Türkiye Cumhuriyeti yürütme, yasama, yargı ve basın olmak üzere dört erk üzerine kurulmuştur. Tarifi budur. Bize anayasada verilen, tanınan yetki ve kanun kapsamında kamuoyu oluşturma adına, kamuoyu adına her konuya müdahil olmak, fikrimizi söylemek, haber yapmak, yorum yapmak hakkımız vardır. “Sana ne kardeşim? DESOB seçimlerinden, esnaf odası seçimlerinden” deme hadsizliğini bize kimse gösteremez. “Sen burayı dizayn mı edeceksin?” Kim dizayn edecek bilmem ama biz buradaki gelişmeleri kamuoyunda paylaşmak durumundayız. Bu hak, yasal olarak bize verilmiştir.
Şimdi odalarda seçimler var. Esnaf kendi iradesini ortaya koyuyor. Üç dört senede bir bu irade isteniyor. Fakat bu nasıl esnafın iradesini alıp da, siyasetçiler milletin oyunu alıp millete istenileni vermiyorsa, esnaf odaları da ona benzer bir hâldeler. 6 liralık bir işi 13 liraya aldığınız zaman, işler böyle olursa tabii birtakım izahatlar kolay yapılır.
Ben şimdi size bir senaryodan bahsediyorum, bir komplo teorisinden, bir oyundan bahsediyorum.

KAYIKÇI’NIN GÖZÜ GÖNLÜ DESOB’TAN ÇIKAMADI
Hani Mustafa Kayıkçı bıraktı ya başkanlığı, seçimlere girmiyor. Bırakır mı ya? Ayrılır mı oradan? Ayrılmayacak. Ne olacak? Hesap şu, plan şu: DESOB Başkanı İbrahim Korkmaz olacak. O da Palandöken’in Fırıncılar Odası yönetimine girecek. Buradan Düzce’den eli ayağı koparılacak. Ama görüntüde DESOB Başkanı olacak. Mustafa Kayıkçı, Esnaf Konfederasyonlarından yetki alıp danışman gibi, genel kurulda da bunu onaylatıp o koltukta yine danışman diye oturacak. Senaryo bu. Ne kadar doğru, ne kadar eğri bilmem ama bu odalarda 6 liralık işi 13 liraya fatura ettirdiğiniz zaman ya da “Ben bu paraları şöyle harcadım, böyle harcadım” dediğiniz zaman rahmani tarafı anlatmak kolay ama şeytani tarafında her şey usulüne uygun.
İkincisi… Biz bu ve buna benzer eleştirileri yaptığımızda, bize menfaat karşılığı beklenti varmış gibi laflar ediliyor. “Bazı basın organları parayla televizyona çıkarıyormuş” gibi laflar ediliyor.
Mustafa Kayıkçı, asalet aslına rücu etmektir. Hangi asaletinle söyledin bilmiyorum. Ancak bu Öncü’ye, Manşet Gazetesi’ne kaç defa programa çıktın, kaç defa haberin yayınlandı, kaç para verdin? Adamsan kaç para verdiğini açıkla. Senden kaç para istendi? Böyle işi hafife alma. Çünkü dervişin fikri neyse zikri öyle olurmuş.
Bir de benim milliyetçilik noktasında bir ifademden bahsetti. Beni herkes bilir. Sen de bilirsin, herkes de bilir. Ben önce Müslümanım. Allah’ıma şükrediyorum. Sonra Türk’üm. Manav falan değilim, Manav kelimesini kabul etmiyorum. Bir hakaret görüyorum. Türk’üm ben, Türk. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve bu memleketin kurucu asli unsuruyum.
Ama ne zaman ki milletler arasında, kavmiyetler arasında bir üstünlük yaygarası kopar, işte o zaman kimse kusura bakmasın, milliyetçilik devreye girer. Ama Allah Resulü’nün ve bizim inancımızın çizdiği yerde bu yoktur. Öncü’ye gelmiştir Mustafa Kayıkçı, çok görmüştür. Öncü’ye girişte bizim odamızda “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” yazar. Biz milliyetçi değiliz, ırkçı da değiliz, olamayız. Bizim inancımıza terstir. Ama ikili muhabbetlerde benden aldığını bana da satma.
Öyle şeyler var ki kişiselleşiyorsun. Bu ekranlar kişisel hesapların üstündedir. İnsanların beynini kişisel hesaplarla bulandırmaya gerek yok. Çok hatırlı dostlar var ama ben öyle şeyler konuşurum ki, tabii buradan değil, sosyal medyamdan, unuttuğun psikiyatri haplarını almak zorunda kalırsın. Onun için esnaf bilir.

