Yorumlu-Yorum günündeyiz ama hiç iyi bir günde değiliz. Niye? Niye? Şimdi Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ve Düzce Emniyeti'nin takip ettiği ve soruşturma devam eden bir konu var. Staj, öğrencilerin staj evraklarında, staj içinde sahtelik.
Şimdi... Yani devleti nitelikli şekilde dolandırma, resmi evrakta sahtecilik ve kişisel verilerin izinsiz şekilde kullanılması ve bizim bilmediğimiz başka şeyler... Şimdi bunu, şöyle değerlendirmek lazım. Yani devlet beytülmal diyoruz ya devletin kasasına... Beytülmal, yüzyıllardan beri böyle olmuş. Beytülmaldan haksız yere alanlar işin sonunda çoluğunda, çocuğunda, torununda, torbasında her zaman bir bedel ödemiş.
Şimdi biz çıkıyoruz topluma haberlerle, yorumlarla aydınlatıcı kamuoyunu yönlendirme noktasında bir söylemlerde, haberlerde, değerlendirmelerde bulunuyoruz. Mümkün mertebe, toplumun önünde olan -özellikle basın camiasından, siyasetten, bürokrasiden neyse bu insanların hepsi- toplumun önünde olan insanlar haline, edebine, hayasına, adımına, işine, gücüne dikkat etmeli. Bu maalesef, bu işin içinde, bu işin içinde basın mensubu arkadaşlarımız da var. Zaten basın kurumlarında stajyer olarak çalışmadan çalıştı gösterilen -bilemiyoruz tabii işin mahiyetini de- en garip olanı da şu: Basın çalışanlarını temsil eden temsilci noktasında bulunan veya öyle görülen insanlar da var. Bunu izah etmek çok zor ya. Yani bunu anlatmak çok zor yani. İnsan özel duygularından, zafiyetlerinden dolayı, hislerinden dolayı, menfaatlerinden dolayı, o anlık hallerinden dolayı ne yapabilir? Suç işleyebilir. Bunu izah edebilirsiniz vicdani olarak, insani olarak veya hukuki olarak. Ama bunun izah edilecek bir yanı yok ya! Hele ki sözde temsilci sıfatında olan insanların bu işe anılması, bilinmesi...

Arkadaşlarımızın basın camiasında gerçekten emeğiyle çalışan insanların bu figanlarını, bu sitemlerini, fevaranlarını izah etmemi istedikleri için bu konuya giriyorum. Yani girilecek bir konu da değil. Savunulacak tarafı yok, izah edilecek tarafı yok. Netice itibariyle bile bile, isteyerek, efendim, tertipleyerek, düzenleyerek olduysa bu işin daha çok vahim. Devlet acele etmez. Bizde büyükler tavsiye ederken, yaşlılar, büyüklerimiz, devlet bir Anadolu tabiriyle kağnı, bizim tabirimizle öküz arabasıyla tavşan avlamaya gider derlerdi. Ya... Yani hiç acele etmez. Devlet not eder, devlet ne zaman ne yapacağını bilir. Çünkü bu devletin 3000 yıllık bir devlet geçmişi var. Muz cumhuriyeti değil, öyle bugün dünyada olan yani 200 yıllık, 150 yıllık kerhen, sehven kurulmuş devlet gibi değil. İsteyerek, bilerek, inanarak ve planlayarak kurulmuş bir devlet. Netice itibariyle biz bugün fazla bir şey söyleyecek halde değiliz yani. İşin sonunda toplumda doğruluğu, ilkeliği, vizyonu, samimiyeti, asaleti, ahlakı ne derseniz deyin, topluma değer katan değerleri savunan insanların camiasından bazı insanlar ağzımızdan çıkanı yüreğimize saplayacak hale getirdiler. Allah kolaylık versin.

HACCA GİDİYORLAR
ALLAH KABUL ETSİN
Şimdi bayram, bayram geliyor biliyorsunuz. Kurban Bayramı geliyor. Bayramda herkes işte sıla-i rahim yapacak, ibadetlerini yapacak. Fakat Şehrül Eminimizle Valimiz bayramda burada yoklar. Bu sabah itibariyle Sayın Dr. Faruk Özlü hac farizasını yerine getirmek üzere Düzce'den ayrıldı. Herhalde bu hafta içinde de, bu günlerde bilemiyoruz, Sayın Vali ne zaman ayrılır... Bayramda bol bol bizden dua edin, bize dua edin, bizden de selam getirin. Böyle derler hacca gidenlere. Allah şimdiden hacca gidenlerin niyetlerini kabul etsin. Memleketimize, milletimize, ailesine faydalar nasip etsin. En çok konuşulan konulardan bir tanesi de şu:
“SÖZ DİNLEYENLER-SÖZ DİNLEMEYENLER”
Bu, biliyorsunuz DESOB seçimlerinden sonra Faruk Bey bir açıklama yaptı. "Söz dinleyenler" dedi, bir de "Söz dinlemeyenler" dedi. Aynı zamanda yine bizim camiamızın içinde olan Düzce Haber'den Canan Hanım'a da yapmış olduğu açıklamada "Artık Düzce'de kabadayılıkla, işte efendim farklı şekillerde, Düzce siyasetine ve sivil toplumuna yön verme işi bitti." diye bir açıklaması var. İzlemenizde fayda var.
