Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunduk. Aklımızın yettiğince, fikrimizin oluştuğunca, vatandaşın diliyle…

VATANDAŞIN DİLİYLE ÜNİVERSİTE HASTANESİNİ DEĞERLENDİRDİK
Şimdi bu dillendirirken her zaman söylüyorum: Benim ismimin önünde doktor, doçent, profesör veya bir unvan yok. Ben vatandaşın dilinden, vatandaşın derdinden hasbihal ettiklerimi buraya yansıtıyorum. Ama konuştuğumuz insanlar, eleştirdiğimiz insanların hepsinin önünde bir prof unvanı var, doçent unvanı var, akademisyen unvanı var. Hani teşbihte hata olmaz ama o halinizle, akademik kimlikle biz burada konuşmak durumunda kalıyorsak, bu bir ayıpsa bu ayıp bizim değil sizin. Onu baştan söyleyelim.
Şimdi gelelim işin tepki boyutuna. Bir tane doktor arkadaş bize bu konularla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş. Bir de bir bürokrat yazmış, demiş ki “Düzce’de romatizmal hastalıklar hat safhada” evet, nemli bir bölge burası. Romatizmal hastalık da var. Dizimiz ağrıyor, kemiklerimiz ağrıyor.
ÜNİVERSİTENİN ROMATİZMAYA BAKACAK HOCASI YOK!
Fakat Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde dört yıldan beri romatizma hastalığına bakacak doktor yok. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi binalarında şu anda bir tadilat yapılıyor. O tadilat zaten bizim canımızı aldı kaç günden beri ama bu tadilattan edindiğim bilgiye göre — belki yanlış olabilir de iddia diyelim o zaman — Düzce Belediyesi’nin imar işlerinin veya imarın bu işten haberi yok. Yani öyle duydum, bilmiyorum tabii. Olabilir de, izin de yok. Ne yapıyorlar, ne ediyorlar? Nereyi kesiyorlar, nereyi düzeltiyorlar? Dedim ya geçen gün yönetim zafiyeti var diye, başka bir şey varsa bu değerlendirilir.
Zaten vatandaş bu odada yatarken diğer odada sac kesen spiralin sesiyle, talaşı içeriye geliyor. İnşallah en kısa zamanda bu iş düzelir.
Bir de palyatif merkez diyorlar. Palyatif merkezin açılımında insanların sağlıkta daha kaliteye kavuşması adına, işte kanser veya buna benzer hastalıklarda tedavi noktasında bir merkez. Bu Düzce Devlet Hastanesi’nin de yükünü azaltır, tıp fakültesinin de yükünü azaltır. Nasıl olacak bu? Bakın hep Bolu diyoruz, şehir kültürü diyoruz. Şehir kültürü işte böyle bir şey. Bolu Palyatif merkez kurma noktasında teşvik kapsamındaymış. Ama biz ne yapıyoruz? Biz hep arkadan gidiyoruz, geriden gidiyoruz. Sahibimiz yok.
Dert anlatıldığı zaman beş sene sonra anlayan insanlar var. Yani derdi beş sene sonra gören insanlar var. İnsanların yüzüne muhabbetini beş senede bir gösterenler var. Tabii her şeyin bir karşılığı olacak da…

İMARA İSKANA RUHSATA GEREK DUYMAMIŞLAR
Şimdi imar dedik, şu memleketten hep alanlar var böyle. Hep bu memleketten siyasi, içtimai, ticari olarak alanlar var. Ya şu memleketi hep almayın, biraz da verin, diyeceğimiz bir konu.
AK Parti eski milletvekili Fahri Çakır, Mehmet Keleş’in görevin alınmasının sonra Dursun Ay ve bunun bir tane de ortağı var. Royal Gold AVM.
Burada imara, iskâna, ruhsata gerek kalmadan bunlar bir yer açmışlar. Kırmışlar, dökmüşler. Gündeme gelince belediye ekipleri buraya gereğini yapmış. Şu anda da 60 bin TL ceza kesilmiş. Bir yerleri kesmişler, statiğiyle oynamışlar binanın.
Şimdi AK Parti eski milletvekili Fahri Çakır, AK Parti belediye başkanı ve bir de AK Partili yönetici bunların ortağı. Konu Faruk Özlü’nün önüne geldiğinde, encümenden ceza kesildiyse burada belediye başkanının haberi vardır. AK Partili belediye başkanı, AK Partili eski belediye başkanı ve milletvekilinin olduğu yere imara aykırı, güvenceye aykırı olduğundan dolayı ceza kesiyor. İşte Faruk Özlü’nün farkı bu.
Bazen bizi de eleştiriyorlar. “Çok övüyorsunuz Faruk Özlü’yü.” Eleştirsek, yersek ne olacak? Üç sene kaldı şurada, bu memlekete Faruk Özlü gibi devletin ruhundan, devletin siyasetinden, devletin stratejisinden, devlet adamlığı noktasına kadar gelmiş bir kişiyi bir daha ne zaman bulacaksınız? Üç senemiz var. Faydalanalım.

