Ya da bilmek istememek veya bilebilme gerçekliğinden kaçınmak ve bilememeye teslim olmak.

Bu istememe ve kaçınma ile beraber insanın bu bilebilme yeteneğine sahip olmadığına insanoğlunu inandırmak, bu bilinçsizlikte ısrarcı olmak ve bu tavrın aksine bilmişlik taslayarak, bilebilme arzusu ve yetisinden inatla uzak durmak.

Ve bu inadını yine aynı bilmişlik ile hem kendisine hem de tüm insanlığa üstün ve onurlu bir davranış biçimi olarak ve aynı zamanda kibirli ve gururlu bir şekilde özgürlük olarak lanse etmek, sunmak.

Hayatın bütününü ihtiva eden, tüm hareketlerin kaynağı olan düşünce ve inançların, bunu ortaya koyan iradenin kendisini ve tetikleyen unsurları tanımak, arkasından bunların iç içe olduğu ve oluşturduğu hayatı tanımak ve tüm bu ilişkileri ve davranışları görünmeyen ve bilinmeyen ile ilişkilendirmek için insanın, bilebilme yetisi ile yüzleşmesine engel olmak, onu görmezlikten gelmek, kısacası kendisini bilerek ve isteyerek körleştirmek.

Bu körlükle beraber inatla egosuna, nefsine, hazlarına ve zaaflarına doğru koşmak ve onlara tüm benliği ile teslim olmak.

Evet seküler dünya, insanoğlunun özelikle gençliğin önüne ateizmden sonra, farklı farklı …izmlerle denediği ve tükettiği arkasından, yepyeni bir oyuncakla oyalanması için insanoğlunun önüne, daha önce pişirip derin dondurucuya koymuş olduğu bir ....izmi çıkararak ve sunarak yol açmıştır.

Amaç insanoğlunu özellikle gençliği tekrar pagan-putperest kültüre teslim etmemek, kaptırmamaktır.

Bu sunum etkili olmuş ki yeryüzünün her tarafında özgürlüğün zevk ve sefa içersinde, sınır tanımayan bir yapı ve işleyiş olarak algılanmasına ve sonrasında bunun sonuna kadar yaşanmasına sebep olmuştur ve şu an sınırsız ve hoyratça bu özgürlük yaşanıyor.

İnsanoğlu ve özelde genç nesil, uzun bir dönemdir ne seküler dünyanın ne de pagan dünyanın çatışması arasında kalarak, bunların bilinmeyen ile olan ilişkilerini sahiplenmek istememiştir.

Huzursuzdu ve bir çıkış yolu aramaktaydı.

Bir tarafta bilinmeyeni ( Allah ) tümü ile inkar veya pasifizm ile dar bir kalıba sıkıştırmış bir düşünce ve zulüm var iken diğer tarafta bilinmeyenle ortaklık kurarak veya kurdurtarak insanoğlunun tüm hayatını köleleştiren bir inanç ve zulüm yapısı var idi.

Nihayetinde mutlu etmeyen yaşam biçimleri, temelde bu iki akım ile insanoğluna zulmetmiş iken, evet insanoğlu özellikle gençlik koşar adım bu zulümlerden kaçarak boşluğa doğru sürüklenmiştir.

Tamda burada karşısına yepyeni gözüken bir akım bir düşünce bir ufuk çıkmıştır, çıkarılmıştır.Ve insanoğluna seslenmiştir, sen Allah’ı yani bilinmeyeni bilemezsin, bu yönde sana bir yetenek ve bilgi verilmemiştir, bu verilmemiş iken sen nasıl olurda önünde duran, bilinmeyeni bildiğini iddia eden ve seni kendisine köle eden, senin hayatını şekillendiren bu ..izmlere ve inançlara teslim olup, aklının ve vücudunun istemiş olduğu, arzulamış olduğu güzelliklerden mahrum kalırsın.

Hadi gel, bu içi boş ve sapkın düşüncelerden uzak duralım, seni köleleştiren bu inançlardan ve dinlerden uzak duralım.

