Yayına girmeden arkadaşlara sordum, “Gündemle ilgili bir fikriniz var mı?” dedim ekip arkadaşlarımıza. Onlar da dediler ki ‘gündem okullar.’ Evet, okula gitmeyen var. Değişik değişik enformasyonlar var. Türkiye olağanüstü bir halle karşılaştı. Cedidiye Camii’nde de gıyabi namaz kılındı ölenler için. Allah gani gani rahmet eylesin.
Şimdi biz milletimizle, maneviyatımızla, değerlerimizle ve kültürümüzle çocuk yaştan itibaren eğitim verdiğimiz, 18-20 yaşına kadar bu nesli, bu coğrafyanın, bu toprakların evlatlarını bu değerlerle yetiştirmezsek buna benzer birçok konu önümüze çıkacaktır.
Ben ilköğretim okulunda yontma taş devri, cilalı taş devri, boyalı taş devri eğitimiyle öğrendim hayatı. Yaratılış ve inanç faktörüne aykırı olan Darwin teorisiyle büyüdüm okullarda. İnsanlar maymundu, sonra evrildi, insan oldu diye öğrettik yıllarca bu nesle. Ama ne oldu? Hayvan gibi yetiştirdiğin nesilden insan gibi sonuç bekleyemezsin. Bekleyemiyoruz, sonuçlar ortada.
Biz bugün Türkiye’de gıyabi cenaze namazlarıyla yavrularımızın yaşadığı halle hüzünlenirken, bir anane de bir ifade vardır “Allah kimseyi evladıyla imtihan etmesin.” Çok zordur evlatla imtihan olmak. Bu hadiseyi gerçekleştiren evlat da, onun anası, babası, ailesi de, canı yanan da, canı giden de aslında aynı dertte. Evlat, imtihan dünyası.
BU EĞİTİM SİSTEMİ BU MİLLETE UYMUYOR
MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERE AYKIRI OLMAYAN BİR MÜFREDAT ŞART
Ancak biz elbisemizi, kıyafetimizi belirlerken bu bedene uymalı. Bu eğitim sistemi, bu müfredat, bu yapı bu milletin milliyetine, maneviyatına, kültürüne, asaletine uymuyor. Ne Türklüğe uyuyor ne Müslümanlığa uyuyor.
Eğer insanlarda vicdani ve imani asli unsurları ön plana çıkaracak bir eğitim sistemi olmadığı sürece buna benzer hadiseleri bu ülkede maalesef yaşamak zorunda kalırız. Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek kadar büyük bir vebaldir bizim inancımızda. Biz evlatlarımıza bu milletin asaletini, ahlakını, inancını güzel güzel, tatlı tatlı ilköğretimden itibaren öğretmezsek, anlatmazsak canımız yanar, canımız gider. Her evlat, her nesil bu ülkenin kalkınması için ahlaklı, idealli, vizyonlu ve hedef sahibi olmalıdır. Bunun için bir eğitim müfredatına bu ülkenin çok ivedi şekilde ihtiyacı var.
Bize bu akılları veren kim? Talim Terbiye Kurulu’nda 1947’de yapılan bir anlaşma hâlâ geçerliliğini koruyor. Türkiye’de eğitilen çocuğun müfredatının temelini bu kurul belirliyor. Bu kurulda Amerika Birleşik Devletleri’nin uygun gördüğü insanlar var bu anlaşmaya göre. Müstemleke zihniyetine göre, sömürecek şekilde, kullanacak şekilde eğitiyor. Bunun derdiyle dertlenen devlet adamlarımız yok mu? Var. Müdahale etmek isteyenler yok mu? Var. Şu andaki Milli Eğitim Bakanımız bu işe müdahale etmeye başladı. Hasan Celal Güzel ve CHP döneminin bakanı Hasan Fehmi Güneş bu meselelerden dolayı bertaraf edildi. Milli ve yerli olmak Türkiye’de zor.
BU MEMLEKETİN EN BÜYÜK HAİNİ EN BÜYÜK VATANSEVERİDİR
Bir gün rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ile sohbet etme imkânımız olmuştu. Kendisi bana “Bu ülkede hainler kimlerdir?” diye sordu. Ben çeşitli örnekler sayınca bana dedi ki, “Öyle değil.” “Bu memleketin en büyük haini kimdir biliyor musun?” dedi. “Bu memleketin en büyük haini, en büyük vatanseveridir.” Nasıl olur dedim. Öyle bir düzen kurulmuş ki, vatanı için mücadele edenler ya hain ilan edilir ya aciz görülür.