İŞTE FARUK ÖZLÜ FARKI
Ben burada Sayın Faruk Özlü’yü alkışlıyorum. Buraya bu ceza kesilmiş ve mühürlenmiş. Birileri demek ki kafasına göre bir iş yapamıyor. Yani partili de olsa, partinin imtiyazı da olsa kimse kimseyi dinlemiyor. İş yasal boyut dinliyordur, mutlaka da gereğini de yapıyor.
Yani toplumda hep bu toplumdan almaya kalkan, alan; bu toplum sayesinde, siyaset sayesinde, içtimai hal sayesinde büyüyenler var. Büyüdüğünüzde tamam kabul ettik de şu memlekete biraz da siz vermeye başlayın. “Hep bana, Rabbena” olmaz ki.
Oradaki hadisede bir dükkânı verecekler. Spor salonu mu verecekler? Kimin ortağı, kimin dayısı, kimin ağası, kimin paşası ki burada kimseyi dinlemeden, belediyeden izin almadan, imardan izin almadan, etmeden eylemeden bunu yapmışlar? Niye? Birisi eski belediye başkanı, birisi eski milletvekili. E ne oldu? İşte Faruk Özlü’nün farkı bu.
İnşallah daha güzel şeyler konuşalım. Sonuç itibarıyla bugün yaşadığımız şehirdeki her şeyden biz sorumluyuz, dertliyiz.

GANİ GANİ KAZANIRKEN YUDUM YUDUM BOĞUYOR
Şimdi arkadaşlarımız size bir video veriyorlar. Bu videoda bir işletme kurulmuş, bir restoran kurulmuş. Allah herkesin kasasına gani gani paralar versin. İyi güzel arkadaş, Bir ızgara şeyi var, dumanı var. Mahalle duman altı olmuş.
Onu oraya kadar yaptın. Bu kadar para harcadın. 4-5 milyon kaç para harcandıysa tabii… Reklamını da yaptın, etiketini de yaptın. Hizmetini de yap, paranı da kazan da milleti niye boğuyorsun dumana? Bunun ne hakkı var?
Hepsini yaptın da o vitrine, bilmem neye oldu da o bacanın böyle bir 20–30 metre yukarı çıkarak, çatıların üzerine çıkmasına para mı bulamadın, zaman mı bulamadın? Açmasaydın! O insanlar oradaki dumanı çekmek zorunda mı? O dumanın altında boğulmak zorunda mı?
Lütfen Düzce Belediyesi ekipleri, Buranın gereğini yaptıysanız bilmiyorum, arkadaşlar bunun haberini de yaptılar. Lütfen gereğini yapın. İnsan yaşat ki devlet yaşasın. İnsan yaşamadan devlet yaşamaz.
O dumanlar, o dumanda boğulan insanlar zaman içinde Düzce’deki siyasetten “bak buna dokunulmuyor” diyecek. Ben burada Royal Gold AVM’deki milletvekili ve belediye başkanı örneğini özellikle verdim. Bu memlekette yaşam kalitesini düşüren herkese dokunuluyor ve dokunulsun. Yaşam kalitesini yükselten herkese de iltifat edelim, taltif edelim.
Hoşça kalın, dostça kalın. Allah’a emanet olun.