657 sayılı bir Devlet Memurları yasası var. Öyle bir yasa ki bu yasa, müthiş bir koruma zırhına bürünmüş bir yasa. Dokunulmazlık dediğin milletvekillerinde yakın bir dokunulmazlığı var devlet memurlarının. Ancak devlet aynı şekilde burada da diyor ki: “Seni ben bu şekilde koruyorum.” Ancak vatandaşıma da diyor: “Davranırken bu gücü kullanma. Kullanırsan gereğini yaparım.”

NİYE HABER YAPTINIZ DEMEYİN PERSONELİNİZE SAHİP ÇIKIN!

Şimdi size iki tane örnek veriyorum. Bir yakınımız, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne tedavi için gidiyor. Tetkikler yapılırken oradaki memur, oradaki görevli, sanki “Ali Kıran Baş Kesen” gibi vatandaşa öyle bir hitap ediyor, öyle bir davranıyor ki...

Sen onun ekmeğini yiyorsun. O vatandaş oraya gelmese, devlet seni oraya görevli koymasa maaş vermez, hayat garantin olmaz. Öyle bir tavırlar, öyle hâller var ki şimdi bunları detaylandırmıyoruz. Ancak detaylandırmama gibi de bir tereddüdümüz de yok.

Devletin memuru, devletin vatandaşına layık olduğu gibi davranmazsa, buradan tek tek isimlerle beraber, kurumlarla beraber bunu en üst seviyede, en şeffaf şekilde paylaşacağız.

Düzce Devlet Hastanesi’nde de aynı şekilde bir haber vardı bir doktorla ilgili. Doktor, İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı bir halk sağlığı merkezinde ürün tanıtımı yapıyor. Allah Allah dedirttirecek cinsten.

Şimdi bizim burada WhatsApp ihbar hattımız var, sosyal medyalarımız var. Vatandaş devletin kapısında hakir görülürse, hakaret edilirse, keyfi, hissi ve nefsi işlemlere tabi tutulursa bizim işimiz ne? Kamuoyu adına, anayasada devletimiz kurulurken yasama, yürütme, yargı ve basın demiş. Biz devreye gireriz ve hatırlı dostlar devreye giriyor. Bu haber ne olur? Bir şey olmaz. Yapmasaydı, her nimetin bir külfeti var. Her külfetin de bir bedeli var, nimetin de bir bedeli var. Size devlet bu kadar maaş veriyor, bu kadar imkân veriyor. Bu vatandaş bu kapılara hacet için geliyor; hastaneye ya da diğer kurumlara.

Siz buradan kazandığınız paralarla evinizde, ailenizde yaşamınıza devam ettiriyorsunuz. Yani yediği kaba tüküren insandan bir şey olmaz. Bu devlet, 657 sayılı kanunda yerel yönetimlere çok büyük tasarruflar vermeli. Yani burada bir il müdürü, bir personelin işine son verebilmeli ama veremiyor. Yer değiştirecek, sendika önüne çıkıyor. Hakları var mı? Var. Ama hakları olduğu kadar müeyyide de olmalı.

Bu millet sizin şamar oğlanınız değil ki. Sizin keyfinize, hissinize, nefsinize istinaden bu muameleleri görecek insan değil ki.

Netice itibarıyla burada bir hakikat var. Hakikat de şu: Devlet, kadife eldiven içinde çelik bilek olmalı. Oraya gelen vatandaşın devlet memuruna yaklaşırken bir usulü olmalı ki var. Devlet memurunun da vatandaşa yaklaşırken bir usulü olmalı. Bu usulleri bozanın keyfini bozmak basının ve kamuoyunun hakkıdır.

Sosyal medyada da insanlar bazı şeyler paylaşıyor. Onun için ben il müdürlerinden, kurum müdürlerinden rica ediyorum: Yarın bir gün “Niye bu haberi yaptınız?” demeyin. Personelinize sahip çıkın. Herkes haddini bilsin.

Vatandaş, memurun veya hizmet almak için gittiği yerde şamar oğlanı değil. Egoların tatmin edileceği bir yerde değil. Hele Düzce’nin insanına bu ve bunun gibi davranan insana karşı kimse bize hatır gönülle gelmesin arkadaş. Gelirse de zaten dinlemiyoruz.

Alev Ünal-2

GEÇİCİ BAŞKAN VEKİLİ MÜTEAHHİT BİR AİLEDEN GELİYOR

Akçakoca’da hayırlı olsun ziyaretleri oluyor. Belediye başkan vekili, vekil geçici. Ancak enteresan olan bir şey var burada. Biliyorsunuz belediye başkanının tutuklanmasının veya yasal işlem görmesinin altında müteahhitlerin fazla istemesi, iskânlarda ve ruhsatlarda yasaya uyulmaması gibi sebepler var.

Zaten bir müteahhidin yaptığı binada hiçbir eksik yoksa belediyeye gitmesine gerek yok. Çevre İl Müdürlüğü’nden alıyor iskânını. İşte eksikler olduğu için; otoparktı, şuydu buydu gibi konularda buralarda belediyelere yetki verilmiş.

Ancak işin enteresanı şu: Burada başkan vekilliğine atanan Alev Balcı Ünal, müteahhit bir aileden geliyor. Akçakoca’da en büyük inşaat işlerini yapan ailelerden birinden geliyor. Enteresan değil mi? Enteresan.

