Düzce’de son dönemde sosyal medya haberciliğinin hızla arttığı bir gerçek.
Gelişen teknolojiyle birlikte bunun önüne geçmek de mümkün değil. Artık herkesin elinde bir telefon, herkesin birkaç saniye içerisinde binlerce kişiye ulaşabileceği bir sosyal medya hesabı var.
Bir kavga, bir tartışma, bir kaza…
Telefonu çıkarıp görüntüyü kaydeden, birkaç cümleyle paylaşan ve binlerce izlenmeye ulaşan insanlar kendilerini bir anda “gazeteci” olarak görmeye başlayabiliyor.
Ama burada çok önemli bir ayrım var: Gazetecilik başka, sosyal medya haberciliği başka.
Gazetecilik; araştırma ister.
Gazetecilik; bilgi ister.
Gazetecilik; belge ister.
Gazetecilik; farklı tarafları dinlemeyi ve olayın bütününü anlamayı gerektirir.
Gazeteci, duyduğu her bilgiyi doğru kabul etmez. Önce muhatabına sorar, bilgi alır, araştırır, doğrular ve ondan sonra haber yapar.
Çünkü gazetecinin yazdığı birkaç cümle, bir insanın hayatını, itibarını, ailesini ve işini doğrudan etkileyebilir.
Sosyal medya haberciliğinde ise çoğu zaman öncelik farklıdır;
Daha fazla izlenme, adam yerine konma, itibarlıymış gibi görünme, daha fazla tıklanma, daha fazla etkileşim ve benzeri düşünce...
Başlık ne kadar sert olursa, görüntü ne kadar tartışmalıysa ilgi o kadar artıyor.
İşte tehlike de tam burada başlıyor.
Tıklanma uğruna araştırılmadan, taraflara sorulmadan, ilgili kişinin veya kişilerin görüşü alınmadan, belgeye dayanmadan yapılan paylaşımlar bazen bir haber olmaktan çıkıp insanların itibarıyla oynayan bir araca dönüşebiliyor. Sosyal medya paylaşımcıları, İtibar kazancam derken kendi itibarları yerle bir oluyor...
Bir kişinin adını yazmak kolaydır.
Bir görüntüyü paylaşmak kolaydır.
“İddialara göre” deyip sorumluluktan kaçmaya çalışmak da kolaydır.
Ama işin gerçeğini araştırmak zordur.
Gazetecilik zaten tam da bu zorluğu göze almaktır.
Kimse sosyal medyada haber yapmasın demiyoruz. Elbette herkes gördüğünü paylaşabilir, sosyal medya üzerinden kamuoyunu bilgilendirebilir.
Ancak haber yapmak ile içerik üretmek arasındaki farkı bilmek gerekiyor.
Gazetecilik, yalnızca eline telefon almakla kazanılan bir unvan değildir.
Gazetecilik bir sorumluluktur.
Bir haberi yayınlamadan önce “Acaba bu doğru mu?” diye sormaktır.
“Bu kişinin de söyleyecekleri var mı?” demektir.
“Bunun bir belgesi var mı?” diye araştırmaktır.
Ve en önemlisi, “Ben bunu yayınladığımda bir insanın hayatını nasıl etkileyebilirim?” sorusunu kendine sormaktır.
Elbette sosyal medyanın önüne set çekemeyiz.
Her gün yeni hesaplar açılacak, yeni insanlar haber paylaşacak, yeni içerik üreticileri ortaya çıkacak. Kendi reklamı için yapabilir. Son zamanlar moda olduğu gibi...
Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak yanlış bilgiye, manipülasyona, iftiraya ve insanların itibarı üzerinden etkileşim toplamaya da sessiz kalmak zorunda değiliz.
Bunların önüne tamamen geçemeyebiliriz ama tavır alabiliriz.
Yanlışın karşısında durabiliriz.
Belgesiz, araştırılmamış ve doğrulanmamış bilgilerin haber diye sunulmasına itiraz edebiliriz.
Ve gerektiğinde, mesleğin sınırlarını hatırlatabiliriz.
Çünkü gazetecilik bir yarış değildir.
Kim daha önce paylaşacak yarışı hiç değildir.
Gazetecilik, kim daha doğru bilgi verecek yarışıdır.
Bugün binlerce izlenme almak mümkündür.
Ama güven kazanmak yıllar alır.
İzlenme sayısı bir ekranın üzerinde birkaç saniye görünür.
İtibar ise yıllar boyunca inşa edilir.
Bu nedenle herkes istediği içeriği üretebilir.
Ama herkes kendisine gazeteci dediğinde, gazeteciliğin yüklediği sorumluluğu da taşımak zorundadır.
Çünkü bu mesleğin en önemli sermayesi ne takipçi sayısıdır ne de izlenme.
Güvendir.
Ve güven bir kez kaybedildi mi, onu yeniden kazanmak bir telefon kamerasıyla hiç de kolay değildir.