Efendim şimdi “körler, sağırlar birbirine ağırlar” diye bir ifade var. Biz buradan konuşuyoruz, bir konu bahsediyoruz. Düzce’nin gündemine katkı yapmak istiyoruz. Düzce’nin siyasetine, ticaretine, içtimai haline, basınına elimizden geldiği, aklımızın yettiği, kapasitemizin öngördüğü şekilde destek vermeye çalışıyoruz.
ÖNCE KENDİN HADDİNİ BİL! SEN PARTİYİ TERK EDİP GİDEN O KADAR DAVA ADAMISIN
Cuma günü bir açıklama yaptık. Dedik ki: 8 bin üye yapılır, yapılmaz, AK Parti il başkanı bunu yapacak mı, edecek mi? Bu kadar kitle var gibi bahsettik. Detayını öğrenmek istiyorsanız cuma günü yayına bakın.
Ali Süler var, AK Parti Genel Sekreteri. Bir zamanlar AK Parti’den görev ve yetki alamadığı için ayrılıp gitmiş bir adam. Böyle bir AK Partili, bize haddimizi bildirmiş; Ali, kabul. Biz bir adam arıyorduk haddimizi bildirecek, Allah da bize Ali’yi nasip etti. Ne mübarek adammış bu.
Her neyse bu Ali Bey’in had bildirme, usul gösterme, akıl verme konusunda mahir olduğu anlaşılıyor. Birileri buna had bildirmiş.
Yavuz Ağıralioğlu’nun Düzce’ye gelişinde AK Parti il başkanı patır kütür gitti. Bir kapısını açmadı, ilk sarılan oydu Düzce’ye geldiğinde. Yanında merkez ilçe başkanı vardı, bir yanında da gençlik kolları başkanı vardı. Doğru yanlış, bunu tartıştık zaten.
Şimdi ben bir yere gelmek istiyorum. Orada sen de vardın Ali Süler, sen niye gitmedin kapıyı açmaya? Uygun görmedin. İl başkanını niye uygun gördün? Merkez ilçe başkanını niye uyandırmadın? İl başkanına niye demedin “bekleyelim” diye? Burada had bildiriyorsun, usul biliyorsun da orada unuttun mu? Ben pek unuttuğunu zannetmiyorum bu kadar had bildiren bir adamın. İl başkanını düşürdüğün durumu gördün mü? Şimdi biz kakayız, sen şakasın.
Adamı öyle bir pozisyona soktunuz ki, genel merkeze ifade edemiyor şu anda, kamuoyuna ifade edemiyor. Sen niye gitmedin? Sen de oradaydın. Sen bir durdun, onları da durdursaydın. Sen haddi böyle mi bildiriyorsun? Yani Ali gibi bir dost olduktan sonra başka insana gerek var mı bilmem. İşin özünde bu var.
BEN MİLLİ GÖRÜŞCÜ’YÜM
Diyorlar ki “Sen AK Parti’ye davaya hizmet et, dava adamı ol.” Ben partili değilim ki. Ben AK Partili değilim ki. Ben AK Parti’den makam, mevki, yetki, iş bunlardan hiçbir şekilde faydalanmamış birisiyim. Ama AK Parti’nin lideri olan, bunu kuran Cumhurbaşkanı Erdoğan’a inanan birisiyim. Sen partilisin, bana ‘dava adamlığı’ diyorsun, Sen niye bırakıp gittin o partiyi?
Yani şu ekranlar birilerinin hesapları için kurban edilecek yerler değil ama AK Parti’nin genel sekreterinden bahsediyoruz. Az olalım, öz olalım, biz olalım, dar olalım, darmadağın olalım işin sonunda.
Hasan Şengüloğlu’na da haddini bildirdin o zaman. Sen had bildiriyorsun ya. Sen herhalde hesapların tutmadı, adamı verdin satırın ağzına. Ondan sonra ‘Efendim dava adamı ol.’, ben dava adamı falan değilim. Ben Milli Görüş kökenliyim ve bir o kadar da geniş çerçeveden dünyaya bakan bir adamım. Ben AK Partili falan değilim hemşehrim, olamam da zaten. Ben partili olamam.
Bir sosyalistin, bir sosyal demokratın veya bir komünistin Cumhuriyet Halk Partisi’nde ne buluyorsa, ben de muhafazakâr kitlede bu cenahta kendime ne buluyorsam ben buyum.
Haddini sen önce kendin bil, ondan sonra bize bildir. Oldu mu Ali? Boyundan büyük işlere karışma. Ama Allah’ım bana had bildiren bir Ali yarattığın için de bugün şükredelim. Yani bir Ali lazım, sahada da lazım had bildiren, burada da bildiren. Her şeyi bilen diyor, haddini bilmezmiş.
