Geçtiğimiz günlerde Türk Kızılayı’na 20’nci kan bağışımı gerçekleştirdim. Rakamı söylemek için değil, ihtiyacı hatırlatmak için yazıyorum. Çünkü kan, fabrikası olmayan tek ürün. Parayla üretilemiyor, ithal edilemiyor, sipariş verilemiyor. Ancak insan insana verirse var.

Ramazan ayına kavuşmanın huzurunu yaşıyoruz. Bizi bu mübarek günlere ulaştıran Rabbime binlerce kez hamd ediyorum. Ramazan; paylaşmanın, dayanışmanın, başkasını kendinden önde tutmanın ayı. Sofralar büyüyor, gönüller yumuşuyor, yardımlar artıyor.
Ama bir gerçek var ki çoğu zaman gözden kaçıyor.
Ramazan’da kan bağışları düşüyor.
Oysa kazalar azalmıyor. Ameliyatlar ertelenmiyor. Lösemiyle mücadele eden çocuklar, doğumda kana ihtiyaç duyan anneler, acil serviste yaşam savaşı veren insanlar beklemiyor. Hastanelerde ihtiyaç listesi oruç tutmuyor.
Bir yerlerde bir doktor “acil kan bulun” diyor. Bir aile telefonlara sarılıyor. Dakikalar geçiyor. İşte o anda, daha önce yapılmış bir bağış bir insanı hayata bağlıyor.
Belki adını hiç bilmeyeceksiniz. Belki yüzünü hiç görmeyeceksiniz. Ama sizin kanınız birinin bayram sabahına uyanmasını sağlayacak.
Bundan daha büyük iyilik olur mu?
Kan vermek zor değil. Sağlığı yerinde olan herkes için birkaç dakikalık bir işlem. Vücudunuz kısa sürede yerine koyuyor ama verdiğiniz umut belki bir ömre bedel oluyor.

Buradan açık çağrımdır:
Sağlık sorunu olmayan, bağış yapabilecek durumda olan herkesi kan vermeye davet ediyorum. Bugün değilse yarın, ama mutlaka. Özellikle bu günlerde daha çok.
Unutmayın… Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır.

Ramazan paylaşmaktır. Hayatı paylaşmaktır. Can olmaktır.
Bir gün hepimizin ya da sevdiklerimizin de kana ihtiyacı olabilir.
O gün gelmeden, bugün birinin ihtiyacını karşılayalım.