Bu iki temel akımın da sana vaaz etmiş olduğu her ne ise, yaratıcıya-bilinmeyene ulaşamayan, ulaşması mümkün olmayan bu akımlar ve onların temsilcileri nasıl oluyor da, bu bilinmeyen adına senin hayatını şekillendiriyor, sınırlandırıyor.

Tamda burada, bende kendimi bu soruların muhatabı olarak kabul ederek ve gençliğin yanında yer alarak yol yürüyeceğim.

Ve kendime açık yüreklilikle soruyorum.

Ben bilinmeyeni yani Allah’ı gerçekten bilebilme kabiliyetine sahip miyim veya bu bilinmeyen kendisini bir şekilde bize, kendisini bilmemizi sağlayacak bir işaret bir bilgi bir aracı veya herhangi bir ulaşım yöntemi sunmuş mudur..

Ya da bunların ötesinde bilinmeyen her ne ise gerçekten buna ulaşmamız onunla yüzleşmemiz onunla dertleşmemiz mümkün değil mi?

Gerçekten bu böyle ise benim hayatımı, duruşumu şekillendiren onca gelenek, görenek, yasa, haram, helal bunlara ne gerek var ve ben neden istediğimi yapamıyorum.

Ve ben bu sorulara cevap verirken olağanca çıplak kelimeler kullanacağım.

Herhangi bir düşüncenin, ideolojinin veya önyargının kavramını kullanmadan saf bir dille cevaplarımı vermeye çalışacağım.

İnsanoğlu düşünebilen akledebilen bir varlık olarak hisleri ile, varoluşunu ihtiva eden iç sesleri ile, aynı zaman da gördükleri ve duydukları ile sorgulayan ölçüp tartabilen bir varlıktır.

Bunu yaparken dış etmenlerden uzak durup, kendisi ile baş başa kaldığında bunlara tatmin edecek cevapları vereceğine inanıyorum.

Ey gençlik! sessizliğe doğru kaçın ve kendiniz ile baş başa kalın, size etki eden ve size şekil vermek isteyen her türlü yaptırımlardan kaçın, uzaklaşın ve kendiniz ile baş başa kalın.

Göreceksiniz ki bilinmeyen, size bir takım işaretlerle veya yüklemiş olduğu bir takım değerlerle dokunacak kendisini bilmenizi sağlayacaktır.

Ben böyle yaptım.

Kurtulun prangalarınızdan, sizleri esir alan etkenlerden.

Çıkın bir dağa, ya da bir deniz kenarına ve sonsuzluğa karşı derin derin bakarak nefes alın ve düşünün.

Ve sorun kendinize, ben kimim? Ve bilinmeyen kim?

Aramızda nasıl bir ilişki olmalı?

Ey bilinmeyen sen bize nasıl dokunacaksın?

Sonra çıkın toplumların içine, ilk önce kendi nefsinize, egonuza ve ihtiraslarınıza sonrada toplumun değer yarılarına önyargısız ve çıkar gütmeden hesap sorun.

Siz kimsiniz ve bilinmeyen sizlere ne yetki verdi de çıkıp benim önümde yer alıyosunuz diye.

Cesur olun, bırakın körleşmeyi ve bunu yapın, korkmayın.

İnanıyorum ki sizlerin bilinmeyeni bilme noktasında ki kaçışınız, toplumun sahip olduğu saçma sapan değer yargılarının üzerinizde kurmuş olduğu baskıdır ve bundan kurtulamayacak olmanın vermiş olduğu korkudur.

Ve tekrar söylüyorum, korkmayın üzerine üzerine gidin.

Bundan sonrasını sizlere bırakıyorum, emin olun çarçabuk bu sorulara cevap bulacaksınız.

Ve yola çıkarak bilinmeyene ulaşmanın yollarını ve yöntemlerini bulacaksınız.

Emin olun bulacaksınız, yeter ki bilinmeyenle bir kere de olsa samimi bir şekilde baş başa kalın ve sonrasında bunu sürekli kılın.

T.K. @kul6303839