Hafta başında Balkanlarda; Saraybosna'da ve Karadağ'da hem ziyaret, hem ticaret, hem tatil, hem de tespit derken bir zaman geçirdik.
TÜRK MÜHRÜNÜ BALKANLARA VURDULAR
Benim buradan çıkardığım sonuç şu: Hakikaten detayına girdiğimiz zaman saatlerce konuşabiliriz. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a ve özellikle MİT Müsteşarlığı döneminden Dışişleri Bakanlığı'na kadar devam eden süreçte TİKA'yı yöneten Sayın Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan'a ve Sayın İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu'ya, bu bölgelerde yapmış oldukları emeklerden dolayı teşekkür ediyorum.
Bu milletin haşmetini, asaletini, kadrini ve kıymetini yücelten değerlerle beraber vermiş oldukları emekler için, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve Osmanlı'nın torunu olarak hepsinden ve bu yolda emek veren herkesten Allah razı olsun.
Benim ne dediğimi anlamak için o gönülle, o dille, o duyguyla oraya gidenler baktığı zaman oradaki asaleti görecekler. Bunu üzerimize bir görev diye addettik, paylaştık.

BİZ İLİMİ VE BİLİMİ KİMLERE EMANET ETMİŞİZ
Efendim, şimdi Akçakoca Turizm Otelcilik İşletme Fakültesi ve Siyasi Bilimler Fakültesi hocaları, bir teşekkür ziyareti için yapmış oldukları CHP ziyaretinden sonra görevden alındılar. YÖK'e yazı gönderildi. Muhtemelen YÖK de bu teklife evet diyecek.
Düzce Üniversitesi'nden gönderilen bir yazıyla burada Oğuz Kara Hoca Düzce'de Milliyetçi Hareket Partisi'nde yıllardır emek veren bir babanın evladı. MHP'li bir ailede yetişmiş. Şimdi C’Yİ M mi M'yi C mi gördü, nasıl gördü bilmiyorum.
Buraya gittiklerinde çok masumane ifadelerde bulunuyorlar. Diyorlar ki: “Biz buraya turizm çalışmaları ile ilgili belediyenin vermiş olduğu destekler ve partilere teşekkür için gittik.”
Tamam, gittiniz. Şimdi ortalık bulanık, kurt puslu havayı sever. Bunlar koskoca profesör. Bunlara dekanlık verilmiş. Bu fakültelerin istikametini belirlesinler, öğrencileri yönlendirsinler diye görev verilmiş. İlimi, bilimi ve geleceği bunlara emanet etmişiz.
Şimdi oradaki videoda geçen diyaloglarda, CHP ilçe başkanıyla yapılan konuşmalarda “Bu konulara değinmemek ayıp olur.” deniliyor. Evet, bir ayıp var ama hocam, bu ayıbı siz yapmışsınız. Size kim dedi o konuları orada konuşun diye?
Bugün adalet mutlaka yerini bulacaktır. Herkes fikrini düşünebilir. Biz gazeteciler olarak fikir beyan edebiliriz. Yasa bize bu boşluğu vermiş. Ama size akademik kimlik vermiş, akademik görev vermiş. Ne derdi devlet büyüklerimiz? “Okula da camiye de siyaseti sokmayın.”
Akçakoca'da bir belediye başkanı görevden alınmış, tutuklanmış. Cumhuriyet Halk Partisi'nde şu anda meşru olan ya da olmayan bir ilçe başkanı var. Kılıçdaroğlu'nun resmini kaldırmış bir ilçe başkanına gidiyorsun. Niye gidiyorsun? Gittin diyelim, niye fotoğraf veriyorsun?
İNSANI KENDİ MİSYONU BÜYÜTÜR PROFESÖR ÜNVANI DEĞİL
O ilçe başkanlığındaki arkadaş da görüntüleri çekiyor ve sosyal medyada paylaşıyor. Sonra da “Burada ayıp bir durum var.” diyor. Bu kadar çocukça şey olmaz. Biz kimlere emanet ettik bu ilmi, bu akademiyi, bu bilimi?
