Demagojik klişelerin gölgesinde kalan ruh parçacıklarının en acınası durumda olanıdır belki, uğruna yüzbinlerce şiirler türküler yazılmış kadim tarihimiz.

Tarih hem borçlu bize, hem alacaklı bizden! Kendi içinde savaşçılarını, katillerini, mazlumlarını, şairlerini ve efendilerini inşa eden, kıtalar arası köprüler kurup gönülleri buluşturup, bin yıl silinmeyecek izler bırakan tarih, günlük hayatta, sanatta, sporda, mimaride ve müzikte iki asır ötemizden geçiyor…

Koşsak yetişemeyeceğimiz kadar haris, dursak bize gelmeyecek kadar nazlı…

 Alacağımız var tarihten…

Yetiştirdiği “Devri kadim efendileri”, kurduğu köprüden geçerken,

Bize;

“Gel anne ol! Çünkü anne: Bir çocuktan bir Kudüs yapar

Adam baba olunca içinde bir Kudüs canlanır.

Yürü kardeşim! Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin"

Diye haykıran Nuri Pakdil’in ne demek istediğini anlatmadı bize…

Anlatmadı, Cemil Meriç’in; “doğuyu anlamadan batıya aidiyet hissetmek paryalıktan başka bir şey değildir” derken, bize ne söylemek istediğini…

Anladığını iddia edenleri de, Necip Fazıl diliyle vurdu;

“Anlamak yok çocuğum anlar gibi olmak var

Akıl için son tavır saçlarını yolmak var”

Çünkü haris…

Alacağımız var tarihten, çünkü borçluyuz kendisine! Tam iki yüz yıldır borçluyuz!

Azize kul olanı, Zelilce katledenleri başımıza taç ettik, suçluyuz!

Suçumuzu kabul etmediğimiz kadar da borçlu!

Kendisiyle sohbet edeni eli boş döndürmeyecek kadar da nazlıdır tarih. Merhametlidir, adildir.

İki yüz yıl uzağımıza kurduğu köprüden geçirdiği kendi çocuklarının Pak Diliyle;

“antifaşist, antiemperyalist, antikapitalist ve antifiravunist” duygularla selamlar bizi…

Hâsılı velkelam, ışık hızıyla temas edip geçtiğim konuların, dertlisinin gönlünde bir Volkan gibi patlayıp kaynayacağını temenni ederek, hem alacaklı hem borçlu olduğumuz tarihle, kabul etsek de etmesek de bağımızı koparamayacağımız gerçeğiyle bir an önce barışmayı temenni ediyorum…