BU ÇIKIŞTA ÇOK ANLAMLI MESAJLAR VAR
Faruk Bey'in "söz dinleyenler ve dinlemeyenler" çıkışında aslında çok ama çok anlamlı bir mesaj var. Yani, "Davul benim boynumda." diyor adam, "Tokmağı da ben vururum! Benim boynumdaki davula kimse vuramaz." Siyasetin aslında özü bu. Hani siyasette veya memleketi yönetme noktasında hassas olanlardan bir tanesi işte bu. Davul benim boynumda, yük benim boynumda, hesabı ben veriyorum, menfi veya müspet gelişmelerden bütün sonuçlardan faturalar bana kesiliyor ama söz sahibi sensin! Etkili değilsin, yetkilisin. Yetkili değilsin, etkilisin ama sorumluluğun yok! Olmaz, orada bir huzur olmaz.
Ben buradaki açıklamanın hemen bu muhalefet veya Düzce'de var olma, yok olma mücadelesinin içinde olanlardan hemen bu işe işte "Öyle yanlış dedin, eksik dedin, fazla dedin, işte bir şey dedin." Ya, şimdi işin sorumlusu olan, bu işten hesap verecek olan insanlar bir ifade kullanmış. Bunun da siyasi malzeme... Ya! Belediyede veya toplumda, sivil toplum kuruluşlarında konuşması gereken insanlar kim? Hesap verecek insanlar konuşsun.
Hesap verecek insanlar konuşursa veya hesap verecek insanlar sorumluluğu üzerinde hayata geçirirse hepimizin hayatına bu artı katkı sağlar. Diğer türlü, konuş dur. Anlat dur, kim dinler seni? Netice itibarıyla evet, evet. Düzce'de, Düzce'de binlerce insanın, seçtiği insanların, yani belediye başkanlarının... Atanmışlar değil ama seçilenlerin söylediği sözler, sorumlu onlar. Çünkü onları bağlıyor, onları bağlamıyor. İşin sonunda bu insanların, yani bir belediye başkanının, bir ticaret odası başkanının veya sivil toplum insanlarının bizim hayatımıza çok artı ve eksileri var.
İşte bizim hayatımızı düşünerek hareket edenlerin sözlerine itibar etmeli. Diğerleri bir baltaya sap olamamış, iki öküzün önüne bir samanı paylaştıramamış adam. Konuşsun dursun ya!
Derken, şimdi bir de ben buradan yetkililere şunu... Yani devletimizin irade noktasında ve idare noktasında bulunanlara veya vatandaşımız da dahil olmak üzere şunu demek istiyorum: Şimdi Düzce'de Basın İlan Kurumu'nun 6 tane takip ettiği, mükafatlandırdığı, cezalandırdığı, her şeyini kontrol ettiği yerel gazete var. 2 tane de Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun kayıt altına aldığı, denetim altında aldığı 2 tane televizyon var. Bunların bir tanesi Öncü, bir tanesi Düzce TV. 5 tane de yine aynı şekilde RTÜK'ün takip ettiği, kayıt altına aldığı, kontrol ettiği bir radyolar var.
Şimdi, sosyal medya çıktı ya. Sosyal medyada bilmem ne TV falan... Ya ne TV'si ya? Ne TV'si! Falan filan, filan filan TV... Ya! Yapay zekaya grafik yaptırıp, yapay zekaya söylemleriyle beraber Düzce basınında, Düzce kamuoyunda yönlendirme yapan, Kolpaçino tabiri caizse filminde olanlar gibi film çekenler var, film çevirenler var. Gazetecilikle falan alakaları yok. Bilmem ne TV! Ya ne TV'si? Her sosyal... Ben de yarın sabah kurarım bir Facebook'tan veya oradan buradan bilmem ne TV, oldu "İnneke hamidün mecid".
İTİBAR EDİLMEYECEĞE İTİBAR EDERSENİZ İTİBAR EDİLMEYECEK HALE GELİRSİNİZ
Şimdi, burada şu var: İşin bütün, başlangıçtan sonuna kadar gidersek bugünkü konumuzun, itibar ettiğinizle anılırsınız, bilinirsiniz. İtibar edilmeyene, edilmeyeceğe itibar ederseniz itibarsızlaşır hale gelirsiniz. Bu işin doğrusu bu ya.
İşte merdiven altı mı desek veya ne idüğü belirsiz mi desek, hangi meslekten nereye geçtiği işte buraya gelen, bu sektöre gelen insanlar bizim toplumumuzda özellikle medyayı, gazeteciliği ayaklar altına alıyor. Ben bugün kamuoyunda ve önümüzdeki günlerde detayları açık bir şekilde ortaya koyulacak olan bu gözaltıyla ilgili şimdiden mesleğim adına ıstırap duyuyorum, gazetecilik adına utanç duyuyorum ve yani ne diyeceğimi bilemiyorum ama bize gazeteci olarak, basın kuruluşu olarak, medya olarak... Medya diyoruz ya, Düzce'nin tek medyası Öncü Medya; radyo, televizyon, gazete ve basılı. Başka medya yok Düzce'de.
KOLPAÇİNO İŞLERLE BU MESLEĞİ UTANDIRMAYIN!
Neler neler medyalar çıkmış, ne medyalar var! İki tane internet sitesi, bir fotoğraf makinesi, medya. Ya kimsenin emeğini küçümsemiyorum ama bizi utandırıyorsunuz arkadaş ya! Bizim yüzümüzün derisini ayaklarımızın altına aldırıyorsunuz ya! Ya mutlaka sizde bir değerler varsa da o değerlerle ortaya çıkın. Bu Kolpaçino işlerle bizi de utandırmayın, mesleği de utandırmayın. Bu mesleğe gönül verecek olan gençlerin duygularını da veya heyecanını da veya ideallerini de tuvalet çukuruna atmayın ya!