Çoğumuzun bildiği ve filmlerini endişeyle ve korkarak seyrettiğimiz Kont Drakula (Kazıklı Voyvada) kimdir, o bir vampir midir?
Peki Vampir nedir, gerçekten var mıdır? Varsa neden insan kanını emer?
Tüm risklere rağmen kan içmeyi neden ısrarla yapmak ister, bundan beklentisi nedir?
Peki bu bir şehir efsanesi midir?
Yoksa hayal ürünü bir hikaye mi?
Vampir, bir başka deyiş ile kan emicilik, gerçek hayatta varda, kendi gerçeklerini gizlemek adına bunu masalsı bir hale sokarak hedef mi saptırıyor?
Ve bu gerçekliğin Epstein ile ilgisi nedir?
Soruları uzatabiliriz, fakat cevabını uzatmadan burada vermek istiyorum.
Evet tam da böyle oluyor.
Bu kan emicilik, bir ölümsüzlük iksiri veya diğer bir deyiş ile gençlik iksiri olarak işleyişini yüzyıllardır sürdürüyor.
Bu yaratıcıya dikleniştir, ölümsüzlüğü elde etmek adına paganların yaptıkları vahşi bir ritüeldir.
Avrupa kültüründe, daha doğrusu Roma Pagan kültürünün de bir ürünü olan bu kan emicilik, sözde modern, batı dünyasında hala varlığını sürdürmektedir.
Ve her yönü ile yansımalarını günümüzde net bir şekilde görmekteyiz.
Bu işleyişi sadece Hristiyan pagan kültüründe değil aynı zamanda Ortodoks Yahudi pagan kültüründe de bu yamyamlığı görmekteyiz.
Çünkü paganlar artık küllerinden doğarak, ayağa kalkmak istemektedirler.
Onlar için ne Musa’nın, ne İsa’nın, ne de Muhammed’in sözlerinin bir önemi yoktur.
Bu kan emicilik varlığını sürdürürken, yeryüzü hakimiyeti noktasında ki mücadele esnasında kendisini açığa çıkarmış oldu.
Seküler yapı, bu iki paganist inanışın, bu mide bulandıran davranışlarını tehdit unsuru olarak kullanmak için, kaydetmiş iken, otoriteyi kaybetme korkusu içerisinde iken, paganların gidişatlarını engellemek adına, pisliklerini ortalığa saçmaktadır.
Burada açıkça ortaya çıktı ki, bu iki kutbun mücadelesinde, mücadele tarzı, şiddetin yanında bel altına kadar indi ve artık her iki tarafın gizlenen tüm pislikleri, yine kendi marifetleri ile ortalığa saçılmaya başladı ve görünen o ki, bu pislikler artarak saçılmaya da devam edecek.
Bu yazdıklarımla ilgili itiraz seslerini epeydir duyuyordum. Paganlara ve sekülerlere neden bu kadar taktın ve bunun dışında neden başka bir şey ifade etmiyorsun diye kimi zaman küçümsemeleri, kimi zaman serzenişleri, kimi zamanda cahillikle suçlamaları duyuyordum.
Tüm bunlara rağmen polemiğe girmeden, ısrarla bu konuyu detaylıca ve anlaşılması için somut olarak işledim ve işlemeye de devam edeceğim.
Aslında bu hafta bu çatışma cephelerini daha da somutlaştırmak isterken, birden Epstein denen modern Drakula’nın tüm pislikleri ile sahneye çıkmasını gördük.
Bu durum aslında benim için fırsat oldu.
Mücadelenin hangi cephelerde geliştiğini göstermek ve kafa karışıklığını ortadan kaldırmak adına.
Kim kimdir?
Daha önce de defalarca ortaya koyduğum gibi, şu an hiçbir devlet kendi içerisinde net bir şekilde bir inancı ve hedefi taşımamaktadır.
Her birini tek tek incelediğimizde, bu mücadelenin şiddetli çatışmalarını uzun zamandır her bir coğrafya da görmekteyiz.
Küresel dünyada devletler var, ama asıl olan inançlar ve bu inançların oluşturmuş olduğu ırksız ve sınırsız topluluklardır.
Amerika’dan başlarsak; uzun zamandır seküler yapının otorite olduğu ve kendi içerisinde barışık yaşadığını iddia ettiğimiz bu ülke, ikinci Trump dönemi ile beraber paganlar otoriteyi ele geçirmiş ve beyaz sarayı tanrının kendi ortakları için tahsis etmiş olduğu yönetim merkezi olarak görmüşlerdir.
Artık Trump tanrı adına beyaz sarayın bahçesinde adım atmakta, onun kararları tanrının kararları olarak sayılmaktadır.
Ve bunu kabullenemeyen seküler yapı, kendi itirazlarını her türlü sergileyerek ülkede tekrar geri dönüşü sağlamak istemektedirler.
Bunun için başarılı başarısız suikast girişimleri, sokakları karıştırmak dahil sürekli eylemler ve en sonunda Epstein dosyası ile bu pagan otoriteye teslim olmuş herkesi tehdit ederek, başta Trump olmak üzere, paganist düşüncenin yıkılmasını arzulamışlardır.
Ve bu süreç uzun zaman daha sürecek gibi duruyor ama her şeye rağmen, paganlar her geçen gün otoritelerini sağlamlaştırıyorlar.
Buradan geçelim Avrupa’ya; bu kıtayı genel anlamıyla incelediğimizde, aynı mücadelenin burada da sürdüğünü görmekteyiz.
Aslında pagan düşüncenin merkezi olan Avrupa kıtası, bu değişimin sinyallerini vermektedir.
Bu kıtada değişim olacaksa, benim kanım çok acılar yaşanacak ve çok kanlar akacaktır.