YENİ NESİL EĞİTİLEMİYOR AİLELER YOK OLUYOR!
Eğer bugün bir acı yaşıyorsak eğitemiyoruz. Öğretemiyoruz. Milli ve manevi değerlerden uzak bir müfredat sistemiyle neslimiz gidiyor, ailelerimiz gidiyor.
Netice itibariyle ‘sen bunları konuşuyorsun, ağzında emanet kalıyor. Sadullah sen ne anlarsın bu işlerden?’ diyen olabilir, buna da saygı duyarım. Ama anlayanların bizi getirdiği yer belli. Çok bilmeye gerek yok. İş çok basit. Allah’ın ve devletin kanununa aykırı olmayan, Allah’ın anıldığı, devletin yüceltildiği bir eğitim sistemini ana tema yapalım, mesele bitecek. Devlet de adaletli olacak ve milletin milliyetiyle, maneviyatıyla, örf ve adetleriyle barışık bir sistemle bizi eğitecek.
YAŞADIĞIMIZ ACILARIN EN BÜYÜK SEBEBİ EĞİTİLEMEMEK
Bugün yaşadığımız acının temel sebebi eğitilememek, öğretilememek, yaşama hazırlanamamaktır. Yoksa çok gıyabi cenaze namazları kılınır, çok aile faciaları yaşanır. Dedik ya, muhtarlara giden tebligatlarda yoğunluk olarak ya boşanma kağıdı, ya da icra var.
Otokontrol sistemini kuracak maneviyat, memleketine milletine başarılı ve faydalı olmak için vizyon sahibi bir nesil yetiştirmek. Bu iş bu kadar zor mu?
İngilizler Pakistan’ı sömürürken logaritma cetvelini ders diye ezberletmişler. ‘Bunların beyni büyümesin, iyi düşünemesinler’ diye. Türkiye’de biz 11-12 bin kelimeyle konuşurken İngiltere’de bu sayı 112 bin. Aradaki fark bu.
Bizi 11.000, 12.000 kelimeyle konuşmaya, anlaşmaya, yaşamaya mecbur edenler bizden 10 kat kelimelerle, anlamlarla hayatlarına anlam katmışlar. Yani İngiliz’in, Fransız'ın veya bu dünyada gelişmiş olan, ahlaklı olan tabiri caizse devletlerde, düzgün olan devletlerde, hayat bir nizami olan devletlerde veya yapılarda doğanlar anasının karnından lise mezunu mu doğuyor? DNA moleküllerinde, kanlarında farklı bir asalet mi var? Yok. Allah bütün asaleti bize vermiş. Bütün merhameti bize vermiş. Neye göre diyorum? 400 yıl kaldığımız Balkanlarda 400 yıl sonra adam dinini de milliyetini yaşayabilmiş. Biz çok asil bir milletiz. Bizim filmlerle şundan bundan kahraman oluşturmamıza gerek de yok. Bizim zaten kahramanlarımız var.
Hülagü ile bir genç âlimin hikâyesi vardır. Selçuklu’dan bir âlim ister Hülagü. Kimse gitmek istemez. Genç bir delikanlı gider. Hülagü ona “Koskoca Selçuklu seni mi gönderdi?” der. Genç âlim, “Sakallı birini arıyorsanız dışarıda keçi var, heybetli arıyorsan deve var, çok konuşan arıyorsan horoz var” deyince Hülagü etkilenir. “Beni buraya hangi güç getirdi?” diye sorar. Genç âlim, “Biz özümüzden uzaklaştığımız için sen geldin” der. “Peki seni buradan hangi güç gönderir?” sorusuna da “Biz özümüze dönersek seni burada hiçbir güç tutamaz” diye cevap verir.
İşte biz de tarihimizdeki ve özümüzdeki insanlığa örnek olan medeniyetimizi evlatlarımıza vermezsek yüreğimiz yanar. İnşallah milletimizin, devletimizin ve insanlığın umut duyacağı bir nesil yetişir.
Hoşça kalın, dostça kalın, Allah’a emanet olun.