SİMON-ŞOLOMON HİKAYESİ
KAYIKÇI- KORKMAZ SENARYOSU
Gelelim Simon ile Salamon’un hikâyesine. Yahudi bunların ikisi de Salamon’dan borç para almış. “İki ay sonra ödeyeceğim” demiş. Yahudilerin uydurma Tevrat’ına göre birbirlerine verdikleri söz, Allah’a verilen söz gibidir. Birbirlerine sahiplenme duyguları vardır yahudilerin.
Bir ay sonra Simon’un işleri düzelmemiş. Parayı ödeyeceği son aya girince, on beş gün gece kabus, gündüz baskı, parayı da ödeyemiyor. Uyku tutmuyor geceleri, sabahları işine gittiğinde düzeni bozuluyor. Bir akşam Salamon’un kapısını çalmış, demiş ki: “Sen bana para vermiştin, kırk beş gün geçti. Ben sana iki ay sonra vereceğim demiştim ama şu anda düzeltemedim. Uyuyamıyorum, geceleri düşünceden, gündüzleri kafam kalkmıyor. On beş gün sonra bu parayı ödeyemiyorum. Bugüne kadar ben düşündüm, bundan sonrasını sen düşün” demiş.
Ben bir tespit koydum ortaya. Esnafa seslendim, kamuoyuna seslendim. Benim dediğim gibi kimse hareket etmek zorunda değil. Etmez de zaten. Dizayn etmek gibi bir derdim yok. Kim gelirse gelsin biz basın olarak orada bir muhatap buluruz. Ancak esnaf düşünsün bundan sonrasını. Tartsın, yatırsın, kaldırsın; bir hesabını yapsın. Sizin çizdiğiniz yol esnafı nereye getirdiğinden memnunsa buyurun devam edin. Bize ne? Esnaf memnunsa bizi ilgilendirmez. Ama esnaf memnun mu? Değil. Onu da biliyorum.
Ben tek bir şey söylüyorum: İktidar güzellemesinden başka ne yaptın Mustafa Kayıkçı? Belediyenin şirketlerinden maaş alarak yönetim kurulu üyesi olarak maaş alıp da, hiçbir eksiği yok. Ne yaptın? İktidar güzellemesi. “Efendim, efendim…” Böyle devam et. Seni itibar ediyorlarsa, onlara dar gelen bize bol gelir. Allah çarşınıza pazar versin.

YAPILAN-YIKILAN YER KANUNA AYKIRIYSA ADLİYE AKÇAKOCA KAYMAMAKLIĞI’NIN YANINDA
Akçakoca’ya gelelim. Önceki dönem belediye başkanı Okan Yanmaz döneminde bir anlayış vardı: Memleketin bütün çocuğu turizm alanından faydalansın. Serseri olanlar var, efendi olanlar var, imkânı olanlar var, olmayanlar var. Alanların bir kısmını belediye aldı. Almayanlar ise gecekondu gibi, yasaya, kanuna, mevzuata aykırı şekilde her tarafa bir şeyler koydu. Bunlar Çevre İl Müdürlüğü ve Valilik tarafından tespit edildi. Kanun, yasa “kaldırılsın” diyor.
Belediye başkanı bunun uygulayıcısıdır. Yapabildiği kadar yapar, yapamadığını yapmaz. Tolerans gösterdi mi, birilerine imtiyaz mı sağladı, rant mı kazandırdı? Kanuna, yasaya aykırı iş mi yaptı? Adliye Akçakoca Kaymakamlığı’nın yanında. İdari mahkeme de kuruldu, hayırlı olsun. İdari olarak şikâyet edin, suç duyurusu varsa suç duyurusunda bulunun. İş yerleriniz kanun ve yasaya aykırı mı yıkılyor, Adliye kaymakamlığın hemen yanında gidin hakkınızı arayın. Savunun, biz de sizi savunalım.
AYNI DUYGUYU PAYLAŞIP AYNI DİLİ KONUŞMUYORLAR
Biz neyi savunuyoruz? Kamuoyu adına faydalı olanı. Ancak eksik olan şu: CHP’nin milletvekili, il başkanı, ilçe başkanı, belediye başkanıyla aynı düzlemde değil. AK Parti ilçe başkanı da öyle değil. Bu konularda yasaya aykırı yerlerdeki insanları dinleyip cesaretlendiriyorlar. Burası muz cumhuriyeti değil. Kanun ve yasaya aykırıysa gereğini yapın, biz de hakkınızı savunalım. Kimsenin kolpadan işlere girmesine gerek yok.

AKÇAKOCA BELEDİYESİ’NE KİMLİK KAZANDIRDI
Akçakoca Belediyesi’ne Fikret Albayrak’la birlikte bir kimlik geldi. Belediye maaşını ödeyebiliyor, saygınlık oluşmaya başladı. Ama rant elde edemeyenler, hesabını kitabını düzeltemeyenler veya hesabı olanlar Fikret Başkan’a ileri geri yürüyor. Fikret Albayrak; muhafazakâr kadar milli, sosyal demokrat kadar çağdaş, memleketine ve milletine faydalı bir belediye başkanıdır. Eleştirilecek yönleri var mı? Vardır tabii, herkesin vardır. Kimse peygamber değil.
Netice itibarıyla burası muz cumhuriyeti değil. Kanunda, yasada varsa hakkınızı arayın, biz de takipçisi olalım.
Hoşça kalın, dostça kalın. Allah’a emanet olun.