Emrah Bartan Düğme

BİRİ BUNA SÖYLESİN BU DÜĞMEYİ İLİKLESİN

Bir de bu hayırlı olsun ziyaretlerinde fotoğraflar çekiliyor. Geçici başkan yardımcısı olan Emrah Bartan diye bir arkadaşımız var. Şimdi devletin bir aklı, bir usulü, bir edebi olur.

Buraya giden siyaset insanları, Faruk Özlü Bey olsun, milletvekilleri olsun; yanında ceketinin düğmesini iliklemiyor, ceketini açmış duruyor. Buna birisi söylesin. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyor ya; birisi bu Emrah Bartan’a fotoğraflar çekilirken, devlet büyükleri gelirken, bürokrasi gelirken ceketinin düğmesini iliklemesi gerektiğini söylesin.

Emrah Bartan Düğmee

Bunu Emrah Bartan’a kim söyleyecekse söylesin, ben şimdi söylüyorum da belki beni dinlemeyebilir.

Hepsinden önemlisi de şu: Bu fotoğraflar verilirken CHP İl Başkanı Özcan Dağıstanlı bir açıklama yaptı. Dedi ki: “Akçakoca Belediyesi, bakkal dükkânı gibi hatır gönülle işletilirken kurumsal bir kimliğe kavuştu. Maaşlarını ödedi, borçlarını düşürdü ve bir yere geldi. Oradan geriye gitmemeli.”

Bu geçici dönemde, vekillik döneminde asıl gibi fotoğraflar vermekten ziyade, geçici olarak geldiğiniz görevde öyle hizmetler yapın ki...

Hiçbir zaman vekil asılın yerine geçemez. Ama bu fotoğraflarda asıl gibi duruluyor.

Bu hayırlı olsun ziyaretleri, sahaya çıkmalar, fotoğraf vermeler falan bunlar çok hoş görülmüyor. Akçakoca’da işin özünde her gün bir tık geri gidiyor bu iş. Siyaseten geri gidiyor.

Bir zafer kazanmış komutan edasıyla değil, bir seçim başarmış lider edasıyla değil. Sonuçta rakam çoğunluğuyla geçilmiş bir olay. Burada ben kimseyi de hâkim görmüyorum, kimseyi de hafife almıyorum. Ancak öyle bir ağır olunmalı ki Akçakoca artık o fotoğraflarla, görüntülerle değil; somut çözüm üreten ve hizmet üreten fotoğraflar görmek istiyor.

“Efendim, gittik hayırlı olsun dedik” ver bir fotoğraf, öbür tarafa dön, bir fotoğraf daha. Bunlar pek hoş şeyler değil. Siz devam edebilirsiniz ama kamuoyundan gelen duygular böyle. Kamuoyu ve halk sizi ilgilendiriyorsa bir tedbir alırsınız. İlgilendirmiyorsa hiçbir şey almaya gerek yok.

Hasan Şengüloğlu-10

ŞENGÜLOĞLU’NU TEBRİK EDİYORUZ

Hasan Şengüloğlu, AK Parti İl Başkanı, bugün bir açıklama yaptı. Kanser hastalarıyla ilgili 3,5 milyon değerinde bir cihazın Düzce Devlet Hastanesi’ne kazandırıldığını ve bunun için çaba sarf ettiğini söyledi.

Ben Hasan Şengüloğlu ile pek yıldızlarımız bağdaşmasa bile, yapmış olduğu çalışma ve verdiği mücadeleden dolayı kendisini tebrik ediyorum. İşte doğru olan budur. Düzce insanına, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ülküsüne hizmet ettiğiniz sürece böyle taltifler, teşekkürler ve tebrikler alırsınız.

Benim tebriğim ne kadar önemli? Fazla da önemli değil. Eleştirim ne kadar önemli? O da önemli değil. Ama biz burada konuşup duruyoruz işte kendi hâlimizde. Bizi de kendi hâlimize bırakın.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geldiği noktada tarih kitaplarında ecdadını ve geçmişini hakir gören, küçümseyen bir yapıyla gidiyoruz. Bizim için canını ve kanını veren ecdadımızın kemiklerini sızlatan tavırlar görüyoruz. Büyüklerimizi küçük görüyoruz, aşağılıyoruz, hafife alıyoruz. İşte burada da bir bereketsizlik oluyor.

Bizim inancımıza göre şehitler ölmez. Bu memleket için canını veren şehitlerin, atalarımızın manevi şahsiyetlerine; yazılarıyla, eğitimleriyle, söylemleriyle, tarihleriyle hakaret edildiği sürece, küçümsendiği sürece, gönüller kırıldığı sürece bu memlekette ne huzur olur, ne barış olur, ne de bereket olur.

Şeyh Edebali ne güzel söylüyor: “Ananı, atanı say. Bereket büyüklerle beraberdir.”

Ama geldiğimiz günde anasına “moruk”, babasına “bunak” diyen bir nesil yetişti. İnşallah bundan sonraki nesiller, annesine babasına saygı duyan, büyüklerini anan ve onların bereketini bilen nesiller olur.

Hoşça kalın, dostça kalın. Allah’a emanet olun.

KÖŞE YAZISININ VİDEOSUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN