaşanmıyor.

12 Eylül sonrasında siyasi partilerin kapatıldığı dönemin ardından, CHP geleneğinin mirasçısı olma iddiasıyla farklı siyasi hareketler ortaya çıktı.

CHP’nin tarihsel liderlerinden İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü öncülüğünde Sosyal Demokrasi Partisi, yani SODEP kuruldu. SODEP, Milli Güvenlik Konseyi'nin vetoları nedeniyle 1983 genel seçimlerine katılamadı.

Diğer tarafta Halkçı Parti vardı.

Bu iki siyasi yapı 1985 yılında birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yi, yani SHP'yi oluşturdu.

Aynı dönemde CHP’nin 12 Eylül öncesindeki son genel başkanı Bülent Ecevit'in siyasi çizgisini devam ettirmek amacıyla Rahşan Ecevit'in genel başkanlığında Demokratik Sol Parti, yani DSP kuruldu.

DSP ilerleyen yıllarda Türkiye siyasetinin en önemli aktörlerinden biri haline geldi. Bülent Ecevit başbakanlık yaptı, DSP iktidarın büyük ortağı oldu.

SHP de bir dönem Türk siyasetinde son derece güçlü bir konuma ulaştı.

Ancak yıllar geçti.

Siyasi dengeler değişti.

Partiler birleşti, bazıları küçüldü, bazıları siyaset sahnesindeki ağırlığını kaybetti.

Bugün dönüp baktığımızda SODEP'i ayrı bir siyasi parti olarak göremiyoruz.

SHP'yi göremiyoruz.

DSP ise hukuken varlığını sürdürse de geçmişteki kitlesel ve siyasal ağırlığından oldukça uzakta.

Ama CHP hâlâ orada.

Çünkü siyasi partilerin gücü yalnızca genel başkanlarından, milletvekillerinden veya parti binalarından oluşmaz.

Bazı siyasi partiler zaman içerisinde bir siyasi geleneğe dönüşür.

CHP de Türkiye açısından böyle bir partidir.

1923'ten bugüne uzanan tarihi, Cumhuriyet'in kuruluş süreciyle kurduğu bağ ve seçmen tabanında kuşaktan kuşağa aktarılan siyasi aidiyet nedeniyle CHP, yalnızca güncel yöneticilerinden ibaret değildir.

Bugün yaşanan ayrışmanın gelecekte nasıl sonuçlanacağını elbette zaman gösterecek.

Yeni Parti büyür mü?

Türkiye siyasetinde kalıcı bir yer edinir mi?

CHP seçmeninden ciddi bir destek alabilir mi?

Yoksa geçmişte yaşanan başka siyasi ayrışmalar gibi zaman içerisinde etkisini mi kaybeder?

Bunların cevabını bugün kesin olarak vermek mümkün değil.

Ancak tarih bize bir şey söylüyor:

CHP'den yollar ayrılabilir.

Yeni partiler kurulabilir.

Çok güçlü siyasi isimler başka yollar tercih edebilir.

Partilerin isimleri, yöneticileri ve kadroları değişebilir.

Fakat yaklaşık bir asırlık siyasi gelenekler birkaç günlük veya birkaç yıllık tartışmalarla ortadan kalkmaz.

Bu nedenle bugünkü tartışmaya kimin haklı, kimin haksız olduğu penceresinden bakmak yerine biraz zamana bırakmak gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü siyasette son sözü ne televizyon ekranları ne sosyal medya ne de köşe yazarları söyler.

Son sözü millet söyler.

Ve tarih, sonunda herkesin siyasi yolculuğunu kendi yerine oturtur.