Buna rağmen seküler yapı, hala direnmektedir.
Bu kıtanın bir yanında duran İngiltere, şu an otoriteyi elinde tutan seküler küresel sermayenin merkezi olarak, sessizce ve sinsice bu değişimin olmaması için yoğun bir mücadele vermektedir.
Diğer yandan Fransa da aynı şekilde patırtı çıkartarak, seküler yapı adına yoğun bir mücadele vererek, bu değişime engel olmak istemektedir.
Fakat, işin gerçek yanı, bu iki ülkede ve bu lokomotife takılan diğer ülkelerde de pagan kültürün savunucuları, aynı şekilde bu gücün karşısında dikilerek, bu değişimi paganizm adına yapmak istemektedirler.
İngiltere ve Fransa ile beraber hareket eden birçok Avrupa ülkesi de bu doğum sancısını yaşamaktadır.
Paganların ilahı olan Trump, sürekli tehdit ederek bu değişimin kansız bir şekilde gerçekleşmesini istemektedir.
Avrupa’nın diğer ayağı ise Vatikan ve onun yaşam sevinci Roma Pagan kültürünün merkezi İtalya’dır.
Burada değişim kilisenin etkisi ve tarihin yüklemiş olduğu sorumluluk gereği hızlı gerçekleşmiş ve Trump ile el ele vererek bu işi sürdürmektedirler.
Tarihte ilk kez Vatikan’ın başına Amerikalı bir pagan papazı oturtarak bunu tescillemişlerdir.
Avrupa’nın diğer bir ayağı ise Avrupalı olmamasına rağmen buradan kopamayan Rusya gerçeğidir.
Rusya seküler bir yapı olarak varlığını sürdürmekle beraber, hanedanlık dürtüleri kendi kafa karışıklığını da ortaya koymaktadır.
Buna rağmen seküler bir yapı olarak Avrupa’da ki değişimi engellemek adına ve bu kıtanın otoritesi olmak için hem Çin ile hem de küresel sermaye ile beraber hareket etmektedir.
Bunun sizlere ters geldiğinin farkındayım, ama olayları gelişim süreçlerini ve vardıkları hedefleri iyi gözetlerseniz, aslında kavgadan çok birbirlerini motive ettiklerini göreceksiniz.
Toplumlara salınan korku ve endişe var olan otoriteye sımsıkı bağlanmayı sağlamaktadır.
Trump aynı şekilde Rusya’yı ve Putin’i de tehdit ederek, tarihi gerçekliklerine dönmelerini ve kendi yanlarında saf tutmalarını istemektedir.
Buradan Çin’e geçerek bu mücadelenin seküler ayağının en büyük yapısını ortaya koymak istiyorum.
Burada bir önemli bir parantez açarak, hem Amerika’da ki hem de İngiltere’de ki, küresel sermaye sahipleri, sahip oldukları önemli sermaye güçlerini, onlarca yıllardır, en büyük seküler gücün coğrafyası olarak gördükleri ve inşasını tamamlamak istedikleri Çin’e akıtarak, burayı yeryüzünün tek hakim güç merkezi olarak oluşturmak istemişlerdir.
Bir yandan güçlerini varlık merkezlerinde korumak ister iken, bir yandan da güçlerini nüfus olarak, askeri güç olarak, üretim gücü olarak üstün gördükleri bir coğrafyayı kusursuz olarak inşa ederek hayatın her alanına hükmetmek istemişlerdir.
Bunda da sona yaklaştıklarını her seferinde ima etmektedirler.
Üstte bahsettiğim iki coğrafya ya rağmen, Çin’de ki yapı daha saf ve daha homojen bir yapı olarak gözükmekte, ufak - tefek hareketlenmelere rağmen varlığını seküler yapı olarak korumaktadır.
Buna rağmen geçen haftalarda gerçekleşen kıpırdanmalar şiddetli ve sessiz bir şekilde bertaraf edilmiştir.
Çin Devleti, şu an yeryüzünün her yerine ayak basmakta, kendisini oluşturan seküler sermayenin tüm sömürü çarklarını, ulaşmış olduğu kara parçalarına hem siyasi, hem ekonomik hem de askeri olarak transfer etmekte ve bunda da kısmen başarılı olmaktadır.
Ve Çin seküler dünyanın öncü gücü olarak Amerika’yı karşısına alarak, paganlarla olan mücadelesini sürdürmektedir.
Bu önümüzde ki günlerde dünyanın diğer coğrafyalarında saflar netleştikçe, bu iki kutup arasında şiddetlenerek devam edecektir.
Bugünkü yazımı burada sonlandırmak ister iken haftaya Ortadoğu, Afrika ve özelde İslam coğrafyasına değinerek, buradaki yapıların çatışmasını somut olarak ortaya koyacağım.
Bizleri asıl ilgilendiren nokta da burası olacaktır.
Bizlerin kafa karışıklığı, özellikle bu coğrafyada ki tarihin biriktirmiş olduğu renklilikten ve oluşturmuş olduğu kölelikten kaynaklanmaktadır.
Bunları tam anlamıyla anlarsak ve algılarsak, düşünme ve hareket kabiliyetimiz daha kolay olacaktır.
Sizlerden isteğim ortaya koyduğum bu üç coğrafyanın yapısal değişikliklerinin ve hareket kabiliyetlerinin arka planına bakarak ve araştırarak düşünmeniz olacaktır.
Olur ki burada ki algılama yetimiz, bizlere yaşadığımız bu coğrafyada ki dönen tezgahları anlamamızı sağlayacak ve akabinde hareketlerimiz barışı bu topraklara hakim kılacaktır.
T.K. @kul6303839