“Biz iyi niyetle gittik.” diyorsunuz. Nasıl giderseniz gidin. Gitmeyin diyemez kimse size. O haberi niye kaldırttırdınız?
Rektör Nedim Sözbir Hoca'nın yaptığı doğru mu, eğri mi; bunu tartışabiliriz. Ama siz gidip teşekkür ziyaretinde bulunduğunuz yerde, tutuklanan bir insanla veya siyasetle ilgili ifadelerde bulunursanız, diğer taraftan bakıldığında siz olsaydınız ne yapacaktınız?
İsminin önüne profesör, doçent gibi bir unvan gelmesi insanı büyütmüyor. İnsanları kendi vizyonu, misyonu ve değerleri büyütüyor. Bana göre Düzce Üniversitesi Rektörü Nedim Sözbir Hoca doğru bir iş yapmıştır.
Kim ilmi, bilimi, okulu veya camiyi siyasete alet ediyorsa, ya siyaset yapsın ya da akademik çalışmalarına devam etsin. Ancak ben bu masumiyetin altında başka hesaplar arıyorum. Belki meşhur olmak istediler, belki ileride siyaset yapacaklar.
İlçe başkanı “Biz siyaseti burada yapmayalım” diyor, “bunu söylemeden geçmek ayıp olur” diyor. Ayıp ettiniz hoca ayıp, siz ayıp ettiniz. Konuşarak ayıp ettiniz.
Netice itibarıyla bugün Akçakoca kamuoyunda bilinenler ve ortada dolaşan bilgiler çerçevesinde ben Fikret Albayrak'ın bir gün aklanacağına inanıyorum. Dürüst olduğuna da inanıyorum. Ben öyle biliyorum. Devletin veya resmî evrakların bizim bilmediğimiz başka bir yönü var mı, onu bilmiyorum.
Mesela Mavi Bayrak meselesi Akçakoca'da lağım getiriyordu ve bunu da yazan çapaçul böyle Kolpaçino tipli sürekli gazeteciler var. Biz sanki bilmiyoruz nereden ne aktığını, ne gittiğini. O kadar büyütüyorlar ki sırf muhalefet yapmak adına Akçakoca’nın Ankara’da İstanbul'da ismi büyük veya Türkiye'de ismi büyük. Böyle küçük kapalı cahil cühela kolpaçinoların “efendim oradan lağım akıyor, buradan deniz akıyor” diyerek sırf siyaset rant hesapları uymadı diye ismini küçülten küçük kafalı cahil cühela insanların eline de kaldığı bazen yani bu iş. Ancak doğrular bir gün ortaya çıkacaktır. Önemli olan bu doğruların nerede, ne zaman ve kimlerle konuşulduğudur.
Akademisyenler, ilim insanları, bilim insanları ve eğitimciler; siz bunlarla ilgilenin. Elbette görüşlerinizi ifade edebilirsiniz. Ama siyaset yapacaksanız, buyurun arena burada. Ancak sapla samanı birbirine karıştırmayın.
İlim, bilim ve akademik çalışma insanı tek başına büyütmüyor. Burada yapılan eleştirilerde bazıları Düzce Üniversitesi Rektörü Nedim Hoca'yı eleştiriyor. “Rektörlük seçimleri yaklaştı, garantiye almak için böyle bir karar verdi.” diyorlar. Bence hiç alakası yok.
Eğer videoyu dikkatli izlerseniz, “Bu işlere değinmemek ayıp olur.” diyen kişinin akademisyen olduğunu görürsünüz. Eğer bunun gereği yapılmazsa, rektör hoca o makamı bulamaz, kartal yuvasına oturtmazlar adamı.