ENVER PAŞA ŞAHSINDA ORDU İÇİNDEN İHANETE UĞRADI
111 yıl önce Sarıkamış’ta bu memleketi bize yurt yapan insanların şehadeti var. Enver Paşa’nın o günkü şartlarda verdiği karar strateji noktasında değerlendirilebilir. Ama Enver Paşa’nın ve Osmanlı ordularının muvaffak olmaması noktasında Balkan Harbi’ndeki Enver Paşa’ya zarar vermek veya onu başarısız kılmak noktasındaki çaba, İttihatçı subayların o dönemdeki çabasının bir ürünü de Sarıkamış’ta oldu.
Enver Paşa vatansever bir adam, milletini seven bir adam. İbadet gibi görüyor bu işi. Ama strateji noktasında veya plan noktasında kurt ağacı içinden yermiş. Tarihin özüne indiğinizde Sarıkamış faciasının en büyük sebebi kurtlardır, ağacın içindeki kurtlardır.
Orada bizim atalarımız masum bir şekilde karda, soğukta, o fırtınada, sıcak iklimden geldikleri elbiselerle şehit oldu. Ancak satıldı Enver Paşa orada. İşin özünde bu var aslında. İhanete uğradı ve ihanetin bedeli de ağır oldu. Bu memleketi kolay kazanmadık.
CUMHURBAŞKANINA NEDEN HAYRANIM?
Bir örnek vereyim. Tabii eleştiren olur, kabul eden olur ama hakkı yerine vereceksin. Ben Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a en büyük saygı gösterdiğim ve hayran olduğum konulardan bir tanesi şuydu: Bu milleti sınıflara bölmüşlerdi 2000’li yıllarda. İşçi SSK’ya gidecek, memur devlet hastanesine gidecek, zengin Bağ-Kur ve özel hastanelerden faydalanacak.
SSK’lı birisi eczaneden ilaç alamıyordu, hastanelerde kuyruklar vardı. Sağlık, hepsinden önemli. Bu milletin evladını üçe sınıflandırmışlardı. Ne oldu? Bugün yeşil kartıyla, bugün işçi kimliğiyle üniversitedeki hastaneden, özel hastanelerden hizmet alabiliyorsun. Dün bu var mıydı? Yoktu, çünkü dün vatandaş değildi. Dün seni insan yerine koymuyordu. İşçi sınıfında üçüncü sınıftın.
Birinci sınıf sermaye, ikinci sınıf devlet görevlileri Emekli Sandığı, üçüncü sınıf SSK’lılar, işçiler.
Şu anda holdingin gittiği, devletin üst düzey bürokratının gittiği hastanede beni tedavi ettiriyor mu? Bu sistemi kurdu mu? Bunun partiyle, pırtıyla, siyasetle hiç alakası yok.
İşte benim en büyük hayran olduğum, saygı duyduğum sebeplerden bir tanesi bu. Bizim kuşak çok iyi hatırlar, şimdiki gençlik bilmiyor bunu.
Ali Süler bana anlatma, Hasan Şengüloğlu bana anlatma, ben biliyorum bunları. Bizim kuşak biliyor, gençlere anlatın, insanlara anlatın. Ama siyaset olarak değil, doğru olarak, somut verilerle anlatırsanız siyasette başarılı olursunuz. Somut verileri soyutla, hisle, nefisle hareket ederseniz, böyle hadlerle, boşluklarla hayatınız biter gider.
ATALARIMIZ BİZİM İÇİN CAN VERDİ
Biz çok il başkanı gördük, defteri çevirdik diğer tarafta. Çok milletvekilleri gördük, çok belediye başkanları gördük. Çoklarını gördük, bu makamlar bir araçtır, amaç değil. Kişisel, şahsi, ego, maddi, manevi, içtimai hayatı düzeltmek için makamlar bir araçtır, amaç değil. Bunu amaç edinenlere Allah lanet etsin. Sarıkamış’ta binlerce şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak şekilde. Onların bir beklentisi yoktu, onların bir amaçları yoktu, onların bir araçları yoktu. Onlar oraya şehit olmaya gittiler. Memleketin, milletin bekası ve gelecek neslin huzuru için. Siyasetle ilgili olanlar, devleti yönetenle ilgili olanlar Sarıkamış’tan ibret alsın. Çünkü dünü bilmeden yarını göremezsin. Dünü bilmeyen yarını göremez.
ÇARŞAMBA GÜNÜ TELEVİZYON VE 3 RADYO İLE YAYINDAYIZ
Çarşamba günü Canan Üstüner’in programında çok önemli bir konuk var. Düzce Belediyesi iştiraki BELKA’nın Genel Müdürü Sayın Erdem Yılmaz, Sayıştay raporları ile ilgili usule aykırı, eksik, hata, yanlış var mı, yok mu bütün soruların sorulacağı programda olacak. Siz de programa dahil olun. Bu program Öncü Radyo, Radyo Öğüt ve Radyo Özgür’den canlı olarak yayınlanacak. İyi seyirler, iyi keyifler.
Hoşça kalın, dostça kalın. Allah’a emanet olun.