Aynı şartlarda CHP ile AK Parti yer değişsin aynı şey, belki daha farklı şeyler de olabilirdi. Rektörü de görevden alabilirlerdi çünkü bunlar devletle oynamasını çok iyi bilirler.

MEZUNİYET TÖRENİ Mİ?
Netice itibarıyla ilim, bilim ve eğitim dedik, Düzce'de ve Türkiye'de yaygınlaşan bir rezalet var: İlköğretim çağındaki çocuklara mezuniyet törenleri düzenlenmesi. Ortaöğretim bitiyor, mezuniyet töreni. Lise bitiyor, mezuniyet töreni. Şapkalar, kepler, süsler...
Zaten ekonomik sıkıntı var. Aileler zor durumda. Düzce'nin İl Millî Eğitim Müdürü Gülşen Hanım, siz bu işe niye müdahale etmiyorsunuz?
Bu rezalet nedir? İlköğretimdeki çocuk kep atıyor. Biz kime benzetiyoruz kendimizi? Bu milletin maneviyatına ve değerlerine uygun bir eğitim anlayışı olması için uğraşan bir Millî Eğitim Bakanı var. Niye müdahale edilmiyor buna?
Lütfen şu mezuniyet rezaletine birisi el koysun. Bunun sorumluluğu öncelikle İl Millî Eğitim Müdürüdür.
Sayın Valim, Sayın Mehmet Makkas, bu milletin değerleriyle aynı dili konuşan, aynı duyguyu paylaşan bir devlet adamısınız. Bir valisiniz, bir büyüğümüzsünüz.
Lütfen, bunu Millî Eğitim Müdürü görmüyor mu veya size söylemiyorlar mı, onu da bilmiyorum. Bu işin vebali var. Bu milleti maddi manevi sömürüyorlar mezuniyet törenlerinde, bu kıyafetlerde her birinin bir maliyeti var. Kim alır, kim alamaz? Evlat istediği zaman anne baba, rızkından, hayatından, boğazından artırdığını evladına harcıyor. Kapitalizm milleti sömürüyor. Yok Anneler Günü, yok Babalar Günü, yok Sevgililer Günü, yok efendim Mezuniyet Günü...
Bir öğrenciye maliyeti ne kadar? Düzce'de kaç bin tane öğrenci var? Bu millet sığır mı, sağılacak sağdırıyorsunuz.
Ben buradaki vebalin öncelikle İl Millî Eğitim Müdüründe olduğuna inanıyorum. Bir tavır koyun ya. Böyle bir rezalet olmaz.
Sayın Valimden özellikle rica ediyorum; bu işe müdahil olmanızda fayda var. İnsanların, annelerin, babaların, toplumun bu işe genel anlamda rızası yok.
İlköğretim okulundaki çocuk daha hayatı bilmiyor, ne olduğunu bilmiyor. Kep atmasını öğretiyorsunuz. Bu bizim kültürümüzün neresinde var? Bizim inancımızın neresinde var? Bu milletin asaletinin neresinde var?
Milletine, asaletine, geçmişine bu kadar düşman olan bir zihniyet olmasın diye zaten siz iktidar oldunuz. Bu mu iktidar hâliniz?
Çok üzücü, çok yazık. Bu milletin iradesine, gönlüne, duasına, samimiyetine bakın. Konuya girerken Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Hakan Fidan'a ve Sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu'ya teşekkür ettim.
Hakikaten büyük işler yapmışlar orada. Bu anlatılmaz, yaşanır. Ancak burada, Sayın Cumhurbaşkanım dâhil olmak üzere, şu mezuniyet rezaletine son verilmeli.
Biz bunu söyledik diye kimsenin buna son vereceği yok belki ama söyledik durduk işte. Allah rızası için dinleyen olur, dinlemeyen olur, uygulayan olur, uygulamayan olur.
Hoşça kalın, dostça kalın. Allah'a emanet olun.